Millî Mücadele Döneminde Denizli / Nuri Köstüklü*
( 10.53478/TUBA.978-625-8352-64-1.ch01 | 1 )
*Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı
Özet
15 Mayıs 1919 günü sabahının ilk saatlerinde İzmir’in işgali haberi Denizli’de duyulur
duyulmaz; Denizli Mutasarrıfı, Askeralma Bölge Başkanı, Belediye Başkanı, Denizli
Müftüsü ve eşraftan bazı kişiler bir araya gelerek, işgallere karşı Denizli’de bir millî
direniş ruhunu oluşturmaya çalıştılar. O gün Denizli’de büyük bir miting yapıldı ve
arkasından millî teşkilatlanma hemen başladı. Yunan işgalinin Denizli istikametinde
vatan coğrafyasına yayılmasına karşı tedbirler alındı. Kısa sürede Denizli’de ve
ilçelerinde ileride genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adını alan millî teşkilatlar
kuruldu. Bu teşkilatların ve bölgedeki askerî ve mülki erkânın da destekleriyle milis
gönüllü kuvvetler oluşturuldu. Bir taraftan da cephenin savunmasına yönelik olarak
lojistik destek faaliyetlerine hız verildi. Öyle ki Denizli’nin batısında kurulan cephede
Yunan ilerleyişi büyük ölçüde durduruldu. Denizli Sancağında vatan savunması için her
türlü fedakârlığın yapıldığı sıralarda bazı azınlıkların ve Millî Mücadele aleyhtarı muhalif
grupların özellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlılarının karşı propaganda ve faaliyetleri
de eksik olmuyordu. Ama bütün bu zorluklara rağmen Denizli halkı, Millî Mücadele’nin
sonuna kadar, maddi ve manevi bütün gücüyle vatan savunmasında yerini aldı. Mevcut
verilerden tespit edilebildiği kadarı ile beş yüzün üzerinde Denizlili, Millî Mücadele’de
şehit oldu.
Anahtar Kelimeler
Millî Mücadele, Türk İstiklal Savaşı, Denizli, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Batı Anadolu,
Yunan İşgalleri
Denizli During the National Struggle
Abstract
As soon as the news of the occupation of Izmir was heard in Denizli in the early hours of
the morning of May 15, 1919; Denizli Governor, Recruitment District President, Mayor,
Denizli Mufti and some people from the notables came together to try to create a spirit
of national resistance in Denizli against the occupations. A big rally was held in Denizli
that day, and then the national organization started immediately. Measures were taken
against the spread of the Greek occupation in the direction of Denizli to the homeland. In
a short time, national organizations were established in Denizli and its districts, which
later became Association for Defense of National Rights. With the support of these
organizations and the military and civil authorities in the region, militia volunteer forces
were formed. On the other hand, logistic support activities for the defense of the front
were accelerated. So much so that the Greek advance on the front established in the west
of Denizli was largely stopped. At the time when all kinds of sacrifices were made for the
defense of the homeland in Denizli Sanjak, the counter-propaganda and activities of
some minorities and opposition groups against the National Struggle, especially those of
the Hürriyet and Entente Party, were not lacking. But despite all these difficulties, the
people of Denizli took their place in the defense of the homeland with all their material
and moral strength until the end of the National Struggle. As far as can be determined
from the available data, more than five hundred Denizli people were martyred in the
National Struggle.
Keywords
National Struggle, Turkish Independence War, Denizli, History of Republic of Türkiye,
Western Anatolia, Greek Occupations
1. Giriş
1815 Viyana Konferansı’nda emperyalist devletler, “hasta adam” dedikleri Osmanlı
Devleti’ni paylaşmayı ve netice itibarıyla Anadolu’da Türk-İslam siyasi hâkimiyetine son
vermeyi amaçlayan, bir projeyi uygulamaya koymuş bulunuyorlardı. Osmanlı Devleti’nin
de ilimden ve irfandan ayrılmasının, özellikle Avrupa’daki bilimsel gelişmelere ayak
uyduramamasının bir sonucu olarak gerilemeye başladığı bu dönemde, “Şark meselesi”
olarak kodlanan söz konusu proje adım adım uygulamaya kondu. Balkan coğrafyasındaki
isyanlar, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı ile
Osmanlı Devleti, kolu kanadı budana budana Anadolu’ya sıkıştırıldı. Mondros
Mütarekesi’yle de artık vatanın son coğrafyası da elinden alınmak, Anadolu’da Türk
hâkimiyetine son verilmek isteniyordu. Mütareke sonrası başlayan işgaller, artık “şark
meselesi”nin gerçekleşmek üzere olduğunu gösteriyordu. İşte böyle bir ortamda Türk
milleti, en tabii hakkı olan vatan coğrafyasında hür ve insanca yaşamanın mücadelesi
içine girdi. Geniş anlamıyla “Millî Mücadele” olarak adlandırılan bu nefsi müdafaa
hareketinin büyümeden yok edilmesi için İtilaf devletleri özellikle de İngilizler, Yunanları
Türk milletinin üzerine saldılar. 15 Mayıs 1919’da, arkalarında bazı İtilaf donanmaları
da olduğu halde Yunan işgal kuvvetleri İzmir’e çıkartıldı. Kuruluşundan beri devamlı
Türkiye aleyhine genişleyen Yunanistan için bu büyük bir fırsat idi. Yunanlar daha
İzmir’e çıkışlarından itibaren, işgal metodlarının bir gereği olarak asker-sivil ayırımı
yapmadan insanları katletmeye, yakıp yıkmaya dolayısıyla halka “korku” iklimini
yaymaya başladılar. Böyle bir ortamda bile, başta İstanbul Hükûmeti olmak üzere ülkeyi
yönetenler, halkı sükûnete davet ediyor, İtilaf devletlerinin merhametine sığınmayı çare
görüyor ve millî refleksi törpülemeye çalışıyorlardı. Ama bütün bu zor şartlara rağmen
Türk milleti Mustafa Kemal Paşa ve kadrosunun öncülüğünde işgallere karşı koymaya ve
bu amaçla teşkilatlanmaya başladı. İşgal tehlikesine yakın olan bölgeler başta olmak
üzere bütün vatan sathında hızlıca savunma refleksi oluşmaya başladı. Yunan işgal
kuvvetlerinin İzmir’e çıktığı haberi Denizli’ye ulaşır ulaşmaz 15 Mayıs 1919 sabahının
ilk saatlerinde Denizli ve ilçelerini büyük bir endişe ve heyecan sardı, akabinde savunma
azmi ve kararlılığı ortaya kondu. Şimdi bu gelişmeleri dönemin kaynakları ışığında takip
etmek istiyoruz.
2. Mütareke Sonrası Gelişmeler; İzmir’in İşgali ve Denizli Sancağına Kadar Yunan İşgal Harekâtına Genel Bir Bakış
Bilindiği üzere 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi (Ateşkes Antlaşması),
içerdiği hükümler ile Osmanlı Devleti’ni daha doğrusu Anadolu’daki Türk siyasi varlığını
sonlandırmayı amaçlıyordu. Osmanlı Devleti her ne kadar kâğıt üstünde var görünse de
fiilen bitirilmiş durumda idi. Çünkü ordusu terhis edilmiş, haberleşmesine,
donanmasına, silah ve mühimmatına el konulmuş kısacası bütün savunma tedbirleri yani
bağışıklık sistemi çökertilmiş bir durumda bırakılmıştır. 24. madde ve özellikle 7. madde
devletin toprak bütünlüğünü açıkça ortadan kaldırıyordu. Yani vatan coğrafyası ipotek
altına alınmış bulunuyordu. Böyle bir durumda Osmanlı Devleti’nin fiilen
bağımsızlığından bahsetmek mümkün değil idi. Ateşkes antlaşması ile hazırlanan bu
amaçlar, fiilen başlayacak işgallerle gerçekleşecekti. Aslında Osmanlı-Türk coğrafyasının
nasıl paylaşılacağı hususu, İtilaf devletlerinin I. Dünya Savaşı devam ederken aralarında
yaptıkları gizli antlaşmalarla aşağı yukarı belirlenmişti. İtalyanların eski Roma’nın vârisi
olduğu iddiasından kaynaklı Anadolu üzerinde emelleri vardı. Bu yüzden 26 Nisan
1915’te imzalanan Londra ve daha sonraki St. Jean de Mourenne gizli antlaşmalarıyla
İtalyanlar işgal bölgelerini belirlemiş bulunuyorlardı. Başlangıçta İtilaf gurubunda
olmayan Yunanistan da kuruluşundan itibaren sürekli Türkler aleyhine yayılmacı
politika takip ediyordu. Balkan Savaşı’ndan sonra patlak veren I. Dünya Savaşı,
Yunanistan için bir fırsat oldu. Zaten savaşın devam eden sürecinde, İtilaf devletlerinin
özellikle İtilaf blokunun lokomotifi durumunda olan İngilizlerin menfaati de Yunan
ordusunu Anadolu’ya sürmek yönünde idi. Venizelos, bazı vaatler sonucunda
Yunanistan’ı 11 Haziran 1917’de savaşa soktu. Böylece Yunanistan, İtilaf devletleri
safında savaşa katılmanın bedeli olarak Megole İdea doğrultusunda hayal ettiği Türk
topraklarına sahip olacaktı. Mondros Mütarekesi sonrasında Yunanistan’ın Türkiye
üzerindeki hayalleri doğrultusunda fırsatlar doğdu ve bilindiği üzere Yunan kuvvetleri
15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkartıldı.
İzmir’in işgali konusu, Batı Anadolu cildinde ayrıntılı olarak ele alındığı için burada
ayrıntıya girmeden Denizli yönündeki Yunan ileri harekâtına ana hatlarıyla değinmek
istiyoruz. 15 Mayıs’ta İzmir’e çıkan Yunan kuvvetleri 18 Mayıs akşamına kadar İzmir ve
Urla Yarımadası’ndaki duruma hâkim oldular. Yunanlar daha sonra Manisa istikametine
ilerlediler. 25 Mayıs’ta Manisa işgal edildi. Bu şekilde Yunan kuvvetleri Gediz Havzası
istikametinde ilerlemeye başladı. Takip eden günlerde Turgutlu, Tire, Saruhanlı
Yunanların eline geçti. Ancak Yunan kuvvetleri Aydın-Denizli istikametinde işgallerini
genişletmeyi tercih ettiler. Çünkü Venizelos, 300.000 Yunan göçmenini yerleştirmek için
Menderes Ovası’na önem veriyordu. Bütün bu işgal sürecinde, bölgedeki askerlik
şubelerinin raporlarında da ayrıntılı bir şekilde vurgulandığı üzere, yerli Rumlar ve
Ermeniler Yunan işgal kuvvetlerini karşılama hazırlıkları yaptılar.(1) İlerleyen Yunan
Birliği 27 Mayıs’ta (1919) Aydın’ı işgal etti. Karargâhı Aydın’da bulunan 57. Tümen,
Antalya’ya kadar dağınıktı. Tümen Komutanı M. Şefik Bey (Aker) elinde birkaç yüz kişi
ile Çine’ye çekildi. Böylece Menderes vadisi Yunanlara açılmış bulunuyordu.(2)
Yunan kuvvetleri Aydın’ı işgal eder etmez, Türklere zulüm yapmaya başladılar. Evleri ve
malları talan edilen Türkler, Aydın’dan Denizli istikametine göç etmeye başladı.(3)
Düşmanın Aydın’ı işgali ve burada yaptığı mezalim(4) yakın sancaklarda duyuldukça millî
heyecan daha da arttı ve Yunan işgallerine karşı mücadele için teşkilatlanma çalışmaları
hızlandı.
Yunan kuvvetleri Aydın’dan sonra Nazilli istikametine taarruza geçip Umurlu, Köşk ve
Sultanhisar’ın ardından 3 Haziran 1919 Salı günü Nazilli’ye girdiler. Önceki işgal edilen
yerlerde olduğu gibi Nazilli’deki Rumlar da Yunanları karşıladı ve “kahrolsun Türkler”
diye sokak sokak bağırdılar. Yerli Rumların büyük bir bölümü işgalcilerle iş birliği içinde
idi. Yakıp yıkma, namusa tecavüz, öldürme, gasp ve soygun olayları alabildiğine arttı.(5)
Yunanların hedefi Denizli idi, ancak o günün şartlarında İngilizler buna sıcak bakmadı.
Hatta Nazilli’nin boşaltılmasını istediler.(6) Bunun üzerine Yunanlar 20 Haziran’da
Nazilli’yi boşalttılar. İleride ayrıntılı bilgi verilen bölgede teşekkül eden ilk milis
kuvvetlerden olan Sarayköy Müfrezesi de Nazilli’ye girdi.(7) Türk kuvvetleri Aydın’ı geri
almak için hazırlıklara başladı ve nihayet 30 Haziran’da (1919) Aydın Yunanlardan geri
alındı. Fakat Kuvâ-yı Milliyenin karakterinden kaynaklanan bazı sebepler dolayısıyla
zaferden sonra millî kuvvetlerin dağılması üzerine, Yunan kuvvetleri tekrar taarruza
geçti, 3 Temmuz 1919’da Aydın yeniden işgal edildi.
Yunan askerî hareketliliği, zaman zaman devam etti. Ancak, Haziran 1920’den itibaren
planlı ileri harekâta başladılar. 3 Temmuz 1920’de Nazilli, 5 Temmuz’da Buldan işgal
edildi.(8) Buldan’dan sonra Yunan kuvvetleri Sarayköy’ü ele geçirmek için çok uğraştılar.
Eğer Sarayköy’ü de işgal ederlerse Denizli’ye girmeleri kolaylaşacak idi. Fakat bu bölgede
cephe açmış olan Kuvâ-yı Milliye, Yunan ileri harekâtını önledi. Yunan kuvvetleri Ocak
1921 başlarında saldırılarını sürdürdü. 8 Ocak 1921’de Çivril ve havalisini işgal etti.(9) Bu
işgal, Yunanların Çivril’i ilk işgalleri olup dokuz gün sonra 17 Ocak gecesi Çivril’den
çekilmek zorunda kaldılar.(10)
Takip eden aylarda Yunan kuvvetleri Çivril’e yeniden taarruza geçtiler. İlk işgalden
yaklaşık üç ay sonra 14 Nisan’da Çivril tekrar işgal edildi.(11) Yunanların bu ikinci işgalleri
uzun sürdü. Çivril ancak 30 Ağustos 1922’de düşmandan kurtarıldı. Bu işgal süresinde
Yunan askerlerinin pek çok mezâlimi oldu. İşgalci Yunan askerleri Çivril’in Cabar köyünü
yaktı ve köy halkından 83 canı şehit ettiler. Bu katliam ve bölgedeki Yunan mezalimi
halkta derin izler bıraktı, ağıtlar yakıldı.(12) Yine Yunan’ın işgal ettiği Sarayköy’ün bazı
köylerinde de çeşitli katliamlar ve zulümler yaşandı. İşgal süresince 220 kadar masum
Türk katledildi, 30 kadar kadın ve genç kıza tecavüz edildi, çeşitli yağma ve gasp olayları
yaşandı. Yunanlar, Sarayköy’e bağlı, Köprübaşı, Karataş, İhsaniye, Karaağaç köylerinde
okul ve camiler dâhil 150 civarında evi yakıp yıktılar, pek çok mal ve eşyayı yağmaladılar,
gasp ettiler ve bun benzer olaylar Çal’ın bazı köylerinde de yaşandı.(13)
Resim 1-2. Cabar Şehitliği (https://www.civril.bel.tr/cabar-sehitligi-cabar-mahallesi erişim tarihi: 01.09.2022)
3. İzmir’in İşgaline Denizli Sancağından Gösterilen Tepkiler
İzmir’in işgali haberi 15 Mayıs 1919 sabahı Denizli ve ilçelerine ulaşınca memurlarda ve
halkta büyük bir heyecan ve tepki oluştu. Denizli Mutasarrıfı Faik Bey; Denizli Askeralma
Bölge Başkanı Tevfik Bey’i, Müftü Ahmet Hulusi Efendi’yi, Belediye Bşk. Hacı Tevfik Bey’i
ve eşraftan Küçük Ağa oğlu Ali’yi, Dr. Kazım’ı, Dalamanlı oğlu Şükrü’yü, Tatosman oğlu
Emin’i yanına çağırarak İzmir’den gelen işgal haberini veren telgrafı okudu. Daha sonra
bu heyet, halkı korkuya ve telaşa düşürmemek, İzmir’de olup bitenleri haber vermek için
belediye dairesi önünde bir miting düzenlemeye karar verdi.(14) Yapılan hazırlıklar
sonunda 15 Mayıs sabahının erken saatlerinde miting için büyük bir halk kitlesi Bayramyeri Meydanı’nda toplanmaya başladı. Toplanan mahşeri kalabalıkta yerli Rumlar ve Ermeniler de vardı. Mutasarrıf, Belediye Başkanı ve bazı eşraf belediye
balkonunda ayakta yer aldılar. Çalınan trampetler, halkı sükûnete davet etti.(15) Müftü Ahmet Hulûsî Efendi, orada hazır bulunanlara heyecanlı ve yüksek sesle şu hitabede bulundu: “Ey ahâli! Muhterem hemşerilerim! Bu sabah İzmir’i Yunan askeri işgal
etmiştir. Bu işgale muhalefet ve düşmanın taarruzuna mukabele etmek lâzımdır. İşgal edilen memleket halkının silaha sarılması farz-ı ayn, uzak memleketler halkının silaha sarılması, farz-ı kifayedir. Fetva veriyorum, silah ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman mücadeleye mâni teşkil etmez. Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi üçer taş
alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka fiilî mukabelede bulununuz. Biz birçok
ülkelere hükmetmiş fatihlerin torunuyuz...”(16)
Mitingden sonra halk üzgün ve sinirli bir ruh hâli içinde dağıldı. Denizli Türk Ocağına
mensup gençler de öğleden sonra Türk Ocağı salonunda toplanarak işgali lanetledi. Aynı
günün ikindi üzeri, Hükûmet Konağında toplanan şehrin ileri gelenleri, Mutasarrıfla
birlikte İstanbul’daki İtilaf devletleri temsilcilerine bir protesto telgrafı çektiler. Yine
aynı gün belediyede yapılan bir toplantıda çevre il ve ilçelerle ilişki kurularak ortak bir
direniş cephesi kurulması kararlaştırıldı.(17) Saraya ve İstanbul Hükûmetine de işgal ve
mezalim devam ederse silahlı mukabeleye geçileceğini beyan eden telgraflar çekildi.(18)
Hatta bu kararlılık daha sonra İstanbul’a heyetler gönderilerek ortaya kondu.(19) İzmir’in
işgalinden henüz dört saat sonra düzenlenen Denizli mitinginin, çevre il ve ilçelere çok
büyük etkisi olmuştur. Nitekim Denizli mitinginin arkasından Denizli ilçelerinde Yunan
işgaline tepki olarak art arda mitingler yapılmaya ve ilgililere işgali kınayan protestolar
çekilmeye başlandı. 16 Mayıs Cuma günü Tavas’ta Kaymakam Ali Rıza Bey ve Müftü
Cennetzade Tâhir Efendi’nin gayretleriyle bir miting düzenlendi.(20) Belediye önünde düzenlenen mitingde Kaymakam, İzmir’den gelen işgali bildiren telgrafı okudu, ne şekilde davranılması gerektiği konusunda açıklamalarda bulundu. Kaymakamdan sonra,
Yarangüme Hâkimiyet-i Milliye Okulu Öğretmeni Mehmet Ali Bey söz aldı ve askerliği
süresinde Makedonya’da görmüş olduğu Türklere yapılan zulümlerden bahsederek derhal Yunanlara karşı harekete geçilmesi gerektiğini söyledi.(21) Yine aynı gün hem Acıpayam’da hem de Sarayköy’de İzmir’in işgali protesto edildi. Acıpayam’da mitingin
düzenlenmesinde Müftü Hasan Efendi çok etkili oldu. 16 Mayıs’ta Acıpayam’da yapılan
mitingin ardından Sadaret Makamına bir protesto telgrafı çekildi. Telgrafta; Redd-i İlhak
İşgal ve Müdafaa-i Heyet Reisi Ahmet Refik, Azadan Ahmet Hafız, Ahmet Hamdi, Osman
Nuri, Veli, Mehmet Kâmil, Ahmet Hulusi ve Hafız Hasan Efendilerin imzaları vardı.(22) Aynı
gün Sarayköy’de de büyük heyecan yaşanıyordu. O günleri yaşayan Emin Aslan
gördüklerini şöyle anlatmaktadır: “İzmir’in işgali günü Sarayköylüler de pür heyecan
telgrafhane ve belediyeye koşarak tamamlayıcı haberler almak için gözleri yaşlı adeta
çırpınıyorlardı. Nihayet acı durum açıklandı. Halk çarşı meydanında kuyunun önünde
miting halinde toplandı. Denizli’de olduğu gibi ateşli nutuklar verilerek işgal protesto
edildi.”(23) Mitingde Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi, yüksekte bulunan kuyu
kapağının üstüne çıkarak halka, “İzmir’in kâfir Yunanlar tarafından işgal edildiğini bu
kâfirlerin bulunduğu yerde namaz kılınamayacağını ve kılınmasının caiz olmadığı”
ifadesini belirtmiş ve düşmana karşı koymanın hem dinî hem millî vazife olduğunu,
bunun için de teşkilatlanıp, bütün halkın gönüllü olarak düşmana karşı silahlanmasını
söylemiştir.”(24) Bu konuşmalar kısa sürede etkisini gösterdi. İleride ayrıntılı anlatılacağı
üzere bu mitingden sekiz gün sonra, Sarayköy’de düşmana karşı millî teşkilatlanma
başladı.
İzmir’in işgalini telin mitingleri devam ediyordu. 17 Mayıs’ta Çal’da da büyük bir miting
yapıldı.(25) Müftü Ahmet İzzet Efendi (Çalgüner)(26) İzmir’in işgalini öğrenince 17 Mayıs
Cumartesi günü halkı Çarşı Camisi’nde topladı. Onlara -Kaymakam Fazıl (Güleç) Bey’in
muhalefetine rağmen-(27) düşman işgaline karşı seyirci kalmanın doğru olmadığını, gücü
yetenleri elden gelen imkânları hazırlamaları gerektiğini ve Allah’ın emrine ve
Peygamber’in sünnetine uyulmasını söyledi. Aynı gün belediye önündeki meydanda
halka da Yd. Sb. Ahmet (Akşit) heyecanlı bir konuşma yaptı.(28) İlgili yerlere, Yunan işgalini
protesto eden telgraflar çekildi.(29)
İzmir’in işgaline karşı, Denizli ve ilçelerinde tepkiler olurken, 18 Mayıs’ta Denizli’den
İstanbul’daki İtilaf devletleri temsilcilerine ikinci bir protesto telgrafı çekildi. Mutasarrıf
ve eşraf tarafından çekilen bu telgrafta: “Yunan askerlerinin İzmir’i terk etmedikleri
takdirde, Denizli halkının İzmir’i müdafaaya hazır olduğu” ifade edildi.(30)
Görüleceği üzere İzmir’in işgalinden dört saat gibi kısa bir süre sonra Denizli’de oluşan
millî tepki, kısa sürede bütün ilçelere yayılmış ve işgallere karşı oluşacak millî
teşkilatlanmayı teşvik etmiş, hızlandırmıştır.
4. Denizli Sancağında Millî Teşkilatlanma
Bilindiği üzere, Mondros Mütarekesi sonrası işgal tehlikelerine karşı vatan savunması
için, önce işgale yakın yerlerden başlamak üzere hemen bütün vatan coğrafyasında
değişik adlarla millî cemiyetler kurulmuştur. Batı ve Güneybatı Anadolu’da da Yunan ve
İtalyan işgallerine karşı direniş ruhunu ve faaliyetlerini inşa ve icra etmek üzere,
“Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti”, “Heyet-i Milliye”, “Millî Müdafaa-i Vataniye
Heyeti”, “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adlarıyla millî teşkilatlanmalar olmuştur. Ancak,
Sivas Kongresi’nde alınan millî cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti adı altında birleştirilmesi kararı ve daha sonra 2 Ağustos 1920’de Mustafa
Kemal Paşa’nın başkanlığında yapılan Afyon Kongresi’nde “Müdafaa-i Hukuk heyet-i
merkeziyelerinin son heyet-i vekile kararı ile üst seviyedeki mülki memurların
başkanlığında ve emri altında bulunacakları ve vazife yapacakları”(31) hükmü çerçevesinde bu teşkilatlar “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleşmiş
bulunuyordu. Bu yüzden, araştırma alanımızdaki millî teşkilatlanmaları “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” başlığı altında ele almak uygun görülmüştür.
4.1.Denizli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Faaliyetleri
İzmir’in işgalinden yaklaşık dört saat gibi kısa bir süre sonra Denizli’de başlayan işgallere
yönelik tepkiler, millî teşkilatlanmayı da hızlandırdı. Nihayet 29 Mayıs 1919 günü Müftü
Ahmet Hulûsî Efendi başkanlığında “Denizli Müdafaa-i Hukuk Redd-i İlhak Cemiyeti” kuruldu. Bu cemiyetin kurulmasında Başağazade Yusuf, Müftüzade Kâzım, Hamamcı Şeyh Mustafa, Tat Osmanoğlu Emin, Tavaslızade Mustafa, Küçükağazade Ali, Doktor Kâzım, Dalamanlızade Şükrü Bey ve Efendilerle, Karahacızade Ahmet Ağa, Mutasarrıf Faik, Kalem Reisi (Denizli 11. Tümen Askeralma Bölge Başkanı) Miralay Tevfik ve Polis Komiseri Hamdi Bey’in önemli hizmetleri oldu.(32) Daha sonra, bu kişiler arasından yedi kişilik bir heyet, icra organı olarak seçildi. Heyet üyeleri Kur’an üzerine el basarak millî ve dinî emirleri uygulayacaklarına yemin ettiler.(33)
Resim 3. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi.
Denizli Müdafaa-i Hukuk Redd-i İlhak Cemiyeti 10 Haziran 1919’da bir beyanname yayınladı. Bu beyannamede, Yunanların işgal bölgelerinde yaptıkları insanlık dışı zulüm ve katliamlar dile getirilerek şöyle deniliyordu: “Yarın Yunanların murdar ayakları
altında inleye inleye ölmektense bugün ya mertçesine ölmeğe yahut şerefle yaşamaya
azmeden ve bugünkü çalışmayı din ve namus meselesi bilen kardeşlerimiz son defa
olarak mali ve bedenî her fedakârlıkta bulunmalı, zengin ve fakir herkes bu dinî meselede
kendisini alakadar addetmeli seyirci vaziyetinde kalmamalı... Kaybedilecek zaman
olmadığını düşünerek hareket etmeliyiz... Allah yardımcımızdır.”(34)
Bu arada cemiyet Yunan zulümleri hakkında halkı aydınlatmak ve cephedeki gönüllülere
yardım toplamak amacıyla 7 Temmuz’da, biri Isparta’ya ve Eğirdir’e, diğeri Burdur’a
olmak üzere iki irşat heyeti gönderdi.(35)
Kısa bir süre sonra Denizli’deki bu millî teşkilat, daha iyi hizmet verebilmek için “Denizli
Heyet-i Milliyesi” adıyla yeniden örgütlendi. Bir başkanlık ve altı şubeden oluşan bu
teşkilatın başkanlığına, Müftü Ahmet Hulûsî Efendi getirildi.(36) Yönetim kurulunun diğer
üyeleri şunlardı: Başkâtip: Hacı Fakızade Nevzat Bey, Yazı İşleri Müdürü: Hamdi Bey,
Dosya Memuru: Cevdet Hayri, Şube Müdürü: Kâzım Efendi, Üye: Tat Osmanzade Emin
Efendi, Kâtip: Hüseyin Avni Bey, Muhâsip: Hamamcızade Mustafa idi.(37) Altı şubeden oluşan Heyet-i Milliyenin; Kuvâ-yı Milliyenin ikmali, mali meseleler, istihbarat işleri, asayişin temini, göçmen iskân işleri, nakliyat ve sağlık alanında önemli hizmetleri olmuştur.
Denizli Heyet-i Milliyesi, cemiyet binası olarak kendisine tahsis edilen Saraylar Mahallesi’nde bulunan Hacı Hafız Efendi’nin evinde 18 Temmuz 1919 günü ilk toplantısını yaptı ve toplantı sonunda bir beyanname yayınladı. Beyannamede:
müftülerin, hocaların, bütün milletin vatan savunmasına yardıma koşmaya mecbur
oldukları ifade edildi. Yine aynı gün Heyet-i Milliye tarafından seferberlik ilan edilerek
1884-1894 arası doğumlular silahaltına çağırıldı.(38) İstanbul Hükûmetinin başında
bulunan Damat Ferit, millî heyetlerin bu tür faaliyetlerini engellemeye ve Kuvâ-yı
Milliyeyi dağıtmaya çalışıyordu. Bu faaliyetler karşısında Denizli Heyet-i Milliyesi adına
Müftü Ahmet Hulusi Efendi, ilgililere gönderdiği yazıda; İtilaf devletlerinin haksız
uygulamalarına ve Yunan mezâlimine işaret ederek, Denizli Heyet-i Milliyesinin takip
ettiği gayenin milletin bağımsızlığını millî ve dinî namusu korumak olduğunu ifade etti.
Aynı yazının sonunda: “Yunan zulmü ve vahşeti altında ölmektense çarpışa çarpışa
hayatımızı feda etmeyi cana minnet bilmekte olduğumuzu arz ederiz.”(39) denildi. Diğer
taraftan yabancı basınla temasa geçip, Yunan zulümlerini anlatmak üzere Heyet-i Milliye
tarafından Mustafa Naili (Küçüka) 1919 Ağustos’u başında görevli olarak İstanbul’a
gönderildi.(40) Görüleceği üzere, Denizli Heyet-i Milliyesi bir taraftan Denizli ve yöresinde
halkı Millî Mücadele yönünde bilinçlendirmeye çalışırken, bir taraftan da Yunan
işgallerine karşı yabancı basını da içine alan bir kamuoyu oluşturma yönünde ciddi mesai
harcıyordu.
Bu günlerde, teşkilatlanmayı teşvik ve Kuvâ-yı Milliyenin ikmali ve millî cemiyetler
arasındaki koordinasyonu sağlama amacıyla, civar il ve ilçelerden temsilcilerin katılımı
ile Nazilli’de bir kongre yapılması kararlaştırıldı. 6-9 Ağustos 1919’da toplanan bu
kongreye,(41) Denizli’den Mehmet Emin, Acıpayam’dan Mehmet Hilmi ve Mehmet Kâmil,(42)
Kadıköy’den (Babadağ) Mehmet Cemal ve Mehmet Sabri, Tavaslı Şahalzade Mahmut Kemaleddin, Nakib Mehmet Ziya, Buldanlı Müderris Hacı Sâlih ve Çallı Mehmet Tevfik Efendiler katıldılar.(43) Birinci Nazilli Kongresi olarak bilinen bu kongrede alınan
kararlar(44) arasında -cepheye yakın diğer illerde olduğu gibi- Denizli’nin ilçe ve nahiyelerinde de Heyet-i Milliyeler kurulması bulunmakta idi. 16 Ağustos 1919’da toplanan Alaşehir Kongresi’ne de Denizli’den Hocaoğlu Tahir Bey, Mirasçıoğlu Şükrü
Bey, Buldan’dan Hattatoğlu Mehmet Efendi, Sarayköy’den Ahmet Şükrü Efendi gönderildi.(45)
Denizli Heyet-i Milliyesi bir taraftan bölgesindeki millî teşkilatlanmayı teşvik ederken
diğer taraftan Mustafa Kemal Paşa ile irtibat halinde idi. 4 Eylül’de toplanacak olan Sivas
Kongresi’ne Denizli Heyet-i Milliyesi marifetiyle Belevili Yusuf, Küçükağazade Ali Necib
ve Dalamanlızade Mehmet Şükrü Beyler delege seçilerek Sivas’a gönderildi.(46) Mustafa
Kemal Paşa, Sivas’ta Denizli delegelerini kabul etti ve onlara hitaben: “İstanbul’da şurada
burada mitingler yapıldı. Devletlere Yunan işgali protesto edildi. Fakat sizin Aydın Kuvâyı
Milliye Cephesi’nde patlattığınız silahların sesleri Versay Sarayı’nı çınlattı.”(47) diyerek
hizmetlerinden dolayı Denizli Heyet-i Milliyesini övdü. Sivas Kongresi’nden sonra
Denizli Heyet-i Milliyesi faaliyetlerini Heyet-i Temsiliyenin emrinde sürdürdü. Nitekim
Heyet-i Temsiliye, Meclis-i Mebûsan seçimleri için gerekli hazırlığın yapılmasını
istediğinde Heyet-i Milliye bu yolda çalışmalara başladı.(48) Heyet-i Temsiliye ile olan
haberleşmeler çerçevesinde son Osmanlı Meclis-i Mebûsanına Denizli Sancağından Çal
Ortaköylü Müftüzade Emin Efendi ile Denizli Mutasarrıfı Fâik Bey (Öztrak) milletvekili
seçildiler.(49)
Denizli Heyet-i Milliyesi Meclis-i Mebûsan seçimlerinden iki ay sonra 25 Aralık’ta
binlerce kişinin katılımıyla Denizli’de Bayramyeri mevkisinde bir miting daha düzenledi.
Düşman işgalini kınayan miting kararları İstanbul’da İtilaf devletleri ve yabancı basın
temsilcilerine gönderildi. Bir hafta sonra 3 Ocak 1920’de Ahmet Hulûsî ve Belediye Reisi
Tevfik’in imzalarıyla, İzmir’de bulunan General Milne’ye hitaben bir şikâyetname yazıldı.
Birer sureti de İstanbul’daki Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya siyasi
temsilcilerine gönderildi. Bu yazıda Yunanların uyguladıkları haksız işgal ve zulümler
dile getirilerek masum insanların katledilmesinin teşvikçisi Atina Hükûmeti ve İzmir
Metropolitliğine karşı gerekli teşebbüsün yapılması isteniyordu.(50) Görüleceği üzere
Denizli Heyet-i Milliyesi, siyasi faaliyetleri ile Türklerin mağduriyetini dünya kamuoyuna
taşıma gayreti içinde idi.
Heyet-i Temsiliyenin her sancaktan milletvekilleri seçilip bunların 15 güne kadar
Ankara’ya BMM’ye gönderilmesi hakkındaki emri gereğince,(51) Denizli Heyet-i Milliyesi
hemen çalışmalarına başladı. Heyet-i Milliyenin organizesi altında seçimler yapıldı.
Sonuçta, TBMM’ye Denizli’den Belevili Yusuf (Başkaya), Tavaslızade Mustafa, Buldanlı
Necib (Buldanlıoğlu), Hakkı Behiç (Bayiç), ve Mazlum Hüseyin Baba (Bababalım)
milletvekili olarak seçilmişlerdir. Tavaslızade Mustafa Bey’in istifa etmesi üzerine, yerine
Acıpayam Müftüsü Hasan Hilmi (Tokcan) Efendi Ankara’ya gönderilmiştir.(52)
Bu seçimlerden sonra, 15 Mayıs İzmir’in işgalinin yıldönümü yaklaştığı günlerde, Denizli
Millî Heyeti, millî heyecanı yükseltmeye yönelik faaliyetlere yöneldi. Meselâ, Denizli
Heyet-i Milliyesi imzasıyla 14 Mayıs 1920 tarihli bir ilanda, İzmir’in işgalinin yıl
dönümüne rastlayan 15 Mayıs Cumartesi günü, işgal altındaki vatan topraklarının
kurtulması için herkesin beş vakit Allah’a dua etmesi ve camilerde mevlit okutulması
uygun görülmüştür.(53) Yine aynı şekilde, halkın moralini yükseltmek için Müftü Ahmet
Hulûsi, 1 Temmuz’da Delikliçınar Mahallesi’nde düzenlenen mitingde, memleketlerini ve
haklarını fîilen korumak için halkı fiilen mücadele etmeye davet etti. İleride temas
edeceğimiz gibi, bu konuşmaların tesiri ile aynı gün 115 gönüllünün oluşturduğu “Millî
İntikam Bölüğü” adı verilen bir müfreze kuruldu.(54)
Buraya kadar önemli bazı faaliyetlerine değindiğimiz ve Mustafa Kemal Paşa’nın da
övgülerine lâyık olan Denizli Heyet-i Milliyesi, ileride ayrı bir başlıkta
değerlendireceğimiz Denizli’yi derinden etkileyen üzücü bir gelişme “Denizli Olayı”
yüzünden 6 Temmuz 1920’de dağılmıştır.(55) Yaklaşık bir ay sonra olaylar yatışmaya
başlamış ve daha önce Denizli’den ayrılmak zorunda kalan Ahmet Hulûsî Efendi, 4 Ağustos’da Tavas’tan Denizli’ye dönmüştür.(56)
Ancak, Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında 2 Ağustos 1920’de yapılan Afyon
Kongresi’nde “Müdafaa-i Hukuk heyet-i merkeziyelerinin son heyet-i vekile kararı ile üst
seviyedeki mülki memurların başkanlığında ve emri altında bulunacakları ve vazife
yapacakları”(57) kararı vurgulandığından ve bölgedeki millî cemiyetlerin “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin birer şubeleri olarak teşkilatlanması
planlandığından Denizli Heyet-i Milliyesi lağvedilmiş ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin bir şubesi gibi Denizli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla mülki amir Denizli Mutasarrıfı’nın başkanlığında yeniden teşkilatlanmıştır.(58)
“BMM Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine” 12 Nisan 1921’de Denizli’den gönderilen telgraftan anlaşıldığına göre, bu tarihlerde Denizli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şu şahıslardan oluşmaktadır; Reis: Mutasarrıf Ali Rıza, İkinci Reis: Müftü Ahmet Hulûsî,
Azalar: Dava Vekili Karahacızade Salih, Em. Bnb. Kerim, Hükûmet Tabibi Kâzım, Ağazade Rifat, Küçükağazade Necib Ali Bey ve Efendiler.(59)
Belge 1. BMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya Denizli’den gönderilen 12.04.1921 tarihli telgraf
Denizli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti muhtemelen bu kadro ile Millî Mücadele’nin sonuna kadar, bölgede millî refleksin canlı tutulması ve cephenin desteklenmesi yönünde elinden gelen fedakârlığı göstermiştir.
4.2. Tavas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Başta Müftü Ahmet Hulûsi Efendi olmak üzere vatansever Denizlililerin gayretleriyle 29
Mayıs 1919’da teşekkül eden Denizli Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti, Yunan
işgallerine karşı direnişi organize edebilmek için millî teşkilatlanmayı ilçelere yayma
çabalarına hız verdi. Bu maksatla Dalamanlı zade Şükrü Bey, Tavas’a gönderildi. Şükrü
Bey, Tavas’ta Hâkimiyet-i Milliye Okulu öğretmeni Mehmet Ali Bey (Sezer) ile görüştü.
Yaklaşık bir haftalık bir çalışma sonunda Müftü Cennetzade Tahir Efendi, Belediye Reisi
Gerdekzade Hacı İsmail, Kaymakam Ali Rıza Bey,(60) Katırcızade Abdullah, Şeyh Alizade
Kemaleddin ve Tavaslı Jandarma Mustafa Çavuş’un gayretleri ile Tavas Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti kuruldu.(61)
Denizli teşkilatının 12 Temmuz 1919’da Heyet-i Milliye adıyla yeniden
teşkilatlanmasından sonra Tavas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de isim değiştirerek Tavas
Heyet-i Milliyesi adını aldı. Yeni teşkilatlanmada, yukarıda adı geçen şahıslarla birlikte,
Nakip Mehmet Ziya Bey, Köpekçi Nuri Efe, Ahmet Çavuş Efe, Gandak Süleyman Efe, Kocamanoğlu Emin Efendi, Kocamanoğlu Tahir Efendi, Şeyh Alizade Osman Ağa, Nalbant Abdullah Ağa ve Hırkalı Halil Ağa yer aldılar.(62) Muhtemelen 1919 Ağustos’unda Tavas
Heyet-i Milliye Reisi’nin Süleyman Sâlim olduğu,(63) 1919 Ekim’inde Osman Efendi’nin (Ağa’nın?) başkanlık yaptığı bilinmektedir.(64)
Senirkent Nahiye Müdürü iken 1920 Aralık ayı son haftasında Tavas Kaymakamlığına atanan Ahmet İhsan (Kılıç) Bey’in çok önemli destek ve himayeleri ile,65 Tavas Heyet-i Milliyesi; Tavas’ta millî refleksin inşası, ileride ayrıntılı olarak temas edileceği üzere gönüllü müfrezelerin oluşması, Kuvâ-yı Milliyenin ikmali, cephenin lojistik yönden
desteklenmesi vb. hususlarda Millî Mücadele’nin sonuna kadar çok önemli hizmetler vermiştir.
4.3. Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
İzmir’in işgal haberi sonrasında Çal’da oluşan millî galeyan, kısa sürede Müftü Ahmet
İzzet Efendi’nin önderliğinde teşkilatlanmaya dönüştü. Müftü Ahmet İzzet Efendi,(66) Yd.
Sb. Ahmet (Akşit) ile birlikte köy köy dolaşarak halkı aydınlattı.(67) Bu gelişmelerin
sonrasında 15 Temmuz 1919’da Çal Heyet-i Milliyesi kuruldu.(68) Müftü Ahmet İzzet
başkanlığında kurulan bu heyet yirmibir kişi(69) olup, diğer yirmi üye şu kişilerden
oluşuyordu; Necip Bey, Hacı Mahmut Efendi, Ortaköylü Emin Bey, Ortaköylü Şakir Ağa,
Çal Belediye Reisi Hacı Mehmet Ağa, Derviş Efendi, Damatoğlu Abdullah Efendi, Ahmet
oğlu Osman Efendi, İzzet Efendi, Arapzade Ahmet, Hacı Mustafa oğlu Tevfik, Hacı Mehmet
oğlu Zekeriya, Abdurrahman Ağa, Sâdık Efendi, Mehmet Ağa oğlu Derviş, Zeybek oğlu Ali
Ağa, İbrahim Çavuş, Ahmet Çavuşoğlu Hüseyin, Bekir Ağa oğlu Mustafa ve Rıza Efendi.(70)
Ortak imzalı taahhütnamelerinde ifade olunduğu üzere, isimlerini verdiğimiz bu şahıslar,
vatan hizmeti için kendilerine verilecek emirlere aykırı hareket ettikleri takdirde,
idamlarının helal olacağını peşin olarak kabul etmişlerdi.(71) Çal Heyet-i Milliyesi kurulur
Millî Mücadele Döneminde Denizli | 17
kurulmaz hemen işe başladı. Gerek gönüllü kuvvet toplanmasında gerekse millî
kuvvetlerin ihtiyaçlarının karşılanması hususunda pek çok hizmetleri oldu, takdirler
aldı. Hatta TBMM Dâhiliye Vekâletine dahi, bu heyetin fedâkar çalışmaları hakkında
raporlar yazıldı.(72)
Resim 4-5. Ahmet İzzet (Çalgüner) Ahmet İzzet Çalgüner Torunlarıyla (Tok, “İki İstiklâl
Madalyalı” s. 360)
Çal Heyet-i Milliyesi bir süre Müftü Ahmet İzzet Efendi başkanlığında faaliyet gösterdi.
Daha sonra ise, başkanlık görevini Necip Bey üzerine aldı. Bunun zamanında, Meclis-i Mebûsan üyeliği için seçimler yapılıyordu. Heyetin takdiriyle Çal’dan Müftüzade Emin Efendi milletvekili seçildi. Bu durum, Heyet-i Milliye Reisi Namına Necip imzasıyla 3 Ocak
1920 tarihli bir telgrafla Ankara’da Heyet-i Temsiliyeye bildirildi.(73) Çal Heyet-i Milliyesi
her konuda Temsil Heyeti ve daha sonra BMM ile irtibat halinde, kendisine verilen
emirleri yerine getirdi.(74) Cephenin lojistik desteğinde önemli rol üslenen ve Nazilli’den
Burdur’a taşınan Heyet-i Merkeziyenin Reis Vekili, Batı Cephesi Komutanlığına yazdığı raporda Heyet-i Milliye Reisi Necip Bey’den; “Çal’ın pek nafiz eşrafından Müdafaa-i Hukuk Reisi Necip ile bir senelik müşahedatımızda Çal’da muntazam bir teşkilat
dâhilinde azami faaliyet sarf etmiş örnek bir vatanperver”(75) olarak bahsetmiştir.
Gerçekten Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, cephenin lojistik desteği hususunda pek çok makamın takdirine layık olmuştur.
Takip eden günlerde Necip Bey, Çallıların oluşturduğu 106 gönüllü kuvvetin başına geçip cepheye hareket etmesi üzerine, muhtemelen 1920 Ağustos’unda başkanlıktan ayrıldı.(76)
Müftü Ahmet İzzet Efendi’nin ifadelerinden anlaşıldığına göre bu sırada Heyet-i Milliye
Başkanlığına kendisi geçmiş olmalı. Ancak millî cemiyetlerin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
adıyla yeniden teşkilatlanmaya başlamasından sonra, Heyet-i Milliye, Çal Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti adını aldı. Bu arada, Ahmet İzzet Efendi’nin üzerinde esasen müftülük
görevi de bulunduğundan cemiyet başkanlığını bıraktı ve oy birliği ile Derviş Bey
başkanlığa seçildi. Belgelerden anlaşıldığına göre, 1923’te İsmail Hakkı Bey başkanlıkta
bulunmuştur.(77) Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruluşundan lağvına kadar, yaklaşık dört
yıllık görev süresinde, hizmetlerinden dolayı Denizli Sancağı içerisinde en büyük takdire
layık cemiyet oldu.(78)
4.4.Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
İzmir Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Kongresi’ne katılan Müftü Ahmet Şükrü Efendi,
Belediye Reisi Hacı Salihzade Halil, Müderris Hacı Halilzade İsmail Efendiler, Sarayköy’e
döner dönmez halkı muhtemel Yunan işgallerine karşı duyarlı olmaya yönlendirdiler.
Nitekim kısa bir süre sonra İzmir’in Yunanlar tarafından işgali haberi Sarayköy’e
ulaşınca, daha önce de bahsedildiği üzere, Sarayköylüler, 17 Mayıs günü çarşı
meydanında kuyu önünde işgali protesto eden miting düzenlediler. Denizli Sancağının
her tarafında olduğu gibi Sarayköy’de de işgale tepkiler çığ gibi büyüdü. Çok geçmeden
24 Mayıs 1919’da Sarayköy Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti kuruldu.
Teşkilatta Müftü Ahmet Şükrü Efendi, Şeyh Tahir Efendi, Tokatlı oğlu Emin Arslan,
Tokatlı oğlu Mehmet İhsan, Asaf (Akmansoy), Dr. Salih Tevfik, Yzb. Zühtü, Belediye Reisi
Hacı Salihzade Halil, Münir (Alp), Müderris Hacı Efendizade Fehmi, Müderris Hacı
Halilzade İsmail Efendiler, görev aldı.(79) Kuruluş günlerinde Cemiyetin Başkanlığını Müftü
Ahmet Şükrü Efendi yapmakta idi. Diğer cemiyetlerde görüldüğü gibi, bu teşkilat daha sonra Heyet- i Milliye adını aldı.
Resim 6. Emin Aslan (Tokat)
Bu teşkilat Sarayköy’ün cepheye en yakın olması dolayısıyla üzerinde her zaman büyük
sorumluluk taşıdı. Heyet-i Milliye Başkanı Müftü Ahmet Şükrü Efendi, topladığı
gönüllüleri kendi elleriyle giydirip silahlandırıyor, dua ile sırtlarını sıvazlayıp onlara
heyecan veriyordu.(80) Heyet-i Milliyenin kurumsal bir kimlik kazanması için “Sarayköy
Kazası Heyet-i Milliyesi” adlı mühür hazırlandı ve bütün yazışmalara bu mühür basılıyordu. Bu günlerde ilçeye tayin edilen Kaymakam Mithat İzzet de Heyet-i Milliyenin bütün faaliyetlerini destekliyordu.(81) Belgelerden anlaşıldığına göre, Müftü Ahmet Şükrü
Efendi’den sonra Osman Nuri Bey(82) ve Emin Aslan (Tokat) Beyler, Heyet-i Milliyenin başkanlığını yaptılar.(83) Osman Nuri Bey 21 Mart 1920’ye kadar başkanlık görevinde bulundu. Bu tarihte yapılan seçimle Emin Aslan başkanlık nöbetini devraldı.(84)
Yunan kuvvetlerinin Sarayköy Cephesi’ni zorladığı günlerde, ilçe idari kadrolarıyla birlikte, muhtemelen Sarayköy Heyet-i Milliyesi de Kadıköy nahiyesine nakil olundu.(85) Belli bir süre sonra idârî kadrolarla birlikte heyet üyeleri de tekrar Sarayköy’e döndüler.
Sarayköy’de kurulan cephe, şüphesiz Sarayköy Heyet-i Milliyesinin fedakâr çalışmalarıyla, özellikle bölgede topladığı gönüllü milis kuvvetlerin de katkısı ile aşağı yukarı bir buçuk yıl Yunan yayılmacılığının memleket içlerine kolayca ilerlemesini engellemiştir. Burada öncelikle Sarayköy Müfrezesi olmak üzere, diğer millî kuvvetlerin
toplanması ve lojistik desteğinde, Sarayköy’e sığınan muhacirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında ve bazı görevlilerin maaşlarının ödenmesinde Sarayköy Heyet-i
Milliyesinin çok önemli destekleri olmuştur. Bir fikir vermek gerekirse, bu maksatla 18 Mayıs-16 Kasım 1919 tarihleri arasında toplanan yardımlar, Buldan ve Kadıköy Heyet-i Merkeziyelerinden gelenlerle birlikte 657.998 kuruşa ulaşmış idi. Bu meblağ o günlerin
değeri ile küçümsenmeyecek bir rakamdır.(86)
Bu mücadelede Sarayköylü kahraman kadınların da önemli hizmetleri olmuştur. Bunlar arasında Adöv Ayşe olarak bilinen Ayşe Hancı ve Sığmalı Fatma, Sarayköy’de millî heyecanın oluşmasında ve cepheye yardım toplanmasında fedakârca çalıştılar. Develeri
olan Sığmalı Fatma (Fatma Karadeniz), kadın başına köyleri dolaşarak silah, cephane, erzak, saman, semer, nal toplayıp cepheye taşımış, gerektiğinde Yunan’a kurşun sıkmıştır.(87)
Önceki konularda bahsedilen Bakanlar Kurulunun ilgili kararı ve millî cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında toplanması uygulaması çerçevesinde Sarayköy Heyet-i Milliyesi de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını aldı. Yine kongrenin amir hükmünce başkanlığa kaza kaymakamının geçmesi gerektiğinden Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin başkanlığına Kaza Kaymakam Vekili Mahmut Bey ve ikinci başkanlığa da Askerlik Şube Reisi Bnb. Mehmet Hilmi getirildi. Bu yeni yapılanmada çoğunluğu kazanın resmî görevlilerinden olmak üzere on üç kişi de üye olarak yer aldı. Üyeler şunlardı: Kadı Rüstem Galip, Mal Müdürü Nurettin, Tahrirat Kâtibi Mehmet Şükrü, Belediye Reisi Mehmet İhsan, Müftü Vekili Mehmet Fehmi, İsmail, Halil Hilmi, Mehmet Kâmil, Arif Hikmet, Mustafa Faik, Ahmet Fuat, Mehmet Tevfik, Emin
Aslan.(88) Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, bu cemiyetlerin lağvına kadar, bölgede millî refleksin inşası ve sürdürülmesi, cephenin desteklenmesi ve zafere giden yolda üzerine düşen pek çok önemli sorumlulukları yerine getirmiştir.
4.5. Buldan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Sarayköy Heyet-i Milliyesi, kurulduktan hemen sonra Buldan ve Kadıköy (Babadağ)’de millî teşkilat kurmak için faaliyete geçti. Bu maksatla, Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü başkanlığında Emin Aslan (Tokat), Münir (Alp) ve Asaf (Akmansoy)’dan oluşan bir heyet
silahlı müfreze eşliğinde Buldan’a gitti. Heyet, Buldan eşrafını Hükûmet Konağında yapılacak toplantıya davet etti ve kutsal amaç için teşkilatlanma konusunda yardımlarını istedi.(89) Toplantıda, daha önce İzmir’deki kongreye katılmış olan Müftü Salih Efendizade Mehmet, Hacı Mollazade Necip (Buldanlıoğlu), Kara Yusufzade Hacı Ahmet Efendiler(90) ile Müderris Salih Efendi, Hattatzade Mehmet Efeni, Çopur Süleyman Efe ve Güneyli
Kolağası Mehmet Efe(91) ve bazı ileri gelen şahıslar vardı. Gayet olumlu geçen toplantı sonunda Necip Ali (Küçüka) Buldan Heyet-i Milliyesinin temelini atmak üzere Buldan’da kaldı ve kısa bir süre sonra 20 Haziran 1919’da Buldan Heyet-i Milliyesi kuruldu. Necip Ali’nin kurucu ve yöneticiliğini yaptığı(92) Heyet-i Milliyede yukarıda adı geçen şahıslar
görev aldılar. Sivas Kongresi’nin millî cemiyetlerin Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adı altında birleşmesi kararı gereğince Buldan Heyet-i Milliyesi de Buldan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla yeniden teşkilatlanmış olmalıdır. Takip eden süreçte, Cemiyet
başkanlığını Kara Ahmet Halil Ağa (Tuncer)’nın yaptığı, üye olarak da Damatzade Halil Ağa (Yılmazer), Çopur Süleyman Efe (Ünalp), Hacı Molla Ahmetzade Osman Efendi (Buldanlıoğlu), Müderris Salih Efendi (Algan), Müftü Mehmet Efendi (Uz), Hattatzade
Mehmet Efendi (Yazıcıoğlu), Karayusufzade Hacı Ahmet Efendi (Akay) ve Derviş Alizade Nuri Efendi (Akın)’ın görev aldıkları bilinmektedir.(93)
Buldan Heyet-i Milliyesi, Yunanlarla mücadelede özellikle Köşk ve Atça Cephelerinde önemli sorumluluklar üslendi.(94) Cephenin ikmal merkezi durumunda olan Nazilli Heyeti
Merkeziyesine, 1919 Ağustos’undan itibaren pek çok yardımları oldu.(95) Yine cephenin ihtiyaçlarına harcanmak üzere, çeşitli zamanlarda Sarayköy Heyet-i Milliyesine yardımlar gönderdi. Birkaç defada gönderilen para toplamda 67.040 kuruşa ulaşmış
idi.(96) Buldan Heyet-i Milliyesi, Heyet-i Temsiliye ile irtibat halinde(97) kendisine verilen emirleri büyük bir titizlikle yerine getirdi. Ancak, 5 Temmuz 1920’de Buldan’ın Yunanlar tarafından işgal edilmesi üzerine, Buldan Heyet-i Milliyesi dağılmak zorunda kaldı.(98)
4.6. Çivril Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
1924 öncesi idari olarak Afyonkarahisar’a bağlı olan ve günümüzde Denizli’nin bir ilçesi olan Çivril’de de bazı mülki amirlerin engellemesine rağmen millî direnişi inşa etmek yönünde Çivril halkının kararlı davrandığı görülmektedir. Özellikle bu hususta,
Çorbacıoğlu ailesi önderlik etti. Aynı aileden Çorbacıoğlu Hasan Ağa, Heyet-i Milliye teşekkülü ve Yunanlara karşı gönüllü kuvvet oluşturmak için pek büyük gayret sarf etti.
Ancak İstanbul Hükûmetine sadık kalan Çivril Kaymakamı, bu tür faaliyetlerinden dolayı
Hasan Ağa’yı hapsettirdi. Bu durumu öğrenen Umum Kuvâ-yı Milliye Komutanı Hacı Şükrü, Çivril Kaymakamı’na 19 Ağustos 1919’da bir mektup göndererek, Çorbacıoğlu Hasan Ağa’yı derhal serbest bırakmasını istedi. Aksi takdirde cephede düşmana kurşun atan mücahitlerin bir kısmını üzerine göndermekten çekinmeyeceğini, Kuvâ-yı Milliyeye
düşmanlığın affedilemeyecek büyük bir suç olduğunu bildirdi. Hacı Şükrü, mektubunun
devamında: “orada 500 kadar silah olduğunu istihbar ediyoruz. Yakında oraya özel
görevlimiz gelecektir, silahları da teslim etmenizi beklerim” diye özellikle hatırlattı.(99)
Çivril Kaymakamı bu haberi alır almaz Çorbacıoğlu Hasan Ağa’yı serbest bırakmış olacak
ki kısa bir süre sonra Çivril Heyet-i Milliyesi kuruldu. Bu millî hareket içerisinde Hasan
Ağa ile birlikte aynı aileden Çal Heyet-i Milliyesi ile temasa geçen Çorbacıoğlu Mehmet
Ali Ağa’nın da önemli hizmetleri oldu. 5 Mart 1920 tarihli bir telgrafta Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti Başkanı olarak Çorbacıoğlu Mehmet Ali Ağa’nın adının geçmesinden,(100)
muhtemelen söz konusu tarihten önceki bir tarihte Mehmet Ali Ağa’nın Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti adını alan millî teşkilatın başkanlığına seçildiği anlaşılıyor.
Çivril, o yıllarda Afyonkarahisar’ın kazası olmasına rağmen Çivril Heyet-i Milliyesi,
Denizli Heyet-i Milliyesi ile sürekli irtibat halinde ona bağlı kaldı ve Denizli teşkilatı
vasıtasıyla cepheye elinden gelen yardımı yaptı. Hatta bu hizmetlerinden dolayı 12. Kolordu Komutanı ile Burdur Ahz-ı Asker Kalem Reisi, ilgili makamlara gönderdiği yazılarda Çivril Heyet-i Milliyesinden övgüyle bahsettiler.(101) Mustafa Kemal Paşa’nın da
Uşak’ın işgali tehlikesine karşı Çivril halkından ve dolayısıyla Çivril Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinden 23. Tümen’e yardım talebinde bulunduğu bilinmektedir.(102) 10 Şubat 1920’de Mustafa Kemal’in Maraş’a yardım yapılmasını istemesinden sonra diğer bütün
şehirlerde olduğu gibi Çivril’de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin marifetiyle 250 lira toplandı ve Maraş müdafilerine yardım olarak gönderildi.(103).
8 Ocak 1921’de Yunan kuvvetlerince Çivril işgal edildiğinde(104) Çivril Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti de faaliyetlerini bir süre kazaya bağlı Güney nahiyesinin Beyköy köyünde sürdürdü.(105) Dokuz gün süren ilk işgalden sonra 1 Nisan’da Çivril yeniden işgal edildi.
Yaklaşık 17 ay sonra 30 Ağustos 1922’de düşman işgalinden kurtuldu.106 Bütün bu zorlu süreçte, Çorbacıoğlu Hasan Ağa ve Mehmet Ali Ağa ile birlikte; Müderris Hasan Efendi, Yağlıkaraoğlu Hacı İbrahim Ağa, Baltaoğlu Hacı İsmail Ağa, Baltaoğlu Bekir Efendi, Şeyh Mehmet Ali Efendi ve Karahasanların Hattat Mehmet Efendi’nin,107 Çivril’deki millî
ruhun inşası ve özellikle Çivril Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kuruluşunda ve faaliyetlerinde önemli görev ve hizmetleri olmuştur.
Resim:7- Çorbacıoğlu Mehmet Ali Ağa Resim:8- Yağlıkaraoğlu Hacı İbrahim Ağa
(Sayhan, “Çivril Müdafaa-i Hukuk”, s. 245) (Sayhan, “Çivril Müdafaa-i Hukuk”, s. 251)
4.7. Acıpayam Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Diğer Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri
Yukarıda da bahsedildiği üzere, İzmir’in işgalinin ertesi günü Acıpayam’da(108) millî teşkilatlanma faaliyetleri başlamış bulunuyordu. 16 Mayıs 1919 tarihi itibarıyla Acıpayam’dan Sadarete (Başbakanlığa) çekilen protesto telgrafında “Redd-i İlhak İşgal ve Müdafaa Heyeti” adının geçmesi, ileride Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alacak millî
cemiyetin bu tarih itibarıyla kurulduğunu gösteriyordu. Kuruluşunda Müftü Hasan Efendi’nin(109) önemli rolü bulunan bu cemiyetin başkanlığını Ahmet Refik yaparken üye olarak; Ahmet Hafız, Ahmet Hamdi, Osman Nuri, Veli, Mehmet Kâmil, Ahmet Hulusi ve
Hafız Hasan görev almışlardı. Ayrıca pek çok Acıpayamlı vatansever de millî teşkilatlanmaya destek verdiler. Bu kişiler arasında; Kızılhisarlı Hasan Efendi, Müderrris Mehmet Arif (Akşit), Eğmirlizade Ahmet Efendi, Yassıhüyük’ten Himmet Efendi,
Yumrutaş’tan Süleyman (Akşit) ve Hasan Efendi, Taraş’tan Hakkı Efendi, Akalan’dan Çavuşoğlu ve Hacı Hasan, Yatağan’dan Ahmet Nazif (Akşit), Yeşilyuva’dan Hacı Emin oğlu ve Hafız Ahmet, Zizgirdizade Hüseyin Efendi, Yatağan’dan Küçük Mustafa Efendi ve daha
birçok vatanperver yer almıştır.(110) Acıpayam millî heyeti İstiklâl Savaşı boyunca gerek millî müfrezelerin teşekkülü gerekse cephenin ikmali konusunda cansiparane çalıştı. Hatta bu savaşta, gittikçe önem kazanan barutun temini ve orduya ulaştırılmasında dikkat çeken hizmetleri oldu.(111) İkinci Nazilli Kongresi’ne Acıpayam delegesi olarak
emekli Kaymakam Mehmet Kâmil Bey katıldı.(112) Burada alınan kararlar Acıpayam Müdafaa-i Hukuk Cemiyetince uygulandı. Buraya kadar bahsedilen millî cemiyetlerden başka, hakkında fazla bilgi bulunamayan millî teşkilatlanmalar da oldu. Mesela, Çardak’ta Rıza Bey’in gayretleriyle Heyet-i Milliye kuruldu ve Rıza Bey Heyet-i Milliyenin Başkanı oldu.(113) Çardak’tan Rıza Bey ve Hüsnü Efendi İkinci Nazilli Kongresi’ne katıldılar.(114) Ekim veya Kasım 1920’de aynı teşkilat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını aldı.(115) Sarayköy Heyet-i Milliyesinin teşvik ve gayretleri ile Kadıköy (Babadağ) nahiyesinde de Heyet-i Milliye kurulduğunu biliyoruz. Kadıköy Nahiyesi Heyet-i Milliyesi cepheye destek için nahiye halkından topladığı 120.000 kuruşu Sarayköy Heyet-i Milliyesine gönderdi.(116)
Şimdi, ileride Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adını alacak olan millî cemiyetlerin bir bakıma askerî kolu diyebileceğimiz veya büyük bölümü bu cemiyetlerin teşviki ve gayreti ile kurulan milis gönüllü kuvvetleri yani Kuvâ-yı Milliyeyi ve faaliyetlerini
tanımaya çalışalım.
4.8.Denizli Sancağında Oluşturulan Millî Kuvvetler
4.8.1 Bölgede Kurulan İlk Millî Kuvvet: Sarayköy Müfrezesi
Daha önce de bahsedildiği üzere, Denizli Redd-i İlhak Cemiyeti kurulur kurulmaz gönüllü yazımına başlandı. Pek çok kimse gönüllü yazıldı. Bu arada Polis Komiseri Hamdi Bey de gönüllü yazıldı ve Redd-i İlhak Cemiyeti tarafından bu kuvvetin başına komutan tayin
edildi. Oluşturulan bu kuvvete jandarma deposundan silah dağıtıldı.(117) Bu günlerde Sarayköy Heyet-i Milliyesi de Yzb. Süleyman Bey komutasında bir müfreze oluşturdu. Bu müfrezede; Sarayköylü tahsildar Yusuf, Koca Müftü oğlu Ahmet, Halil ve Ferhat Efendiler, tahsildar Şefik, memur Avni, Ayakçıoğlu Ahmet Fuat, Dülger Ömer oğlu Halil, İmamoğlu Kara Halil, Hacıbaşçavuşzade Ali oğlu Halil İbrahim, Hasköylü Hafız Ahmet Efendi, Hacı Molla oğlu Cemal, Kangır Mehmet Çavuş oğlu Koca Hasan, Alaiyeli Hasan, Feslihan Mahallesi’nden Salih Onbaşı, Borazan Şaban oğlu Osman Çavuş, Muhacir Ali Çavuş, Kızılhisarlı Süvari Mustafa, Kozalı oğlu Esat, Hacı Molla oğlu Ömer, Palanın Kel Mustan, Yörük Yusuf ve daha pek çok gönüllü yer aldı. Tavaslızade Ömer Bey’in Ahmetli ve
Tosunlar köylülerinden oluşturduğu otuz küsur atlı ve Menderes Güneşi adını alan mücahit grubu da bu kuvvete katıldı.(118) Bu arada Molla Bekir(119) adında Sarayköy’ün Duacılı köyünden bir vatanperver başına topladığı köylü gençlerle gönüllü birliği oluşturdu. Bnb. İsmail Hakkı Bey’in emrine verilen bu gönüllüler(120) 8 Haziran’da (1919) törenlerle, dualarla cepheye uğurlandı.(121) İki gün sonra Mızraklı Süvari Bölüğü, Denizli’den kendilerine katılan vatanperver kimselerle birlikte Sarayköy’e geldi. Yeni kurulan Sarayköy Müfrezesi’ne katıldı.(122) 12 Haziran’da Burdur eşrafından Çilzade
Fahreddin Bey’le Bedirzade Necip Efendi Denizli’ye gelerek Kalem Reisi Tevfik Bey ile görüştüler. Bu görüşmede Isparta ve Burdur’dan her biri beş yüz kadar gönüllü kuvvetin hazır olduğunu söylediler.(123) Yukarıda kuruluşundan bahsettiğimiz Hamdi Bey
Müfrezesi de 14 Haziran’da Denizli’den Sarayköy’e hareket etti.(124) Tavaslızade Ömer Bey’in kuvvetleri de 17 Haziran’da Sarayköy’e geldi. Böylece Menderes Nehri’nin güneyinde ilerleyen düşmanı durdurmak için önemli miktarda kuvvet teşekkül etti ve birkaç gün içinde mevcudu bine ulaşan(125) bu gönüllü kuvvete “Sarayköy Müfrezesi”dendi. Müfrezenin başına Topçu Binbaşı İsmail Hakkı Bey getirildi. Ayrıca iki
toplu bir topçu bataryası da müfrezeye verildi. Batarya komutanlığını gönüllü olarak Teğmen Kemal Bey üstlendi.(126) Belki de Batı Anadolu’da ilk millî kuvvetlerden sayabileceğimiz bu müfrezeye civar sancaklardan da gönüllüler gelmeye devam ediyordu. Korkuteli, Hafızpaşa, Bucak kaza ve nahiyelerinden pek çok gönüllü yola çıktı.(127) Ancak Bucak gönüllüleri Burdur Mutasarrıfı Vasfi tarafından dağıtıldı.(128) Sarayköy Müfrezesi’ni takviye için bazı askerî birliklerden kuvvetler gönderildi. 175. Alay 3. Taburu yüz mevcuduyla müfrezeye katıldı.(129)
Antalya’daki 176. Alayın bir taburu da 23 Haziran’da Antalya’dan Sarayköy’e hareket etti.(130) Bu tarihlerde Yunan kuvvetleri Nazilli’yi boşaltmışlardı. Sarayköy Müfrezesi 23 Haziran’da asayişi temin maksadıyla Nazilli’ye geldi.(131) Bir gün sonra aynı birlik içindeki Hamdi Bey Müfrezesi çekilen Yunan kuvvetlerini takip için Aydın istikametine gönderildi. Arkadan Tavaslızade Ömer Bey ve Molla Bekir müfrezeleri de geldi. 27 Haziran günü Umurlu’da toplandılar. Aynı zamanda Yörük Ali Efe ve 175. Alay kuvvetleri de buraya gelmişti. Bu kuvvetlerin toplamı iki bin beş yüzü bulmuştu.(132) 29 Haziran’da Aydın’ı kurtarmak için saldırıya geçildi. 30 Haziran sabahı millî kuvvetler Aydın’ı Yunan işgalinden kurtardı.(133)
Böylece Denizli ve havalisinde teşekkül etmiş birçok gönüllü müfrezeden oluşan Sarayköy Müfrezesi’nin, Aydın’ın geri alınmasında pek büyük hizmeti oldu. Burada, bütün Millî Mücadele sürecinde geniş anlamı ile “Kuvâ-yı Milliye” olarak adlandıracağımız gönüllü milis kuvvetlerin teşekkülünde, başı çeken vatanperver kişiler ve millî teşkilatların rolü ile birlikte bölgedeki askerlik şubelerinin faaliyetlerini muhakkak belirtmemiz gerekecektir. Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince nizami
birliklere asker alımı sınırlandırılınca, fiili askerlik çağına gelmiş (esnan-ı mükellefe)
asker adaylarının bir kısmı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ile iş birliği halinde, gönüllü
milis kuvvetlere kaydedilmiştir.(134)
4.8.2. Tavas, Çal, Buldan, Çivril ve Denizli Sancağında Teşekkül Eden Diğer Gönüllüler
Türk kuvvetlerinin saldırısıyla Aydın’ı 30 Haziran’da boşaltmak mecburiyetinde kalan Yunan kuvvetleri 3 Temmuz günü büyük bir kuvvetle Aydın’a yeniden saldırıya geçtiler.
Yeniden donanmış, takviye edilmiş Yunan kuvvetleri karşısında, başta Sarayköy Müfrezesi olmak üzere diğer küçük müfrezeler çarpışa çarpışa Nazilli istikametine geri çekilmek durumunda kaldılar. Bu gelişmeler Denizli Sancağında duyulduğunda, Yunanâ
karşı vatanı savunmak için Sancağın her tarafında yeniden gönüllü kuvvetler toplanmaya başladı ve Umurlu’da yeni bir cephe açıldı. Tavaslı Köpekçi Nuri Efe ve öğretmen Mehmet Ali Bey’in idaresindeki müfrezeler cepheye ilk gelenler oldu.(135) Ardından Demirci Mehmet Efe kuvveti ve Denizli Redd-i İlhak Heyetince teşkil edilen yüz kişilik bir millî kuvvet (İntikam Bölüğü) Yd. Sb. Rüştü ve İsmail’in komutasında Umurlu’ya geldi.(136) 4 Temmuz’da Umurlu’ya ulaşan kuvvetlerden bir kısmı Başçayır’a, Köpekçi Nuri Efe Müfrezesi ile Tavas Gönüllüleri Serçeköy’e yerleştirildiler. Yörük Ali Efe, Köpekçi Nuri Efe ve Öğretmen Mehmet Ali Bey’in idaresi altında Serçeköy’de savaşan Tavas Müfrezesi,
kendilerinden üstün olan Yunan kuvvetlerine karşı büyük başarı elde ettiler. Buradaki mücadeleler sırasında, Boz Ahmet oğlu Mehmet Çavuş, Hacı Bilal oğlu Sadık, İstanbullu oğlu İsmail şehit oldular. Art arda, Tavas’tan Çal’dan, Buldan’dan millî kuvvetler gelmeye başladı. Yunan ilerleyişi 5 Temmuz’da Umurlu’da durduruldu.(137)
Gelişen şartlar çerçevesinde 20 Temmuz 1919’da karargâh Köşk’e taşındı ve Köşk Cephesi kuruldu. 23 Temmuz’da Yd. Sb. Mümtaz (Bababalım) yönetimindeki Tavas Yıldırım Mücahitleri, Tavas’tan Hırkalı Halil Ağa Müfrezesi, Kaletavas’tan Bekir Ağa Müfrezesi, Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi önderliğinde Ali Kurt köyünden Dede Efe ve adamları ile Kaklık’tan Ali Bey’in temin ettiği gönüllülerden oluşan Çal Müfrezesi, Acıpayam Müftüsü Hasan Efendi ile Kızılhisarlı Hasan Efendi Müfrezeleri trenle Köşk
Cephesi’ne hareket etmişlerdi.(138)
Kuvâ-yı Milliye Komutanı Hacı Şükrü’nün emrinde olan kuvvetler, Ağustos başından itibaren düşmanı Menderes’in güneyine geçirmemek için tam bir savunma düzeni aldı. Yer yer düşmanla çarpışmalar başladı. 5 Ağustos’ta Çal ve Tavas Mücahitleri düşmana
başarılı akınlar yaptı.(139) 7 Ağustos itibarıyla, Atğm. Kemal’in Kuvâ-yı Milliye Komutanlığına takdim ettiği rapordan anlaşıldığına göre, bölgedeki bazı millî kuvvetlerin durum ve sayıları şu şekilde idi;(140)
Çal Mücahitleri: Arap Dede kumandasında, (110) mevcutlu, 400 metrelik bir cepheyi tutmaktadır.
Kuyucak Mücahitleri: Arap Ali kumandasında, 36 mevcutlu, 50 metrelik bir şerittedir.
Atça Mücahitleri: Mehmet Ali Efe kumandasında, 69 mevcutlu, 250- 500 metrelik bir cephe genişliğindedir.
Bozdoğan ve Buldan Mücahitleri: Tğm. Şevket Efe kumandasında, 75 mevcutlu (Boğdoğan Mücahitleri: 39, Buldan Mücahitleri: 36), cephe genişliği 400 m.
Mestan Kuvvetleri: 200 mevcutlu. Ayrıca içinde 22 kişilik Çal Mücahidi vardır. Cephesi takriben 2000 m.
Bu günlerde, Denizli Heyet-i Milliyesi de cepheye sürekli gönüllü ve cephane gönderiyordu. Nitekim 11 Ağustos’ta 4 subay ve 80 neferden oluşan Honaz Bölüğü
Mücahitleri Kuyucak-Balyambolu yoluyla cepheye sevk edildi. Ayrıca, Tavas Mücahitlerine katılmak üzere 14’ü silahlı toplam 16 gönüllü cepheye hareket etti.(141) Bu şekilde pek çok gönüllü toplanmış oldu. 11 Ağustos 1919 tarihli cephe yevmiye defterine
göre, cephedeki bütün mücahitler ile çok az sayıda ordu birliklerinin ad ve sayıları (parantez içinde gösterilmiştir) şöyle idi:(142)
Tavas Mücâhidi (mevcudu 119), Sol cenahtan 3. Bölük (154), Tavaslı Celil Bey Mücahidi (40), Arpaz Mücahidi (38), 176. Alay Makinalı Tüfek Bl. (35), Çal Mücahitleri (194), Nazilli Millî Mücahitleri (105), Köprübaşında Nazilli Millî Mücahitleri (15), Yenipazar Mücahitleri (80), Yörük Ali Efe Perakendeleri (27), Karacasu Mücahitleri Beğ Köyünde
(30), 59. Sahra Topçu Al. 5. Obüsü Mücahitleri (34), Honaz Bölüğü Mücahitleri (90),
Kuvâ-yı Milliye Süvarisi Mücahitleri (29), Sökeli Ali Efe Mücahitleri (128), Koçarlı
Mücahitleri (340), Sol Cenah 2. Bl. 2. Tk Atça(77),Sol Cenah 2. Bl. 3. Tk Bozdoğan (46),
Sol Cenah Kumandanlığı Nuri Bey Maiyyeti (28), 135. Al. Makineli Tüfek Bl. (314), 57.
Sahra Topçu A. 1. Bl. (112), Karahayt Mücahitleri (225), Buldan Mücahitleri (36), Mestan Efe Mücahitleri (152), Kuyucak Mücahitleri (37), Akçaköy Mücahitleri (50), Tavas Yıldırım Mücahitleri (206), Ortakçı Mücahitleri (28), İsmail Efe Mücahitleri (358), Zurnacı Efe Mücahitleri (49), Pirlibeğ Mücahitleri (54). Toplam Mücahit: 2900.
Resim 9-10. Yörük Ali Efe ve Yörük Ali Efe ilk oluşturduğu millî müfreze (19.06.1919)
(Resim 9, Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesinden alınmıştır)
Yukarıda verilen listeden de anlaşılacağına göre, cephedeki kuvvetin ancak %12 kadarı 57. Tümen kuvvetlerinden olup, yaklaşık %83’ünü gönüllüler oluşturmaktadır. Bunlardan Yd. Sb. Mümtaz (Bababalım) Bey’in(143) komutasındaki Tavas Yıldırım Mücahitleri, cephede adından sık sık bahsedilen kuvvetlerden idi. Tavas Yıldırım Mücahitleri Üçyol (Adagide) Cephesi’ni tuttu.(144) Aynı zamanda Üçyol Mıntıka Komutanı
olan Mümtaz Bey’e çevreden de gönüllü kuvvetler katıldı. Bademiyeli Mehmet Efe ile Mendegüme’den Kelek Zeybek Abdi Efe tahminen 15-16 Ağustos’ta 40 kadar Bademiyeli Mücahit getirdiler. Bunların çoğunluğu, Yunanlardan zulüm gördükleri için, intikam
hırsıyla dolu idi.(145)
1919 yılı Ağustos ayı sonlarında Aydın’ı geri almak için taarruza karar verildi. Ancak 26 Ağustos’da yapılan Üçyol Muharebelerinde başarı sağlanamadı.146 4 Eylül’de Demirci Mehmet Efe Umum Aydın ve Havalisi Kuvâ-yı Milliye Komutanlığına getirildi. Uzun bir
bekleyişten sonra Birinci Bölümde anlattığımız gibi 23 Haziran 1920’de Yunan Kuvvetleri genel saldırıya geçtiler. Köşk Cephesi düştü ve Kuvâ-yı Milliye geri çekildi. Daha önce de bahsedildiği üzere, 3 Temmuz’da Yunan kuvvetleri Nazillî’yi işgal ettiler. Arkasından da Buldan işgal edildi. Düşman tehlikesinin yaklaştığı yerlerde gönüllü kuvvetler çoğalmaya başladı. Nitekim 4 Eylül’de Çivril Millî Bölüğü ile yine Çivril halkından oluşan 200 mevcutlu süvari ve piyade müfrezesi Ahd köyü yönüne hareket etti.(147) Üç gün sonra yine Çivrilliler tarafından, kendi silahlarıyla 100 süvariden oluşan bir müfreze teşkil edilerek eşraftan Mehmet Ali komutasında 7 Eylül’de cepheye gönderildi.148 Cephe mıntıkasında bulunan Karahayıt ve Gölemezli köyleri civarı, 60 mevcudu ve Tğm. Sâdık’ın komuta ettiği Tavas Millî Bölüğü tarafından tutulmaktaydı.(149)
1920 Ekim sonlarında Çal mıntıkasından 1000’e yakın milis gönüllü Ortaköy’de
toplandı.(150)
Resim 11. - Belge 2. Tavas Yıldırım Mücahitlerinin Komutanlığını yapan Mümtaz
Bababalım (1937) ve babası Hüseyin Mazlum Bababalım’a verilen İstiklâl madalyası
Beratı (Yasemin Beyazıt, a.g.m.)
Böylece 1920 sonlarına kadar, bu gönüllü kuvvetlerin vatan savunmasında önemli
hizmetleri oldu. Söz konusu kuvvetlerin iaşe vb. ihtiyaçlarının büyük bölümü bölgedeki
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin organizasyonu ile halkın yardımlarından
karşılanıyordu. Daha sonra temas edeceğimiz gibi, 1920 sonu ve 1921 başlarından
itibaren bu kuvvetler, düzenli ordu içinde yer almaya başladı.
5. Denizli’den Cepheye Yapılan Lojistik Destekler
5.1. Savaş araç-gereçleri, Ayni ve Nakdî Yardımlar
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, bir taraftan millî kuvvetler oluştururken, aynı zamanda bu
kuvvetlerin ve cephedeki diğer kuvvetlerin ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir görevi
üzerlerine almışlardı. Cephenin ikmali hususunda bölgedeki millî cemiyetlerin yanı sıra
silah ve mühimmat ikmalinde ordu kaynaklarını da belirtmek lazımdır. Nitekim yukarıda Sarayköy Müfrezesini ele alırken temas edildiği üzere, Mutasarrıf Faik Bey’in müsaadesiyle, jandarma deposundan alınan tüfeklerle yarım sandık kadar cephane dağıtılmıştı.
Diğer taraftan Denizli Heyet-i Milliyesi sancak dâhilindeki diğer Heyet-i Milliyeler ile
temasa geçerek yardım toplamaya başladı. 5 Temmuz 1919’da Tavas Heyet-i Milliyesi ilk yardım olarak 4400 kilo buğdayı ve 166 kilo arpayı 54 hayvana yükleterek Usturoğlu Ahmet’le Denizli Heyet-i Milliyesine gönderdi. Muhtemelen yine aynı tarihlerde Üzerlik Köyü de 163 lira bağışta bulundu.(151) Bunun gibi, daha birçok köy ve ilçelerden Denizli
Heyet-i Milliyesine ayni ve nakdî yardımlar yapıldı. 1919 Temmuzunun ikinci haftasında Hamidiye (Çaybaşı) ve Mahmudiye (Kayalık) köylüleri, Çardak Belediyesi vasıtası ile cephedeki mücahitler için 7500 kıyye(152) arpa, 16 Temmuz’da da 8 adet koyun ve ayrıca 20.000 kuruşluk zahire gönderdiler.(153) Acıpayamlılar da 3 Ağustos’ta 600 lira para yardımında bulundular.(154) 28 Temmuz’da Tavas’ta Heyet-i Milliye kurucularından Tahir Efendi marifetiyle, mevcut silahlar toplatılarak Kuvâ-yı Milliyeye sevk edildi. 30 Haziran’da Umum Kuvâ-yı Milliye Komutanı Denizli Heyet-i Milliyesine gönderdiği yazıda, Müftü Tahir Efendi’ye teşekkür ederek, Denizli Heyet-i Milliyesinden mevcut silah ve cephanenin cepheye gönderilmesini istedi. Bunun üzerine Ahmet Hulûsi Efendi 11 Ağustos’ta 30 sandık cephane ile 1 sandık bomba gönderdi.(155) Yine 11 Ağustos tarihine kadar Buldan Heyet-i Milliyesi tarafından cepheye sevk edilmek üzere Nazilli Heyet-i Merkeziyesi’ne pek çok silah ve cephane gönderildi. Peyderpey gönderilen bu yardımlar, 4 sandık cephanesiyle 43 Alman tüfek, 1 sandık cephanesiyle 23 muaddel martin, müteferrik olarak 20 Osmanlı mavzer fişeği ve 150 adet Rus mavzer fişeğini ihtiva etmekteydi.(156)
Bu şekilde Denizli ve ilçelerinde, millî kuvvetlerin ikmali için gayretli çalışmalar olurken, yer yer olumsuz davranışlara da rastlandı. Özellikle halktan yardım toplanması sırasında çok az da olsa, kendi şahsî menfaatlerini düşünenler oldu. Meselâ, Çivril Kazası Zirâat Öğretmeninin 9 Ağustos’ta Kuvâ-yı Milliye Umum Komutanlığına gönderdiği bir şikâyetnameden; Çivril zenginlerinin hükûmetten gelen şifreleri bahane ederek seferberliğe katılmadıkları, nakit olmasa dahi zahire dolu ambarlarından 10 bin liralık malı 5-10 zenginin vermeye gücü yettiği halde fakir halkın üzerine yükledikleri, Çivril’in
eşrafından oluşan Yardım Komisyonu’nun adaletli davranmadığı, komisyonu oluşturan şahısların çok zengin olmasına rağmen, kendileri bir yardımda bulunmayıp, fakir köylülerden tehditle para topladıkları anlaşılmaktadır.(157) Elbette burada Çivril’in bütün zenginlerini suçlamak doğru olamaz ama sözkonusu şikâyet de bazı gerçekleri ortaya
koymaktadır. Savaş halindeki bir ortamda bu gibi durumlarla karşılaşmak tabiî olmakla beraber, alınan tedbirlerle Çivril’de görülen bu haksız uygulamalar kısa sürede giderilmiş, düzenli şekilde cepheye yardımlar devam etmiştir. Nitekim 14 Ağustos
1920’de Aydın savunmasına yardım amacıyla Çivril Heyet-i Milliyesi 200 lira göndermiştir.(158) Öte yandan Tavas’ta çok fazla hububat toplanmış idi. Hacı Şükrü, 14 Ağustos’ta Tavas Heyet-i Milliyesinden toplanan bütün hububatı develerle Denizli’ye
sevkini istedi.(159) Hacı Şükrü üç gün sonra da 57. Tümen Komutanı Şefik Bey’e bir yazı yazarak, Denizli’deki ceplik, cephane ve semerleriyle birlikte 30 hayvanın cepheye gönderilmesini istedi.(160)
Zor şartlarda temin edilerek cepheye gönderilen silah ve cephanenin çok önemli bir kısmı işe yaramaz durumda olan silah ve cephanenin tamir edilmesiyle elde edilmiş idi.
Özellikle mütarekeden sonra kamaları ve nişangâhları İtilaf devletlerince alınıp işe yaramaz hale getirilen toplar ve kapsülleri olmayan top mermileri, Denizlili vatanseverlerin üstün gayretleriyle işe yarar hale getirildi. 1919 Eylül’ünde 57. Tümen
Topçu Alayı, 3.Tb. Komutanı olan Lâtif Bey’in ifadesine göre, başta kendisi olduğu halde,
Pandozoplu un değirmenindeki torna, matkap, bileyi taşı ve pota ocağından istifade ederek, çeşitli güçlükler içinde 45 günlük bir çalışmayla top kaması imal edildi.
Askeralma Bölge Başkanı (Kalem Reisi), Müftü, eşraf ve birçok seyircinin önünde Denizli kışlasında atış denemeleri yapıldı. Atışlar sırasında yeni imal edilen top kamalarının kusursuz olduğu anlaşıldı.(161) Bu şekilde millî kuvvetlerin top kaması bile dökebilmesi, güçlüklere rağmen yeterli bir teknik kadronun kurulabildiğini göstermektedir.(162)
Cephenin ve Kuvâ-yı Milliyenin ihtiyaçları yalnızca silah ve mühimmatla sınırlı değildi.
Daha önce de temas edildiği gibi, yiyecek- içecek ve giyim alanında da ihtiyaçlar hat safhada idi. Bu cümleden olmak üzere, Aydın ve Havalisi Umum Kuvâ-yı Milliye Komutanı Demirci Mehmet Efe’nin 18 Ekim 1919’da Harbiye Nezaretine gönderdiği telgraf, Kuvâ-yı Milliyecilerin hangi zorluklar içerisinde mücadeleyi yürüttüklerini göstermesi bakımından oldukça anlamlıdır. Demirci şöyle diyor; “Cepheye giden efradın ayakkabıları yoktur. Bunların içinde birçok yürük kızları da vardır. Himmet-i celilenize
intizar eylerim.”(163) Burada, ayağında doğru dürüst ayakkabısı bile olmayan Yörük kızlarının da vatan savunmasında yer almış olması, Millî Mücadele hareketinin tabana mâl olduğunun en güzel işaretlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Cephenin ihtiyacı doğrultusunda 1920 yılı başından itibaren Denizli ve ilçelerinden yapılan yardımlar, hatırı sayılır miktarlara ulaştı. Hatta öyle ki, yardım konusunda ilçeler arasında büyük bir yarış başladı. Çivril Ask. Şb. Başkanı, 4 Şubat 1920’de Burdur’daki 12. Tümen Ahz-ı asker Kalem Reisi (Askeralma Bölge Başkanı) Miralay İsmail (Küçük) Bey’e gönderdiği yazıda, “Çivril Heyet-i Milliyesinin bu ana kadar cepheye gönderdiği asker ve zahire ile fakirliğine rağmen birinciliği kazandığından”(164) övgü ile bahsetti. Diğer taraftan para, silah, cephane yardımlarında Çal Heyet-i Milliyesinin büyük fedakârlıkları görüldü. Millî Mücadele’nin başlangıcından Ağustos 1920 başına kadar, Çal Heyet-i
Milliyesince millî kuvvetlere 100.000 liraya yakın para yardımı yapıldı. Yine Temmuz’un ilk haftasından 4 Ağustos’a kadar bir aylık süre içinde Çal’dan cepheye 264 silah, 31.000 cephane, 410’u piyade ve 80’i süvari olmak üzere toplam 490 nefer sevk edildi.(165) Çal kazasının bu fedakârlıkları, Denizli Mutasarrıfı Nazmi Bey tarafından Ankara Dâhiliye
Vekâletine bildirildi.(166)
Askerin ihtiyacı olan yiyecek, para, silah ve cephane yardımları devam ederken, Eylül 1920 başından itibaren trenler için çok miktarda oduna ihtiyaç duyulmuştu. İzmir Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi Reis Vekili Tevfik Bey’in müracaatı üzerine Çardak halkı tarafından ilk gün zarfında Hamidiye ve Çardak istasyonlarına 400 araba odun indirildi.
Çardak halkının gösterdiği bu fedakârlıkta Heyet-i Milliye Reisi Rıza Bey’in önemli hizmetleri oldu.(167) 12. Kor. Komutanı 12 Eylül’de gönderdiği bir yazıyla, vatanın kurtulması uğrunda büyük gayret ve hizmetleri görülen Çardak halkına teşekkür etti.(168)
Bölgedeki Heyet-i Milliyeler, halktan aldığı desteklerle bir taraftan cepheyi destekler
iken, bir taraftan da Yunan işgal bölgelerinden kendi bölgelerine gelen göçmenlerin ve şehit ailelerinin ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.(169) Kısaca ifade etmek gerekirse, köy ve ilçeleriyle birlikte bütün Denizli Sancağı Kuvâ-yı Milliyenin ikmali ve bölgelerinde muhtaç durumda olanlar için elinden gelen yardımı yapmıştır.
5.2. Yardımları Teşvik ve Koordinasyon Meselesi: Nazilli Kongreleri, Heyet-i Merkeziyeler
Cephenin lojistik desteğinde, yardımların teşviki ve koordinasyonu çok önemli idi.
Yukarıda anlatılan Denizli’den yapılan yardımlar ve ileride ele alınacak Isparta, Burdur, Antalya ve Muğla sancaklarının yardımları cepheye gelişi güzel gönderilmiyor, belli merkezlere, belli sistem dâhilinde sevk ediliyordu. Haziran 1919’dan Ağustos 1920’ye kadar Batı Anadolu’da yapılan Balıkesir, Alaşehir, Afyon, Nazilli Kongrelerinde millî
kuvvetlerin örgütlenmesi ve ikmali konusunda önemli kararlar alınmış ve yer yer uygulamasına başlanmıştı. Bu cümleden olmak üzere, ilk olarak Denizli’de Heyet-i Merkeziye kuruldu.(170) Daha sonra 6-9 Ağustos 1919’da Birinci Nazilli Kongresi yapıldı.
Kongre, bölgedeki Heyet-i Milliyeleri ilgilendiren idari, mali, askerî konularda önemli
kararlar aldı.(171) Bu konuların takibi ve özellikle “nakdî ve ayni yükümlülükler”in yerine
getirilmesi, para toplanması ve cephenin iaşesi, lojistik işleri gibi hususlarla meşgul
olmak üzere millî bir Heyet-i Merkeziye seçerek dağıldı.(172) Bu kongrenin en önemli
faydası Batı Anadolu bölgesinde dağınık halde bulunan mücadele gruplarını ve Heyet-i
Milliyeleri koordine ederek tek bir merkezde toplamış olmasıdır.(173) Nitekim bölgedeki
gelişmelere şahit olan 57 Tümen Komutanı M. Şefik Bey’in de ifadesine göre bu heyet,
millî kuvvetlerin ihtiyacını temin eden Heyet-i Milliyelere merkezlik ve başlık yapıyordu.
Bu vazifenin Nazilli Heyet-i Merkeziyesi’nde bulunmasının başlıca sebebi, adı geçen
heyetin, cephenin en yakın gerisinde bulunmasıdır.(174) Zaten Mustafa Kemal de Aydın
Cephesi’nin savunma planı içinde Nazilli’de bir Heyet-i Merkeziye kurulmasını uygun
görmüş ve bu bölgedeki levâzım işlerinin adı geçen heyete verilmesi hususunda ilgililere
emir vermişti.(175) 19- 23 Eylül 1919’da Nazilli’de ikinci bir kongre toplandı. Ali Beyzade
Ali Bey’in evinde Antalya delegesi Nuri Bey’in başkanlığında toplanan(176) bu kongreye
Denizli, Afyon, Isparta, Burdur, Antalya ve diğer çevre sancaklardan kaza ve
nahiyelerden olmak üzere otuz merkezden delegeler katıldı. Kongrede, her kazadan ve
bazı nahiyelerden birer kişi olmak üzere 45 kişilik bir Heyet-i Merkeziyenin Nazilli’de
daimî kurul olarak kalmasına karar verildi. Yeniden teşekkül eden bu Heyet-i Merkeziye,
maliye, levâzım, personel ikmali, sıhhiye gibi komisyonlara ayrılarak görev taksimi
yaptı.(177) Heyet-i Temsiliye azasından Refet Bey de Nazilli’de görevlendirildi. Cephenin
ikmali konusunda Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin Heyet-i Temsiliyeye olan her türlü
müracaatları Mustafa Kemal tarafından, halledilmek üzere Refet Bey’e havale ediliyordu.
Bu şekilde bölgedeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin ikmal konusundaki müracaat
yerleri Refet Bey, dolayısıyla Nazilli Heyet-i Merkeziyesi idi.(178) 6 Ekim 1919’da Aydın,
Denizli, Isparta, Burdur, Antalya, Muğla sancaklarından birer delegenin katıldığı ve kimi
kaynaklarda Üçüncü Nazilli Kongresi olarak adlandırılan bir toplantı daha yapıldı. Bu
toplantının esas amacı iş bölümüne gitmek ve halktan toplanacak yardımlar hakkında
prensipleri oluşturmak idi.(179)
İleride Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alacak olan Heyet-i Milliyelerin bir üst kurulu
konumunda olan ve Kuvâ-yı Milliyenin iâşe ve ikmalinden yetkili ve sorumlu bulunan
Nazilli Heyet-i Merkeziyesi, takip eden günlerde kendisine bağlı millî cemiyetlerin gelir
ve giderlerini kontrolü altına aldı. Hatta 8 Kasım 1919’da Isparta Müdafaa-i Hukuk
Cemiyetinin hesaplarını teftiş için Nazilli Heyet-i Merkeziyesi’nden bir heyet gönderildi.
Bu heyet, ayrıca Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinden yardımları Nazilli’ye
göndermesini istedi.(180) Bunun gibi, Heyet-i Merkeziye, bölgedeki millî teşkilatların
hemen hepsi üzerinde, idare ve ikmal konusunda önemli tasarrufa sahip bulunuyordu.
Mart 1920’den sonra Batı Anadolu’nun cephelere bölünmesiyle birlikte, araştırma alanımıza giren yerler İzmir Güney Cephesi içinde yer aldı.(181) İşte bu düzenlemeden sonra, Nazilli Heyet-i Merkeziyesi, zaman zaman “İzmir Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi” adını kullanmaya başladı. Yunan saldırılarının aleyhimize gelişmesi üzerine Nazilli Heyet-i Merkeziyesi veya İzmir Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi eşyalarını toplayarak 24 Haziran’da Denizli’ye taşındı. Orada da kendisini emniyette
görmeyen heyet, 4 Temmuz’da Dinar’a ve bir müddet sonra da Burdur’a yerleşti.(182)
Heyetin Dinar’dan Burdur’a nakledilmesine, Burdur Mutasarrıfı, “hâlen Burdur’da görev
yapan Heyet-i Milliye-i Merkeziye vardır. Nazilli Heyet-i Merkeziyesi’nin gelmesiyle
çeşitli siyasi problemlerin ortaya çıkabileceği” gerekçesiyle pek taraftar görünmedi.(183)
Ancak Batı Cephesi Komutanı 26 Ağustos’ta Burdur Mutasarrıfı’na gönderdiği telgrafta,
Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi’nin Burdur’a naklinin TBMM’nin emri gereğince
olduğunu bildirdi.(184) Sonunda adı geçen heyet Burdur’da görev yapmaya başladı.(185) Batı
Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, yayınladığı 8 maddelik genelge ile millî cemiyetlerin
bütün yardımlarının Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi’nde toplanmasını ve istenilen
şeylerin oradan aldırılmasını ilgili yerlere tebliğ etti.(186) Bu şekilde Güney Cephesi Heyeti
Merkeziyesi, yardımlarda koordine merkezi olarak bir müddet hizmet verdi. Ancak
daha önce de temas ettiğimiz gibi, hakkında pek çok tartışmalar çıkmaya başladı. Zaten
bu tarihlerde Kuvâ-yı Milliyenin iâşe ve idaresi TBMM’ce Müdafaa-i Milliye Vekâleti’nin
kontrolüne verilmek isteniyordu. Kısa bir süre sonra 29 Eylül 1920’de Güney Cephesi
Heyet-i Merkeziyesi lağvedilmiş ve Kuvâ-yı Milliyenin ikmalinde koordinasyon işlerini
Müdafaa-i Milliye Vekâleti üzerine almıştır. Millî Mücâdele’nin sonuna kadar, Müdafaa-i
Hukuk Cemiyetleri’nin bulunduğu mıntıkadaki en büyük askerî makam, cephenin
ikmalinde, koordinasyon işlerini Müdafaa-i Milliye Vekâleti adına yürütmüştür.(187)
5.3.Sağlık Hizmetleri
Cephenin lojistik desteği bakımından şüphesiz sağlık hizmetleri de çok önemli idi. Millî
kuvvetlerin sağlık işleri önceleri, mevcut imkânlara göre mahalli oluyordu. Daha
sonraları yeni hastaneler açılmaya başladı.(188) Bu cümleden olmak üzere, Kuvâ-yı
Milliyenin kuruluşundan sonra, cepheye yakın olması dolayısıyla ilk önce Denizli’de
hastaneler açıldı. Denizli Heyet-i Milliyesinin öncülüğü ve yardımlarıyla Denizli’de birkaç
büyük bina, hastane haline getirildi.(189) Millî Hastane adıyla bilinen ve Sarayköy, Nazilli
cephelerinin ilk günlerinde ve sonraları millî kuvvetlere ve bölge halkına pek büyük hizmeti olan bu hastanede, Dr. Mazhar Müfid Bey, Eczacı Hacı Bey ve Kızılay tarafından gönderilen heyette bulunan Dr. Kemal Şakir (Saracoğlu) Bey görev almışlardı.(190) 11
Ağustos 1919 tarihli yevmiye defterinden anladığımıza göre, bu tarihte Millî Hastane’de 14 Kuvâ-yı Milliye efradı da görev yapmaktaydı.(191)
Millî Hastane’nin hizmet verdiği günlerde Denizli’de, haklarında yeterince bilgi bulamadığımız bazı ufak tefek sağlık kuruluşlarının olduğu da bilinmektedir. Bunların yanında, daha sonraları Nazilli’de de bir hastane kuruldu. Düşmanla çarpışmaların yoğun
olduğu günlerde, Refet Bey (Bele) İstanbul’a gitti ve isteği üzerine Kızılay, İstanbul’dan Nazilli’ye bir seyyar hastane gönderdi. Beşinci İmdâd-ı Sıhhi Heyeti’nce kurulan bu hastanenin Başhekimi Dr. Lütfi Bey (Kırdar) idi. Ancak Nazilli’nin düşman eline
geçmesiyle, adı geçen hastane -ileriki konularda anlatacağımız gibi- Isparta’ya nakledildi.(192) Nazilli’den kurtarılabilen malzemenin bir kısmı ile de 1921’de Denizli’de Hilal-i Ahmer Beşinci İmdad-ı Sıhhi Heyeti tarafından ikinci bir dispanser tesis edildiği bilinmektedir. Diğer sağlık kuruluşlarında olduğu gibi, bu dispanserde dil, din, ırk,
mezhep farkı gözetmeksizin, bütün hastalara geceli gündüzlü hizmet verilmiştir. 1921 yılı itibarıyla dispanserde 3372 hastaya bakılmıştır.(193)
Batı Cephesi’ne yakınlığı dolayısıyla cepheden gelecek yaralılar ve bölge halkının sağlık
ihtiyacı açısından Denizli’deki sağlık kuruluşları tabii ki çok önemli idi. Çünkü içinde
bulunulan savaş yıllarında bölgede zührevi hastalıklar da artmış bulunuyordu.(194) Bu
yüzden daha büyük hastaneye ihtiyaç duyuldu. Yukarıda adı geçen hastaneler ile birlikte 23 Eylül 1919 tarihinde 50 yataklı olarak hizmete giren Denizli Memleket hastanesinin Millî Mücadele sürecinde bölgede sağlık alanında küçümsenmeyecek hizmetleri
olmuştur. Aslında bu hastanenin kuruluş çalışmaları Balkan Savaşı yıllarına kadar uzanır. Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Belediye başkanı ve diğer Denizlili hayırseverler tarafından 1913’te önce arsası temin edilmiş ve 1914’te inşaatına başlanmış idi. 1916’da “Menzil Hastanesi” adıyla, ameliyathanesi bile olmadan, çok eksikleriyle kısmen hizmete açılan hastane, halkın yardımlarıyla ancak eksikliklerini tamamladıktan sonra 2 katlı olarak 1919 Eylül ayı son haftasında tam anlamıyla faaliyete geçmiş bulunuyordu.(195) Hastanenin ilk başhekimi Giritli Kerim Bey ve ilk doktoru Mazhar Germen(196) Bey idi.
Mazhar Germen’in 1920’de milletvekili seçilip hastanedeki görevinden ayrılmasını müteakip, Dr. Kazım (Samanlı), Belediye doktoru Haydar Bey, askerî tabiplikten emekli Binbaşı Mustafa Kerim beyler görev yapmışlardır.(197) Hastane çeşitli imkânsızlıklar içinde hizmet vermeye çalışıyordu. Bu yüzden, Denizli hastanesine para yardımında bulunulması hususu Hilal-i Ahmer merkezinden Nazilli’deki Hilal-i Ahmer Heyetine emredilmiş ve yeterli yardım yapılabildiği takdirde Heyet-i Merkeziyelerden para talep
edilmesine gerek kalmayacağı bilgisi 16 Ocak 1920 tarihinde 20. Kolordu tarafından 12. Kolordu Komutanlığına iletilmiş idi.(198) Tabi bu konuda Hastaneye yeterli miktarda yardım yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Ama bilinen bir şey var ki, o da günden güne hastanenin sorumluluğunun ve yükünün arttığıdır.
Batı Cephesi’nde muharebelerin yoğunlaştığı günlerde Denizli Memleket Hastanesinin hasta yoğunluğu da artmış idi. 1921-1922 yılında 951 hasta, yatarak tedavi görmüş, bunlardan 842 kişi taburcu olurken, 109 hasta ise vefat etmiştir.(199) Bu süreçte, bir taraftan sağlık hizmetleri verilirken bir taraftan da hastanenin kanalizasyon, su ihtiyacı vb. eksikleri de tamamlanmaya çalışılmıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse, Millî Mücadele Dönemi’nde önce “Menzil Hastanesi” olarak hizmete başlayan ve 1919 Eylülünden itibaren “Memleket Hastanesi” adıyla bölgede önemli sağlık hizmetlerini yerine getiren
bu kurum, 1950 yılında Özel İdare bütçesinden kurtarılarak Devlet Hastanesine dönüştürülmüştür.(200)
Resim 12. Atatürk’ün ziyaret ettiği Denizli Memleket Hastanesi
(https://www.denizligazetesi.com/guncel/husamettin-atamanin-kaleminden-ataturkundenizliye-
gelisi-h 78522. Html (e.t. 13.09.2022))
Görüleceği üzere, Millî Mücadele yıllarında Denizli’deki sağlık kuruluşlarının, başta
cepheden gelen yaralı ve hastalar olmak üzere, bölge halkının sağlık ihtiyacını karşılamada önemli boşluğu doldurduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanında,
Denizli’nin Acıpayam ve Tavas kazalarında Selahattin Efendi adında bir seyyar tabibin görev yaptığı, Çivril’de de Küçük Sıhhiye Memuru Yusuf Efendi isminde bir cerrahın bulunduğu bilinmektedir.(201)
6.Millî Mücadele’ye Zarar Verici Faaliyetler ve Alınan Tedbirler
6.1. İstanbul Hükûmeti, Heyet-i Nâsıha ve Hürriyet ve İtilaf Fırkasının Faaliyetleri
Mondros Mütarekesi sonrası başlayan millî hareketten rahatsız olan Damat Ferit
Hükûmeti, halka telkinlerde bulunmak ve kendi politikalarını etkin kılmak için bazı
bölgelere “Heyet-i Nasihâlar” göndermeye karar verdi. Bu heyetler Anadolu’nun muhtelif
yerlerini ziyaretle, halka tavsiyelerde bulunacak ve unsurlar arasında ahenkli bir
geçinmeyi, vatandaşlık hissini telkin edecekti.(202) Zaten Padişah iradesinde de savaşın
kötülüklerinden etkilenen “sunuf-ı teba-yı şahane”ye Padişahın şefkat ve teveccühlerinin
bildirilmesi isteniyordu. Hükûmet Başkanı Damat Ferit’e göre ise heyetler, halka
Padişahın selamlarını ve onun kendilerini düşünmekte olduğunu bildirecekti.(203)
Dolayısıyla bu teşebbüsün, Padişahın emri olduğu vurgusu yapılarak Hükûmet ve
Sarayın birlikte hareket ettiği mesajı verilmekteydi.(204) Bütün bu söylemlerin arkasında,
Hükûmetin kendi otoritesini Anadolu’da artırmak istemesi ve aleyhine doğabilecek millî
cereyanları köreltmek niyetinin bulunduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunu gerçekleştirebilmek için de halkın, gelenek icabı hükûmetten ziyâde padişah otoritesine olan saygısı bilindiğinden, nasihat heyetlerinin başına özellikle şehzadeler verilmişti.
Denizli, Isparta, Burdur, Antalya, Muğla ve civar bazı illere gönderilecek Heyet-i Nâsiha,
Şehzade Abdürrahim Efendi’nin başkanlığında idi.(205) Heyette ayrıca, Bursa Müftüsü Ömer Fevzi, Pazarcık Müftüsü Halil Fehim Efendi, Eski Karahisar Milletvekili Yanko Gevenidis (Küvenoğlu), Dâhiliye Nezareti Memurîn Kalemi Müdürü Ohennes Ferid, Ali
Rıza, Mahmut Hayret, Süleyman Şefik ve Ali Fevzi Paşalar bulunuyordu.(206) Heyette Rum ve Ermenilerin bulunması anlamlıdır. Padişah bu teşebbüsü ile yakında toplanacak olan Paris Barış Konferansı’na bütün tebaaya eşit davrandığı mesajını verirken, Yunan ve Ermeni iddialarını da etkisiz bırakmayı amaçlamıştır.(207)
Bu heyet, İstanbul Hükûmeti ve Saray’ın direktifleri doğrultusunda 16 Nisan 1919’da Anadolu’ya hareket etti.(208) Bir gün sonra Harbiye Nâzırı Şakir, Şehzade Abdürrahim başkanlığındaki heyet için, gideceği yerlerde ilgili komutan tarafından 100’er mevcutlu süvari bölüğü hazırlanması emrini verdi.(209) İstanbul’dan Bursa yoluyla Anadolu’ya geçen
heyet, 01 Mayıs’ta Denizli’ye geldi. Süleyman Şefik Paşa, hükûmet konağı önünde toplanan halka, Padişahın bildirisini okudu. Padişahın selamını söyleyerek başladığı konuşmada, mütâreke hükümlerine uymanın millet ve memleket selâmeti için gerekli olduğu, halkın sükûn içinde iş ve güçleriyle uğraşmaları ve Hristiyanlarla iyi geçinmeleri, herhangi bir tehlikenin söz konusu olmadığı irade buyuruluyordu.(210) O gün Tavaslızade Mustafa Bey’in evinde geceleyen Heyet, ertesi gün sabahleyin Denizli’den ayrıldı.(211) Şehzadenin maiyetine Yzb. Diyarbekirli Ekrem’in komutasında Mızraklı Süvari Bölüğü
memur edildi.(212) Denizli’de 1 gün kalan ve Millî Mücadele karşıtı propaganda yapan Heyet, daha sonra Burdur, Antalya ve Isparta’ya gitti. Heyet, Denizli’ye gelmeden önce Mahmut Hayret Paşa’nın başında bulunduğu bir grup da Muğla’ya gitmişti.(213)
Nasihat Heyeti’nin esas amacı Denizli ve ziyaret edeceği diğer sancaklarda Kuvâ-yı Milliye ruhunun oluşmasını önlemek ve buralardaki konuşmalarda yapılan telkinlerle, halkta “tevekkül” zihniyetinin belirmesine yani Mondros Mütarekesi şartlarına karşı
çıkılmamasını sağlamaya yönelik idi.(214) Heyet üyeleri, Hürriyet ve İtilaf Fırkasının
propagandasını da yapıyorlardı. Mesela üyelerden bazıları Denizli Mutasarrıfı Faik (Öztrak) Bey ile yaptıkları özel bir görüşmede bu yönde telkinde bulunmuşlar ama Faik Bey’den umdukları cevabı alamamışlardı.(215) Şüphesiz, Nasihat Heyetinin Millî Mücadele karşıtı propagandaları bazı kişiler üzerinde iz bırakmış olsa da Denizli’deki millî teşkilatlanmanın seyrine önemli bir etki yapmadı.
Bütün vatan sathında olduğu gibi, Denizli’de de Millî Mücadele ruhunu kırmaya çalışan diğer bir siyasi gelişme Hürriyet ve İtilaf Fırkasının faaliyetleridir. Yukarıda kısmen bahsedildiği üzere Nasihat Heyeti ile içi içe çalışan ve Damat Ferit Hükûmetinin politikasını güden Hürriyet ve İtilaf Fırkası,(216) her fırsatta millî heyetlerin faaliyetlerini ve Kuvâ-yı Milliyenin gelişmesini önlemeye çalışıyordu. Yunan işgali başlar başlamaz
Ahmet Hulûsi ve beraberindekiler Yunan’a karşı cihat ilân ettikleri vakit, Denizli Hürriyet ve İtilaf Fırkasının ileri gelenlerinden birkaç kişi, Yunanlarla mücadele etmemeye karar verdiklerini Topçu Alay Komutanı’na söylediler.(217) “Denizli Olayı” konusunda da daha detaylı anlatılacağı gibi, takip eden günlerde düşmanın Denizli’ye yaklaşması üzerine,
Denizli Heyet-i Milliyesi, bazı haklı gerekçeler ile Denizli’deki Gayrimüslimleri cephenin daha gerisine nakletme kararı aldı. Fakat başında Hürriyet ve İtilafçıların bulunduğu bir grup, buna karşı çıkarak “Hicret Etmeyecek Halkın Hukukunu Muhafaza için Hükûmete Müzaheret Heyeti” adıyla bir heyet kurdular.(218) Bu heyetin amacı, Denizli Heyet-i
Milliyesinin faaliyetlerini engellemek idi. Nitekim üzücü “Denizli Olayı”nın meydana gelmesinde bu heyetin dolayısıyla Hürriyet ve İtilaf Fırkasının sorumluluğu asla göz ardı edilemez
Hürriyet ve İtilafçılar her fırsatta millî teşkilatların kararlarını ve faaliyetlerini önlemeye çalıştılar, ancak bütün engellemelerin, karşı koymaların, istenilen sonucu vermemesi ve Millî Mücâdele’nin gün geçtikçe önem kazanmaya başlaması, Hürriyet ve İtilafçıların endişelerini gittikçe artırdı. Sonunda Hürriyet ve İtilaf Fırkası, millî heyetler içine sızmayı denedi. Bu maksatla Fırka merkezi, İstanbul’dan propagandacılarını ve
güvendiği adamlarını bölgeye gönderdi. Bunlar yeni kurulacak Heyet-i Milliyelere sızmaya çalıştılar. Denizli Sancağındaki millî heyetlere sızamamışlar ise de Denizli’yi etkileyebilecek yakın bazı millî heyetlere nüfuz etmeyi başardılar. 57. Tümen Komutanı
Şefik Bey’in ifadesine göre, “Nazilli Heyetinde dahi, Kuvâ-yı Milliyeci görünen Hürriyet ve İtilafçılar vardı. İstanbul’da fırka merkezleriyle gizli haberleşmelerde bulunuyorlardı.”(219) Böylelikle millî heyetlere sızmayı başaran Hürriyet ve itilafçılar, sözde Heyet-i Milliye adına yaptıkları propagandalarla Kuvâ-yı Milliye Komutanlarının
arasını açmaya ve ordu ile Kuvâ-yı Milliyeyi birbirine düşürmeye çalıştılar. Bu cümleden
olmak üzere, Nazilli Heyet-i Merkeziyesi’nde görev yapan ve aslında İstanbul Hükûmetinin ajanı olan İlhâmi Bey,(220) emri altında bulunan Hürriyet ve itilaf Fırkası mensuplarını, Kuvâ-yı Milliyeyi içinden yıkmak için yönlendirdi. Başta kendisi olduğu
halde bu grup Demirci Mehmet Efe’yi kendi saflarına çekmeye çalıştı(221) ama başarılı olamadılar. Biraz geç de olsa durumu fark eden Demirci Mehmet Efe’nin Hürriyet ve İtilaf Fırkasının oyunlarıyla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği yazı oldukça
anlamlıdır. Demirci, 18 Ağustos 1920’de TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği yazıda, “Ferit Paşa haininin çok teklif ve hizmetlerine maruz kaldım. Lâkin beni meydana getiren şu vatanıma hıyanet etmeyi hiç düşünmedim.”(222) demek suretiyle, Hürriyet ve
İtilafçıların planlarını bertaraf etmiştir.
Millî Mücadele’yi önlemeye çalışan bütün bu faaliyetlerin yanında, Damat Ferit Hükûmeti
ve Hürriyet ve İtilaf Fırkasının tesirinde kalan bazı mülki ve yerel idarecilerin de millî
teşkilatlanma karşıtı tutum ve davranışları ile karşılaşılmıştır.
Buldan işgal edilmeden önce, Buldan’da hem Yunan gizli servisinin hem de Damat Ferit
Hükûmeti yanlılarının propagandaları yoğunlaşmış bulunuyordu. Kaymakam Cevdet
Bey’in de âciz oluşu ve Kuvâ-yı Milliyeye pek taraftar görünmemesi faktörünü de
ekleyecek olursak, Buldan’da, sayıları çok az da olsa, bazı kişiler, Yunan
propagandalarının tesiri altında kaldılar. Denizli Kalem Reisi Tevfik Bey’in 57. Tümen
Komutanı’na gönderdiği 30 Haziran 1920 tarihli telgraftan anlaşıldığına göre, Buldan’da
bazı kişiler Heyet-i Milliye mensuplarını nezaret altına aldılar ve Alaşehir’de Yunanlarla
haberleşmeye başladılar.(223) Sayıları yediyi geçmeyen bu kişiler, Yunan kuvvetleri
Buldan’a yaklaştığı vakit onları karşılamaya gittiler.(224) Ancak, bu tür davranışlar, şahsî
nitelikten öteye gitmiyordu. Gerçek bu iken propagandacılar, bu hareketleri Buldan
halkının tümünün istek ve arzusu imiş gibi göstermeye çalışıyorlardı. Hatta “Demirci
Efenin zulmünden korunma” bahanesiyle halktan, Yunanları istedikleri onlardan
memnun olduklarına dair belge almaya çalışmışlar, ama Buldan halkı kesinlikle böyle bir
belge vermemiştir.(225) Benzer bir propagandaya da Acıpayam’da rastlandı. Bölgedeki
Yunan mezalimine karşı, “ehven-i şer” misali İtalyanlara sığınma veya onları davet etme
şeklinde dönemin Acıpayam Belediye Başkanı ve beraberindeki beş kişinin 15 Ağustos
1920 tarihinde Yunan işgaline karşı İtalyan işgalini tercih eden ve onları davet eden
mektup gönderdikleri öğrenildi. Daha sonra başka kişilerin de isminin karıştığı
“İtalyanları davet meselesi”, Isparta İstiklâl Mahkemesine yansımıştır. Yapılan
soruşturma sürecinde, aralarında millî heyet üyelerinin de bulunduğu kişiler
“niyetlerinin asla İtalyanları davet etmek olmadığı, halkı teskin etmek ve kazadan göçü
önlemek için geri alınmak üzere kerhen yazılan telgrafın geri alınmadan önce çekildiğini, bunda ihanet ve kötü niyetin olmadığını” ifade etmişlerdir.(226) Öyle anlaşılıyor ki, Mustafa Kemal’in de “ehven-i şer” kavramı çerçevesinde baktığı(227) bu tür tutum ve davranışların ortaya çıkışında, Millî Mücadele aleyhtarı çevrelerin rolü olmakla birlikte, o günlerde bölgenin hassas durumu ile sınırlı bazı kişilerin o anki psikolojilerinin de etkili olduğunu
düşünmek gerekiyor.
Yunan işgali yayıldıkça Millî Mücadele karşıtı propagandalar, diğer bazı ilçe
yöneticilerinde de etkisini gösteriyordu. Çivril Kaymakamı, Çivril’de millî teşkilat
kurmaya gayret edenleri engellemeye çalıştı ve önde gelenleri hapse attı. Bunun üzerine
umum Kuvâ-yı Milliye Komutanı 19 Ağustos 1919’da kendisini uyardı.(228) Ancak
Kaymakam’ın bu uyarılara kulak asmaması ve millî teşkilat aleyhine faaliyetlerini
sürdürmesi üzerine, görevine son verildi. Buna rağmen adı geçen şahıs, Kuvâ-yı Milliye
aleyhindeki propagandalarına devam etti. Tedbir olarak 12. Kor. Komutanı muhtemelen
1920 Temmuz’unda sabık Çivril Kaymakamı’nı Dinar’a sürdü.(229) Diğer taraftan Ağustos
1920’lerde Tavas Kaymakamı olarak görev yapan şahsın Kuvâ-yı Milliyeye karşı olumsuz
tutumları görüldü.(230) Yine aynı tarihlerde Denizli Sancağının bir başka ilçesi olan
Acıpayam’da Kaymakam Şevket Bey’in aciz ve belki de İstanbul Hükûmeti yanlısı olması
dolayısıyla, buradaki millî teşkilatlanma fazla gelişme gösteremedi. Hatta o tarihlerdeki
mülki ve yerel idarecilerin Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İstanbul Hükûmetinin etkisinde
kalarak Millî Mücadele aleyhine bir tutum içerisine girmeleri, yöredeki bazı kişilerde
ümitsizliğe ve moral bozukluğuna yol açmış, bundan dolayı “ehven-i şer” düşüncesi ile –
Yukarıda verilen Acıpayam örneğinde olduğu gibi- İtalyanları davet örnekleri bile
görülmüştü. Tümen Komutanı ve Mutasarrıf Vekili Nazmi Bey, 17 Kasım 1920’de
Dâhiliye Vekâletine bir şifre göndererek adı geçen kaymakamın değiştirilmesini istedi.(231)
O günleri yaşayan Emin Aslan (Tokat), Sarayköy kaymakamı ve diğer bazı görevliler
hakkında şu tespiti yapmaktadır; “Sarayköyümüzün diğer bir bahtsızlığı da vardı, o da
kazanın başında Ermeni’den dönme Ferit isminde bir kaymakam, askerlik şubesi
başkanlığında da Arabî isminde bir Arap binbaşı, jandarmanın başında da Arap kökenli
Yzb. Fazıl Bey adında korkak bir komutan vardı. Zayıf ruhlu, hissiz, belki de hain olan bu
adamlar kazanın başında o günlerde adeta birer bela halinde idiler… Bu adamlar Heyeti
Milliyenin bütün teşebbüslerini baltalıyorlardı… Bereket versin ki İstanbul
Hükûmetinin bu kaymakamı ve reisi Ankara hükûmeti tarafından azledildi ve kazadan
bunlar defolup gittiler.”(232)
Görüleceği üzere, Denizli Sancağı ve ileride yeri geldiğinde temas edileceği üzere
Güneybatı Anadolu coğrafyasında Damat Ferit hükûmeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve bazı
mülki idarecilerin değişik yollarla Millî Mücadele ateşini söndürmeye yönelik faaliyetleri
eksik olmamış ise de sonuçta bu zihniyet millî teşkilatlanmanın önünü kesmede asla
başarılı olamamıştır.
6.2.Denizli’deki Azınlıklar, Faaliyetleri ve Alınan Tedbirler
İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmanî Cemiyeti tarafından hazırlanan bir yayında(233)
belirtildiğine göre, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Denizli Sancağında; 252.259 Türk,
3674 Rum, 636 Ermeni ve 55 Yahudi nüfusu vardı. Savaş başladıktan sonra doğal olarak
nüfus hareketlilikleri olmuştur. İzmir Havalisi Komutanı tarafından 1917 nüfus
istatistiklerine göre hazırlanan ve 13 Mart 1919’da Harbiye Nezaretine arz edilen bir raporda Denizli Sancağındaki nüfus durumu şöyle belirtilmiştir; 248025 Türk, 3203 Rum, 557 Ermeni, 52 Yahudi ve 7 Katolik-Protestan. Tavas ve Çal’da Gayrimüslim nüfus
yoktu.(234) Savaş sona erip mütarekenin başladığı günlerde ise, nüfus istatistikleri yayınlandı. Bu istatistiklere göre, takriben Denizli Sancağındaki Türk sayısı 243.542 iken bunun yanında 3184 Rum, 51 Yahudi, 557 Ermeni ve 7 Katolik bulunmaktaydı.(235) Bütün bu veriler, Millî Mücâdele yıllarında Denizli Sancağında Rum, Ermeni ve Yahudi
azınlıkların tümünün nüfusunun Türklere oranlarının %0,15 ile %0,18 arasında olduğunu göstermektedir.
Osmanlı yönetim anlayışının bir gereği olarak, din ve vicdan hürriyeti içinde yaşayan Gayrimüslimler, sosyal ve ekonomik alanda da Türklere göre daha avantajlı bir durumda idiler. Denizli ve havalisindeki ekonomide Rumlar oldukça etkili idi. Venizelos’un, Batı Anadolu’daki sanayi hareketlerinde Rumların rolüne dair, 30 Mart 1919’da Kaklamanos’a gönderdiği bir raporda belirttiği üzere Rumlar, bölge sanayinin aşağı yukarı %80’ini temsil etmekteydiler. 1031 Türk fabrikasına karşı, Rumların 37.643 işçi
çalıştıran 3007 fabrikası vardır. Bunlar, gıda, sanayi, pamuk ve kereste fabrikalarıydı.(236)
Gerçekten de Millî Mücâdele’de adından sık sık bahsedilecek olan Denizli ve havalisinin
tek büyük un fabrikası Pandozoplu Un Fabrikası olup, bir Rum’a aitti.(237) Keza Mardiros
Sarıyan adlı Ermeni’nin Sarayköy’de büyük bir fabrikası vardı.(238) Bunlar yüzlerce
örnekten yalnızca birkaçı olup, Venizelos’un da yukarıda belirttiği gibi, Rumların sanayi
alanında üstünlüğü tartışılamaz boyutta idi. Yalnızca sanayi alanında değil, sanat ve
ticaret sahasında da Rumların etkinliği açıkça görülüyordu. Bölgedeki 57. Tümenin
komutanı olan M. Şefik (Aker) Bey’in bu konudaki gözlemleri çok önemlidir. O,
hatıralarında Rum ve Ermenilerin sanayi, ticaret, sanat alanlarındaki faaliyetlerinden ayrıntılı örnekler verdikten sonra şöyle demektedir; “bütün Rumlar, ziraat ve en çok
ticaretle uğraşırlar ve Türk milletinin ziraatla kazandığını, bilhassa ticari aracılıklarla
ellerinden alarak umumi bir bakışla Türklerden daha müreffeh ve mesut
yaşamışlardır”(239). Denizli Sancağı Rum Havra Heyeti Metropolit Vekili Papa Hristomos
ile Denizli Sancağı Ermeni Murahhas Vekili Papas Babkin’in 9 Temmuz 1919’da
İstanbul’da İtilaf Devletleri Temsilcilerine gönderdikleri telgrafla; “Altı yüz seneden beri
Osmanlı Hükûmetinin idaresi altında tam bir refah ve huzur içinde hayatlarını
yaşadıkları”ndan bahsetmeleri,(240) en yetkili ağızlardan Gayrimüslimlerin sosyoekonomik
durumunu gözler önüne sermektedir.
Osmanlı millet sistemi içinde refah ve huzur içerisinde yaşayan Gayrimüslimlerin büyük
bölümü, Birinci Dünya Savaşı ve Mondros Mütarekesi sonrasında, vatandaşı bulunduğu
devletine ve Türklere karşı aleyhte tutum ve davranış içerisine girdiler. Birinci Dünya
Savaşı sürecinde Osmanlı ordusundaki Gayrimüslim askerlerin ve bölgelerindeki sivil
Gayrimüslimlerin düşmanla iş birliği yapmış olmaları ve ileride de yapma ihtimallerine
karşı, Osmanlı askerî makamlarının, ilgili askerlik şubelerini sürekli uyardıklarını
biliyoruz.(241) Mondros Mütarekesi sonrası başlayan işgaller sırasında da yerli Rum ve
Ermenilerin büyük bölümü işgalcilerle iş birliği yapmaktan geri durmadılar. Yalnızca
Denizli Sancağında değil, hemen bütün Yunan işgal bölgesi ve yakın yerlerdeki
Gayrimüslimler özellikle Rum ve Ermeniler; Yunan propagandası yapmak, işgalciler
lehine istihbarat faaliyetlerinde bulunmak, işgalcilere lojistik destek vermek ve hatta
fiilen Yunan ordusuna katılmak gibi faaliyetlerle Millî Mücadele aleyhine bir tutum ve
davranış içine girdikleri söylenebilir. Sayfaların sınırı içerisinde ancak bazı örnekle
meseleye bakmak istiyoruz:
Daha İzmir’in işgalinden birkaç saat sonra Denizli’de oluşan millî galeyandan Denizli
Rumları rahatsız olmuş olacaklar ki Denizli ve ilçelerinde olup bitenleri tez elden
İzmir’deki Yunan ve Rum mahfillerine bildirdiler. İzmir Rum gazeteleri, Müftü Ahmet
Hulûsi Efendi hakkında korkunç yazılar yazmaya başladı.(242) Henüz işgalin başlangıcında,
Denizli’deki Rumlar şehrin işgaline inanmış olmalılar ki Yunan askerine ikram edilmek
üzere kuzular hazırladıkları gibi, Sarayköy Rumları da biri Tosunlar tarafındaki şose
üzerinde, diğeri istasyonda cadde üzerinde zafer takları kurdular.(243) Heyet-i Milliye bu
zafer taklarını sürekli yıktırır fakat Rumlar geceleyin bu takları tekrar kurmak cüretini
gösterirlerdi.(244)
Bölgedeki yerli Rum ve Ermenilerden bazıları daha da ileri giderek, Yunan ordusuna
katılma ihanetini gösteriyorlardı. Harbiye Nezareti, bu konuda mülki idarecilerin gerekli
tedbirleri alması ve dikkatli olunması yönünde 5 Ocak 1920’de Dâhiliye Nezaretine yazı
gönderdi.(245) Fakat alınan tedbirlere rağmen devam eden savaş günlerinde Rum ve
Ermeniler’in Yunan ordusuna katılımı önlenemedi. Özellikle 1920 Eylül’ünden itibaren
Yunan kuvvetlerinin Anadolu içlerine ilerlemeye başlamasıyla, bu yöndeki davranışlar
daha da arttı. Öyle ki çoğunluğunu yerli Rum ve Ermenilerin oluşturduğu kuvvetler,
zaman zaman millî kuvvetlere taarruz ettiler. Nitekim 22 Nisan 1921 günü Yeniköy
istikametinden saldırıya geçen makineli tüfekle donanmış düşman kuvvetinin hemen
hemen hepsini gönüllü Rum ve Ermeniler oluşturuyordu. Sayısı 1000’in üzerinde olan
bu kuvvet, Kuvâ-yı Milliyeye taarruz etmiş, ancak 8 ölü ve 6 yaralı bırakarak geri
çekilmek zorunda kalmıştı.(246) Öte yandan Yunan lehine istihbarat ve bölgede Yunan
kültürünün propagandasını yapma yönünde azınlık faaliyetlerine sıkça rastlanıyordu.
Birkaç örnek vermek gerekirse, 1921 Nisan ayı içinde Acıpayam ilçesinde Meyhaneci
Kara Vasil adındaki Rum’un -bu kişinin 2 oğlu da Yunan ordusuna katılmıştı- Fethiye
mıntıkasındaki Yunanlarla haberleşme içinde bulunduğu tespit edildi. Bu tür
faaliyetlerin önlenmesi için Umum Kuvâ-yı Milliye Komutanı Hacı Şükrü, Denizli
Mutasarrıflığından gereğinin yapılmasını istedi.(247) Öte yandan Sarayköy’de Eczacı
Yordan’ın eczanesinde yapılan aramada Sarayköy ve civarının bir krokisi ile patlayıcı
maddeler bulundu.(248) Denizli Mutasarrıf Vekili Nazmi Bey’in 29 Eylül 1920 tarihini
taşıyan bir raporunda belirttiğine göre, Honaz nahiyesindeki Hristiyanlardan
Kocakülahoğlu Haralambi’nin evinde topçu subayı üniforması, Burdurluoğlu Haralambi
ile Hurioğlu Anastos’un evlerinde büyük küçük ebatta Yunan bayraklarıyla Yunan
kültürüne ait resimler ele geçirildi.(249) Muhtemelen yine aynı tarihlerde İzmir’den
Denizli’ye dönen Tüccar Kitapçıoğlu Ahmet ve Karpuzcu Ahmet Efendiler aynı trende
beraber yolculuk ettikleri Denizli Rumlarından Pavlide Efendi’de bir Yunan bayrağı ile
şapka gördüklerini söylediler.(250) Öte yandan 11 Ekim’de Denizli’nin Ermeni Mahallesi
sakinlerinden Ermeni Hacı Sarkis’in evinde yapılan aramada 2 adet Ermeni bayrağına
rastlandı.(251)
Bu tür örnekleri artırmak mümkündür. Bütün bu gelişmeler gösteriyordu ki, diğer
yerlerde olduğu gibi Denizli Sancağındaki Gayrimüslimlerin büyük bölümü, vatandaşı
bulunduğu devletine ve yıllardır birlikte refah ve barış içinde yaşadığı Türklere karşı,
bulanık suda balık avlamak misali, işgalcilerle iş birliği içinde bulunmaktan
çekinmiyorlardı. Tabii ki bu durumda, Ankara hükûmeti haklı olarak bazı önlemler almak mecburiyetinde kalacaktır. Bu önlemlerden biri de düşmanla iş birliği yapma durumunda olan Gayrimüslimlerin savaş mahallinden daha güvenli olan yerlere iç
kısımlara nakledilmesi olacaktır. Böyle bir tedbiri gerekli görenlerin başında olayların
bizzat içinde bulunan bölgedeki 57. Tümen Komutanı Şefik Bey geliyordu. O, bu konuda,
Yunanların Rumları gönüllü kaydetmeleri ve bunun vahim sonuçlarını önlemek için,
“bizim gerilere çekilmekliğimiz icap ettirdiği takdirde, içinden çekilebileceğimiz yerlerin
bütün Rum halkını da Denizli ve daha gerilere çektirmeye karar verdim.”(252) diyor. Biraz
aşağıda bahsedeceğimiz gibi, Batı Cephesi kurulduğu vakit, Cephe Komutanı Ali Fuat
(Cebesoy) Paşa da nakli gerekli görmüş ve bu konuda ilgili yerlere emir vermiştir. Öte
yandan Şefik Bey’den sonra Tümen Komutanı olan Nazmi Bey de aynı kanaatte idi. O,
Eylül 1920’lerde hazırladığı bir raporda, Rumların Yunanlar hesabına casusluk
faaliyetlerini örneklerle belirttikten sonra, bu tutum ve davranışların “Rumları cephe
mıntıkasında bulunmalarının sebep olduğu”nu yazdı.(253) Bölgedeki sorumlu
komutanların haklı gerekçelere dayanan bu düşünceleri uygulamaya konurken bazı
tedbirler alındı. Bu cümleden olmak üzere, tehcir işlerini gözetmek için Çine Divan-ı
Harb-i Örfîsi adıyla Denizli Sancağında bir divân-ı harb-i örfî kuruldu. Buradaki maksat,
nakil sırasında olabilecek muhtemel keyfi uygulamaları önlemek idi.
Alınan tedbirlerle düşman işgal tehlikesine yakın olan Denizli Sancağının batısı ile Aydın
Sancağından 1 Temmuz’dan itibaren Denizli’ye ve daha iç kısımlara nakiller başladı. Bu
nakillerle doğal olarak Denizli’de Rum nüfusu oldukça arttı. Öte yandan Yunan
işgallerinin gittikçe genişlemesi üzerine, işgal sahalarındaki halk, Denizli’ye ve daha
gerilere göç etmeye başladı.(254) 2 Temmuz’da Yunan birliklerinin Sarayköy’e yaklaşması
üzerine Denizli’de bir endişe başladı. Çünkü Denizli halkı, -işgal yerlerinde örnekleri
görüldüğü üzere- Denizli’de çoğalan Rumların Yunanlarla iş birliğinden kaygılanıyordu.
Bu yüzden Heyet-i Milliye Reisi Müftü Ahmet Hulûsi Efendi, Goncalı’da bulunan Demirci
Mehmet Efe’den Denizli’deki Rum erkeklerinin daha içerdeki bölgelere gönderilmesi için
yardımını istedi.(255) Bunun üzerine Demirci; Jnd. Yzb. Rıfat, Mülazım-ı evvel Fazıl ve Sökeli
Ali Efe’yi Rum erkeklerini Eğirdir’e sevk etmek üzere Denizli’ye gönderdi. 6 Temmuz
1920’de Gayrimüslimlerin Eğirdir’e nakilleri başladı. Denizli Kalem Reisi Tevfik Bey 7
Temmuz’da 12. Kor. Komutanı’na yazdığı şifrede, azınlıkların nakli ile ilgili bilgileri
verdikten sonra, efelerin davranışları ve Hristiyanların bu şekilde sevklerinin İslâm
ahaliyi rencide ettiğini ve bazı problemlere sebep olabileceğini ifade etti.(256) Şefik Bey’in
anlattığına göre, “7 Temmuz akşamına kadar iki günde Rum erkekleri ve isteyenler
ailesiyle beraber trenle Eğirdir’e yola çıkarılmış” idi.(257) Takip eden günlerde düşmanla
çatışmanın yoğunlaşması ve cephenin genişlemesi, doğal olarak nakil sahasını
genişletmek zaruretini ortaya çıkardı.
Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, 1 Eylül’de Ankara’da 24. Tümen Komutanı’na,
TBMM Riyaseti’ne, Müdafaa-i Milliye Vekâletine, Dahiliye Vekâleti’ne, Erkân-ı Harbiye-i
Umûmiye Riyaseti’ne ve ilgili yer Mutasarrıflıklarına gönderdiği ve bizce pek önemli bir
belge mahiyetinde olan harp telgrafında Ermeni ve Rumların tutum ve davranışlarından
bahsederek, buna karşı alınacak tedbirleri bildirdi.
Telgrafta özetle şu hususlar dile getirildi;
1. “Vatanın saâdet ve felâketinde insanlık nokta-i nazarından dahi kader ortaklığına
mecbur bulunan Ermeni ve Rum vatandaşlarımız, üzüntüyle belirtmek gerekir ki,
casusluk ve her çeşit ihanet gibi, memleketin savunmasını zayıflatacak
hareketlerden geri durmadılar. Binâenaleyh, Müslümanlığa has olan rahm ve
şefkate artık tâkad bırakmadılar.
2. Bu durum karşısında Anadolu’nun haklı galeyanını durduracak tek çare
Hristiyan vatandaşlarımın sırf insanî bir his sebebiyle koruma altına almak,
bunun için de aşağıdaki tedbirleri almak derhal uygulamak lâzımdır.
Binâenaleyh, bu emri alan mülki makamlar, askeriyenin de her hususta
yardımlarını alarak, uygulamaya başlamalıdırlar. Garp Cephesi Mıntıkası sayılan
Geyve, Bilecik, Bolu, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar, Denizli, Burdur, Isparta
livaları dâhilinde bulunan Rum ve Ermeni unsurlarına mensup 20-40 yaş arası
olan erkekler istisnasız cephe mıntıkası dışına çıkarılacaktır. Bunlardan hareket
edemeyecek derecede sakat ve hasta olanlar istisna edilecektir. Sevk edilenlerin
yolculuk sırasında ve vardıkları ikamet yerlerinde can, mal ve ırz güvenlikleri
sağlanacak, bu işte mahallî hükûmetler ve korumalarına verilecek jandarmalar
kesinlikle sorumlu bulunacaklardır. Bu emre uymayan her kim olursa olsun,
suçunun derecesine göre, kanunun altında ağır cezaya çarptırılır. Cana ve ırza
kastedenler idam olunur.
3. Afyonkarahisar, Burdur, Isparta ve Denizli livaları dâhilindekiler, trenle ve
karadan Konya Vilayeti dâhiline ve Ankara-Konya vilayetlerinin ortak sınırları
civarına nakledileceklerdir.”(258)
Denizli Mutasarrıf Vekili Nazmi Bey, bu emri alır almaz, hemen harekete geçti. Üç gün uğraşmasına rağmen, polis ve jandarma güçleriyle Denizli Rumlarını cephe haricine çıkarmada başarılı olamadı. Bunun üzerine Nazmi Bey, cephede bulunan Isparta
Milletvekili ve gönüllü milis kuvvet Demiralay’ın kurucusu ve komutanı Hafız İbrahim Bey’i karargâhında ziyaret ederek, bu nakil işinde Demiralay’ın görevlendirilmesini istedi. Hafız İbrahim bu işi mahzurlu görmekle beraber, başka çare olmadığından,
Demiralay’dan 20 kişilik bir süvari müfrezesini Nazmi Bey’in emrine verdi. Bu müfreze aynı günün gecesi Rum cemaatini toplayarak, sabahleyin Eğirdir’e gönderileceklerini söyledi. Ertesi sabah direniş gösterseler de Rumlar emre uymak zorunda kaldılar ve
trenle peyderpey sevk başladı. Böylece Eylül ayında başlayan bu nakilde öncelikle erkekler Eğirdir’e sevk ediliyordu.(259) Bu arada erkeklerinin bulunduğu yere gitmek için müracaat eden Rum kadınlar da koruma altında trenle Eğirdir’e gönderiliyordu.(260) Fakat
Demiralay müfrezesinin taşkın davranışları olduğu için Nazmi Bey sevk işinde hükûmet kuvvetlerini uygun gördü. 57. Tümen Komutanı Nazmi Bey’in Umûr-ı Dahiliye Vekâleti’ne takdim ettiği 29 Eylül 1920 tarihli uzunca bir rapordan anlaşıldığına göre,
bundan sonra olaylar şöyle gelişti:
1920 Eylül ayı sonlarına doğru, düşmanın Sarayköy Cephesi’ni zorlamaya başlaması ve durumun tehlikeli bir hâl alması üzerine Demirci Efe, Hristiyanlar’ın kâmilen Eğirdir’e sevkleri ve hatta tren olmasa bile karadan gönderilmelerini Demiralay Komutanı Hafız
İbrahim’den istedi. Bu yapılmazsa Denizli’ye gelerek hepsini öldüreceğini söyledi. Bu durumdan haberdar olan Nazmi Bey, büyük hâdiselere meydan vermemek ve
Hristiyanların mal ve can güvenliklerini korumak için, Demirci ve Demiralay zeybeklerinden önce hareket ederek, erkeksiz Hristiyan halkın tümünü cephe gerisine, hükûmet kuvvetlerinin sevk etmesini uygun gördü. Çünkü kendi ifadesine göre, böyle
davranmasa “hükûmet önünde katliam şeklinde bir hadisenin meydana gelmesi muhtemel” idi. Bu şekilde polis ve jandarmanın korumasında azınlıkların sevkine
başladı. Nazmi Bey, bu raporunda “asayiş ve hükûmet otoritesinin olmadığı şu mıntıkada Hristiyanları kurtarmayı Anadolu Hükûmetinin haysiyeti namına emel edinmiştim” diyerek hükûmet kuvvetlerinin takviyesini istemiştir.(261)
Savaş mahallinden savaşın olmadığı iç bölgelere sevk işleminde azınlıkların çoğunun direniş gösterdiği ve olay çıkardığı görülürken, cephenin gerisine gitmek için müracaatta bulunan azınlıklara da rastlandı. Nitekim, çoğunluğunu Gayrimüslimlerin oluşturduğu
Osmanlı Bankası’nın Nazilli ve Denizli şubesi memurları Antalya’da ikamet etmek için müracaatta bulundular. TBMM Reisi Mustafa Kemal 23 Ekim’de (1920) Kuvâ-yı Milliye Komutanı Demirci Mehmet Efe’ye gönderdiği telgrafta, mürâcaatta bulunan memurlara
Dâhiliye ve Maliye Vekâletlerince Antalya’ya gitmelerine izin verildiğini bildirdi.(262)
Görüleceği üzere, Yunan işgali tehlikesi altında bulunan bölgelerdeki Rum ve Ermenilerin, işgalcilerle iş birliği yapmalarını önlemek ve kendi can ve mal güvenliklerini de sağlamak için bir tedbir olarak harp mıntıkası dışına daha iç kısımlara nakledilmeleri düşünülmüş ve sıkı önlemler ve hukuki kurallar dâhilinde sevkleri yapılmıştır. Bu sevkler yalnızca Denizli Sancağını değil, Batı cephesi mıntıkasına giren bütün yerler ile ileride anlatılacağı üzere Isparta ve Burdur sancaklarını da kapsamıştır. Türk milletinin Anadolu’da siyasi varlığını ve istiklalini korumak, hür ve bağımsız yaşamak için adeta çırpındığı, varını yoğunu ortaya koyduğu bu kritik günlerde şüphesiz Ankara Hükûmeti,
Millî Mücadele aleyhtarı tutum ve davranışların önünü almak zorunda idi.
Bu sevkler sırasında bazı art niyetli kişilerin propagandası sonucu, yakın Türk tarihinde
“Denizli Olayı” olarak adlandırılan üzücü bir hadise meydana geldi. Şimdi Denizli’de pek
çok kişinin hayatına mâl olan bu olayı mercek altına alalım.
6.3.Üzücü Bir Gelişme: Denizli Olayı
Yukarıda da anlatıldığı üzere, haklı gerekçelere dayalı olarak Rum ve Ermenilerin savaş
mıntıkası dışına çıkarılmasından Millî Mücadele karşıtı bazı kesimler; “Rumlarin nakli
halinde, Yunanlar Denizli’ye girdiklerinde hicret etmeyecek olan İslâm ahâliye zulüm
işleyecekleri”(263) propagandasını yapmaya başladılar. Kuvâ-yı Milliye karşıtları için bu bir
fırsat idi. Sevkin yapıldığı günün akşamı, muhalifler, bir taraftan; “Yunanlar ilerliyorlar,
Denizli’ye girecekler. Tümen ve karargâhı Tavas istikametine çekilmiş” şeklinde bir
söylenti(264) ile halkı korku ve endişeye sevk ederken, bir taraftan da gerilimi daha da
artırmak için, Demirci Mehmet Efe’ye bir telgraf çektiler. Bu günlerde Denizli’ye kadı
olarak gelen ve Faik beyden sonra Mutasarrıflığa vekâlet eden Kahraman Seyfi adındaki
Kuvâ-yı Milliye karşıtı aciz, yaşlı kişinin başını çektiği, dokuz kişinin imzasını taşıyan bu
telgrafta; “Buraya gönderdiğiniz zeybekler halkın malına, ırzına tecavüz etmekte
olduklarından vukûa gelecek üzücü hâdisenin sorumluluğunun size ait olacağını beyan
ederiz.”(265) deniliyordu. Demirci Efe bu telgrafı alır almaz, 8 Temmuz sabahı, Sökeli Ali
Efe’yi makina başına çağırarak, ona kızgın bir dille; “ben sizi oraya milletin malına, ırzına
dokunmak için mi gönderdim... bunları kim işlediyse senden isterim” dedi. Sökeli ise
verdiği cevapta; “milletin malına ırzına dokunanı önce kendisinin öldüreceğini,
söylentilerin yalan olduğunu” söyledi. Demirci Efe bu cevabı aldıktan sonra Sökeli’ye
hemen Denizli’den Goncalı’ya hareket etmesi emrini verdi.(266)
Görüleceği üzere, yukarıda bahsi geçen 9 kişinin gönderdiği telgrafta ifade edilenler,
gerçeklere uymayan ve kasıtlı çıkarılan tezvirat idi. Kaldı ki Demirci “imansızlar, milletin
malına ırzına dokunursunuz ha...” diye kızgınlıkla bir zeybeğin üzerine yürürken o sırada
Denizli’den gelmekte olan bir köylü: “Efem sen bana inan kızanlarının hiçbirisinin
kabahati yok. Bu haber yalandır. Bu işte Anzavurluk var.”(267) diyerek, bir kasıt olduğu
fikrini teyit etmektedir. Konu ile ilgili raporlardan(268) anlaşıldığına göre, bundan sonra
olaylar şöyle gelişti;
8 Temmuz sabahı müfrezenin hükûmette toplandığı bir sırada, Askerlik Şubesi ile Yağhane’ye kadar olan istasyon caddesi üzerinde Denizli ahalisinden pek çok silahlı kişi toplandı. Bu grup yüksek sesle; “artık bu millet ne Kuvâ-yı Milliye ne de zabit görmek
ister. Bunlar defolup gitsinler” gibi sözler söylemeye başladı. Eski Denizli Tabur
Komutanı Em. Jnd. Bnb. İbrahim Namık Bey,(269) sayıları yüzü bulan bu silahlı grubun
başında yer almıştı. Durumun nazik olduğunu anlayan Ali Efe, Demirci’nin emri üzerine,
Denizli’den ayrılmak için istasyona hareket etti. Müfreze, tam reji dairesi önünde
ilerlerken, arkadan kendilerini takip eden silahlı grup içinden birkaç kişi müfrezeye
yetişerek; “eğer siz bir fenalığa meydan vermek istemezseniz, elinizde olan silahları
teslim ediniz. Biz sizinle beraber istasyona kadar geleceğiz orada size silahlarınızı iade
ederiz” dediler. Bunun üzerine Ali Efe, Yzb. Rıfat ve müfreze elemanları silahlarını verdi.
Müfreze silahsız olarak istasyona ilerlerken, Tabakhane sokağına gelindiğinde,
Yağhanedeki bina penceresinden, sivil elbiseli, fesli elinde mavzer olan bir kişi ateş etti.
Arkasından diğer kişiler de 15 dakika müddetle müfrezeyi ateş altında tuttular. Sökeli Ali
Efe, Hacı Mustafa ve İsmail adında bir zeybek öldü. Mehmet, Mustafa ve Bahri adındaki
müfreze elemanları ile Mülazım-ı evvel Fâzıl Bey yaralandılar. Bu olaydan sonra Em. Jnd.
Bnb. İbrahim Nâmık, Mutasarrıf Vekili Seyfi, Müdde-i Umûmî Abidin, liva baytarı, Denizli
halkından Ali Beyzade Nuri Efendi ve birtakım sarıklı kişiler, hükûmet binasına geldiler.
Bunlar, Kalem Reisi ve diğerlerine bir kâğıt imzalattırdıktan sonra, orada bulunanlara
şöyle dediler; “Efendiler! Çekilmeyiniz. Millet istediğini yapmaya muktedirdir. Biz artık
Kuvâ-yı Milliye vs.den bıktık. Her ne olursa olsun her kim gelirse gelsin, sokak ortasında
gebertip lâşesini köpeklere yedireceğiz.”
Denizli’de 8 Temmuz (1920) öğleden önce bu gelişmeler olurken, Sökeli Ali Efe’nin
öldürüldüğünü ve müfrezenin dağıtıldığını öğrenen Demirci Mehmet Efe, beraberinde
Şefik Bey, Mülâzım-ı Evvel Şevki, 175. Alay subayı Şerafeddin, Isparta Jandarma
zabıtanından Mülâzım- Evvel Hüseyin olduğu halde, Jandarma ve Kuvâ-yı Milliye
efradıyla Denizli’ye geldi.(270) Bu sırada Jnd. Tb. Komutanı Hamdi ve Kalem Reisi Tevfik
Bey Demirci’yi karşılamak üzere istasyona gittiler.(271) Demirci, trenden iner inmez,
kızanların Tevfik Bey’i göstererek “isteseydi önleyebilirdi” demesi üzerine, Tevfik Bey’i orada vurdu.(272) Kalem Reisi Vekili Bnb. Nüzhet Bey, 12 Temmuz’da 12. Kor. Komutanı’na
bir şifre göndererek, “8 Temmuz Perşembe günü saat 1.00 sonrada Miralay Tevfik Bey’in
Demirci Efe tarafından şehit edildiğini haber verdi Fahreddin Bey de aynı gün Müdafaai
Vekâleti’ne, Denizli’den aldığı şifreyi aynen gönderdi.(273)
Demirci Mehmet Efe, istasyondan Hükûmet Konağına geldi. Olayla ilgili görülen telgrafta
imzası bulunan kişilerden, Dava Vekili Dalamanlızade Şükrü ve Ahmet, Hoca Esat Efendi,
Mevlüd Hoca, Saraçzade Salih, hemen öldürüldü. Em. Bnb. İbrahim Namık, Odabaşoğlu
Halil ve Belediye Reisi Tevfik ve bazıları kaçtılar.(274) 9 Temmuz günü Demirci’nin
kızanlarınca yakalanan 60 kadar erkek hükûmet önüne getirildi ve öldürüldü.(275) Hafız
İbrahim’in verdiği bilgiye göre, bu olayda toplam 68 kişi öldürülmüş idi.(276) Denizli halkı,
Demirci’den korktuğu için Denizli’ye gelmiyordu. Aydın Sulh Hâkimi Sındırgılı Süreyya
Bey’in (Özgeevren) de girişimleriyle Demirci Efe’nin öfkesi yatıştırıldı. 15 Temmuz günü
Demirci tarafından Süreyya Bey’e verilen beyannamede, isimleri belirtilen 9 kişi suçlu
görülerek, bunlar haricindeki bütün halkın affedildiği ilan edildi.(277)
Yunanlarla çarpışmaların yoğun olduğu günlerde cereyan eden ve yakın tarihimizde
“Denizli Olayı” olarak bilinen bu olayı araştırmak için Bnb. Ali Şevki başkanlığında bir
komisyon kuruldu. Komisyon, yaptığı araştırma sonunda bir rapor hazırladı.(278) Bu
raporda belirtildiğine göre, Denizli Olayı’nın meydana gelmesinde rolü olan kişiler
şunlardı: Dava Vekili Dalamanlizade Şükrü ve Ahmet, Hoca Esat, Mevlüd Hoca,
Otabaşıoğlu Halil, Saraçzade Salih, Gıyaseddin ve kardeşi, Nakib Hoca, Belediye Reisi
Tevfik, Em. Bnb. İbrahim Namık, Helvacızade Mehmet Efendi, Eşraftan Nuri Bey ve
Müftüzade Fevzi. Raporda ayrıca Kalem Reisi Tevfik Bey’in de bu olayda parmağının
bulunduğu belirtilmektedir. Raporda bu isimler verilmiş olmasına rağmen, daha önce 22
Temmuz’da Demirci Mehmet Efe, TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği şifrede.
Denizli olayının sorumluları arasında Jnd. Tb. Komutanı Hamdi Bey’in de bulunduğunu
bildirmiştir. Mustafa Kemal 24 Temmuz’da Umur-ı Dâhiliye Vekâletine bir mektup
göndererek “Denizli vakasını ihdas edenlerden olduğu iddia edilen Jnd. Tb. Komutanı Hamdi Bey’in de hemen hakkında tahkikat icrasını ve neticenin işârını rica etti.”(279) Aynı gün TBMM Reisi Mustafa Kemal, Demirci Efe’ye de bir şifre göndererek, “Hamdi Bey’in
hemen azliyle hakkında tahkikat icrasının icap edenlere emredildiği”ni bildirdi.(280)
Takip eden günlerde Demirci Mehmet Efe ve 57. Tümen Komutanı Miralay Şefik Bey, TBMM’ne yazdıkları raporlarda, Denizli Olayını Kuvâ-yı Milliyeye karşı silahlı bir ayaklanma olarak nitelendirdiler. Demirci Efe, Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği 18 Ağustos 1920 tarihli raporun 4. maddesinde Em. Bnb. İbrahim Namık’ın Denizli Olayının düzenleyicilerinden olduğunu belirtti. Aynı raporun 6. maddesinde Demirci, “eğer bu Denizli Hadisesinin önü bu suretle alınmamış olsaydı, bu havalinin harekât-ı Anzavur
hadisesini bertaraf eder mühim bir vakıa karşısında kalınacağı hiçbir surette hatırdan çıkarmamak lazım idi”(281) dedi. Şefik Bey ise konu ile ilgili TBMM’ye sunduğu raporunda, Denizli Olayının yalnız zeybeklik aleyhinde olmadığını, onda sekiz oranında kesinlikle
Kuvâ-yı Milliye, Millî Mücâdele aleyhtarlığı sonucu meydana geldiğini söyledi.(282) Tabii ki bu değerlendirmeler, olayların bizzat içinde bulunan Demirci Efe ve M. Şefik Bey’in kendi bakış açılarını yansıtmaktadır. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat ise 17 Ağustos 1920’de Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetine gönderdiği raporda; Denizli Vakasında halkın
hatası olmakla birlikte esas sebebi, Kuvâ-yı Milliye adına hareket eden zeybeklerin efelerin taşkın ve kontrolsüz davranışlarına bağlamıştır.(283)
Sonraki yıllarda bu konu BMM’de de gündeme getirilmiş, ancak o günlerdeki Yunan ileri harekâtı ve düzenli orduya geçiş aşamasında yaşanan bazı problemler dikkate alınarak, Mustafa Kemal Paşa’nın da müdahalesi ile,(284) dosyanın İstiklâl Mahkemesi tarafından ele alınmasının önüne geçilerek konu kapatılmıştır.(285)
Buraya kadar anlatılanları dikkate alarak, yakın tarihimizde önemli bir yeri olan Denizli
Olayını sebep ve sonuçları açısından şöyle değerlendirebiliriz;
1. Yukarıda ayrı bir konu olarak anlattığımız gibi, Kuvâ-yı Milliye aleyhinde faaliyet gösteren Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Yunanların Denizli istikametinden ilerlemeleri ve azınlıkların sevki sırasındaki halkın korkulu ve endişeli durumundan faydalanmaya çalışmıştır. Denizli Olayının meydana gelmesi, belki de en başta Hürriyet ve İtilafFirkası ve bu zihniyeti taşıyan kimselerin tahrikleri sonucu olmuştur.(286)
2. Her ne kadar Demirci Efe ve Miralay Şefik Bey, raporlarında ve yazılarında, sevkle görevlendirilen müfreze elemanlarının taşkın davranışlarından
bahsetmemiş iseler de konu ile ilgili bazı kaynaklarda(287) zeybeklerin maksadı aşan taşkın ve uygunsuz hareketlerinin görüldüğü ifade edilmektedir. Bu durum mevcut tansiyonu artırıcı faktörler arasında görülebilir.
3. Olayın meydana gelmesinde, mahallî hükûmetin aczi ve 57. Tümen Komutanı’nın yanlış davranışlarını da belirtmek lazımdır. Zaten bu yüzden olacak ki, 12. Kor. Komutanı Fahreddin Bey daha sonra Şefik Bey’i görevinden aldı ve 29 Temmuz 1920’de, Yarbay Nazmi Bey’i 57. Tüm Komutanlığına ve Mutasarrıf Vekilliği’ne atadı.
4. Demirci’nin hislerine ve öfkesine kapılıp 60’dan fazla kişiyi öldürmesi hiçbir şekilde onaylanamaz.(288) Kaldı ki, Demirci Efe’nin, Anzavur olayı gibi bir olayla karşı karşıya kalınacağı, şeklindeki değerlendirmeleri, kendisine ait olup, başkalarınca böyle bir hükme varılmamıştır.
5. Bu olaydan sonra Denizli ve çevresinde Demirci Mehmet Efe korkusu hâkim olmuş, hatta bazı ilçelerde, meselâ Tavas’ta Demirci ve zeybeklerine karşı savunma tedbirleri dahi alınmaya başlanmıştır.(289) Tabiîdir ki bu durum, düşmana karşı, halkla zeybek ve efelerin birlikte hareket etmesini güçleştiren hallerdendir.
6. Demirci Efe korkusundan, halk Kuvâ-yı Milliyeye kuşku ile bakmaya başladı. Dolayısıyla, Demirci’nin tenkili ve düzenli orduya geçiş sebepleri arasında Denizli Olayının önemli bir yeri olduğu söylenebilir.(290)
Resim 13. Demirci Mehmet Efe Resim 14. Sökeli Ali Efe
6.4. Bazı Eşkıya Faaliyetleri
Yunan kuvvetlerinin Aydın ve Denizli’ye doğru ilerlediği sıralarda, Denizli ve özellikle Çal
mıntıkasında mevcut güvenliği bozucu çete faaliyetleri başladı. Bu bir tesadüf değil idi.
İleride, Burdur konusunda da anlatılacağı üzere, işgale yakın olan yerlerde çete faaliyetlerinin artış göstermesi, bazı başıbozuk kişilerin otorite zaafından faydalanarak menfaat temin etme amaçlarından kaynaklandığı gibi, bölgede asayişin bozuk oluğunu gerekçe göstererek, işgallerini genişletme maksadına yönelik düşman propagandaların
tesirinin de bir sonucu olduğu biliniyordu.
Çal mıntıkasında ortaya çıkan ve kendilerini “İslâm Çetesi” olarak adlandırılan 50-60 kişilik şakî grubu, muhtemelen 1919 Haziran’ından itibaren bölgedeki asayişi tehdit etti.(291) Erkân-ı Harbiye Umumiye Riyaseti, 2. Ordu Müfettişliğinin 28 Haziran 1919 tarihli yazısına cevaben gönderdiği 29 Haziran 1919 tarihli şifrede, İslâm Çetesinin ortaya çıkmasındaki belli başlı faktörleri ele alırken, haklı olarak şu tespitte bulunuyor: “Çal kazasında İslâm Çetesinin ortaya çıkması ve harekâtı, asayişi bozuk göstererek işgali davet etme maksadını hedefleyen propagandaların tesirini göstermektedir.”(292) Ordu
müfettişi Selahaddin Bey de çetenin maksadı ve bunu teşvik edenler hakkında 30 Haziran’da 57.Tümen Komutanı’na gerekli talimatı verdi.(293) Gerçekten de millî teşkilatlanmanın ve Kuvâ-yı Milliyenin en başarılı olduğu bir mıntıka olan Çal’da, böyle bir karşı kuvvetin ortaya çıkması, tesadüf eseri olmasa gerektir. Kaldı ki, din duyguları kuvvetli halkın, inançlarına ve düşüncelerine daha iyi nüfuz edebilmek için çete adının “İslâm Çetesi” olarak konması, bu eşkıya hareketinin tesadüfen değil de bilinçli olarak
önceden tertiplendiği şüphesini uyandırmaktadır.
Millî kuvvetlerin Aydın’ı Yunan işgalinden kurtarmak için hazırlık yaptığı günlerde, İslâm Çetesinin halkı tehdit edici faaliyetleri yoğunlaştı. Adı geçen çete, 23 Haziran’dan itibaren Çivril, Dinar, Hamidiye, Sütlaç mevkileri ve civarında bir-iki gün içinde 16 köyü basarak 20 kişiyi öldürdü. Ayrıca çok miktarda para, hayvan ve eşya gasp ettiler. Bunun yanında,
Çivril ve Dinar’dan sevk edilen 20 ve 64 neferlik iki gönüllü kafilesi, Çanak ve Hamidiye köylerinde aynı çete tarafından dağıtıldı.(294) Böyle kritik bir ortamda İslâm Çetesinin bu hareketleri, haklı olarak bölgedeki komutanları endişeye düşürdü. 2.Ordu Müfettişi Namına Selahaddin’in 57. Tümen Komutanı Şefik Bey’e ve Şefik Bey’in de Denizli
Mutasarrıfı’na gönderdiği şifrelerde özetle; “İslâm köylerini yıkan ve yakan bu gibilerin, halk nazarında hürmet ve itimat kazanmış şahıslar marifetiyle millî kuvvetlere katılmaları hususunun temini özellikle rica” edildi.(295) Ancak bu tür teşebbüslerden de bir
sonuç alınamamış olacak ki, çete, faaliyetlerini sürdürdü. Bahsi geçen çete, Temmuz başında Dinar ve Çivril köylerine baskın yaptığı günlerde, mahalli jandarma ve askerlik şubelerinden tertip edilen müfrezeler, bu çete ile çatışmaya girdi. Çatışmada, çetenin ileri gelenlerinden Çakır Ahmet ve Muhacir Adil etkisiz hale getirildi. İzzet Çavuş adındaki
çete öncülerinden biri de sağ olarak yakalandı. Bu çarpışmada yakalanamayan bir grup, 1 Temmuz’da Çardak köyünü basmak istedi. Fakat köy halkının karşı koyması üzerine, çete elemanları köyden ayrılarak istasyona gitti ve istasyon memurlarının eşyasını gasp ettiler.(296) Elemanlarının yakalanması veya öldürülmesiyle gittikçe zayıflayan “İslâm
Çetesi”, yaklaşık iki aylık bir eşkıyalık süreci sonunda dağılmıştır.
İslâm Çetesinin çoğu elemanının yakalanıp, çetenin dağılmasından aşağı yukarı bir sene sonra, yine aynı mıntıkada “Çopur Musa Çetesi” adıyla bir eşkıya grubu türedi. Çetenin başı Çopur Musa, aslen Uşak ili Sivaslı ilçesi Tatar köyünden Çomukoğulları
sülalesindendir. Askere gitmeden önce Çivril ve köylerinde çobanlık yaparken hakkının yendiği iddiasıyla cinayet işleyip haydutluğa yönelmiş ve sonradan pişman olup Uşak Hücum Taburuna katılmış bir efe idi. Ancak daha sonra bu kişi, taburdan kaçmış ve 40-50 kadar asker kaçağından kurduğu çeteyle eşkıyalık yapmak üzere Bozdağ’a çıkmıştı.
Adamlarının çoğalması ve yaptıklarının karşılıksız kalmasıyla cesaret bulan Musa, 20 Nisan 1920 günü Çivril Hükûmet Konağı önüne gelerek, “ben Padişahın emrindeyim, Kuvâ-yı Milliyeyi dağıtacağım” dedi. Meraktan toplanmış olan halkı da tehditle
“padişahım çok yaşa” diye bağırttı. Bu sırada silahla karşılık verilmesi halinde fazla can kaybı olacağını gören ilçe kaymakamı ile 33. Alay 2. Tabur Komutanı Binbaşı Ali Rıza Bey, sakin bir tavır ve sabırla konuşup Musa’yı Hükûmet Konağından ve ilçe merkezinden uzaklaşmasına ikna etmeye çalıştılar.(297) Musa, Kaymakam ve Tabur Komutanı’na; Heyeti Milliyenin, fakir halkı cepheye sürdüklerine ve topladıkları paraları, istedikleri gibi harcamalarına erlerin razı olmadıklarını, bu sebeple Heyet-i Milliye’yi dağıtmak için dağa çıktığını söyledi. Kazada bir karışıklık çıkmaması için kendine verilen öğütler etkili olmadı.(298)
Bu durum karşısında, bölgeden sorumlu 12. Kor.Komutanı Fahreddin Bey, Kaymakam ve Ask. Şb. Bşk.’nın emrinde bir takip müfrezesi tertipleyip, tuzak kurulması suretiyle çetenin yakalanması emrini verdi.(299) Bunun üzerine bir subay komutasında Jandarma ve Kuvâ-yı Milliyeden 40 kadar atlı, gizlice kasaba dışına çıkarıldı ve bu adamı takiple
görevlendirildi. Öte yandan 23. Tümen Komutanı’nın yerlilerden tertiplediği bir müfreze Çopur Musa’yı yakalamak için Bozdağ’a gönderildi. Yine aynı iş için 27 Haziran’da Afyonkarahisar’da bulunan 12. Kor. Süvari Bölüğü de bölgeye sevk edildi. Bu sıkıştırma
karşısında kurtulamayacağını anlayan Çopur Musa, 8 avanesiyle bir-iki gün sonra Yunanlara katıldı.(300) Çete liderinin Yunan’a sığınması, eşkıyalığı sırasında da Yunan kuvvetlerinden destek veya himaye görmüş olabileceği ihtimalini de akla getirmektedir.
Ancak Çopur Musa’nın eşkıyalığı son bulmadı. Sıkışınca Yunanlar tarafına kaçmak suretiyle zaman zaman Çivril ve çevresinde haydutluğa devam etti. Nitekim 4 Eylül 1920’de Denizli’deki Jnd.Tb. Komutanı Denizli Mutasarrıflığına gönderdiği şifrede; daha
önce Yunan’a iltihak eden haydut Kırık Musa’nın bir-iki güne kadar üç yüz süvari ile Çivril’e geleceğinin tevatüren işitilmekte olduğunu bildirerek, yakalanması için tertip ve sevk edilecek jandarma kuvveti bulunmadığından, bu konuda gerekli tertibâtın
alınmasını önemle arz etti.(301) Durumdan haberdar edilen 12. Kolordu Komutanı Fahreddin Bey, Musa’nın yakalanmasını emretti. Musa’yı yakalamak üzere yola çıkarılan jandarma ve Kuvâ-yı Milliyeden oluşan müfreze kısa sürede Musa ve adamlarıyla temas
sağladı. Çıkan çatışmada ölenler oldu fakat Musa yakalanamadı. Bir süre daha bölgede eşkıyalığa devam eden Musa, daha fazla tutunamayacağını anlayarak yerli bir Rum aracılığı ile tekrar Yunan Ordusu’na sığındı ve daha sonra Atina’ya gönderildi. Çivril ve
yöresi hakkında yazıları bulunan mahalli tarihçi Münir Sayhan’ın verdiği bilgilere göre, İstiklâl Savaşı’nın sonuna kadar burada kalan Musa, bir yolunu bulup Türkiye’ye döndükten sonra Uşak Cezaevi’ne yatırılırsa da kısa süre içinde çıkan aftan yararlanarak serbest bırakıldı ve köyüne yerleşti. Fakat köyünde de bazı olaylara karıştı. Şikâyet
üzerine Sivaslı Karakolu’na çağrılan Musa orada gözaltına alındı. Muhakemesi için Uşak’a
götürülürken yolda Sazak Köyü civarında kaçmaya teşebbüs ettiğinde askerler tarafından vurularak öldürüldü.(302)
7.Düzenli Orduya Geçiş, Zaferler ve Denizli’deki Yankıları
7.1.Düzenli Orduya Geçiş
Yunanların İzmir’e çıkmasından 1920 yılı ortalarına kadar Yunan kuvvetlerinin karşısında direnen, onları engelleyen belki de tek güç Kuvâ-yı Milliye idi. Fakat buna rağmen, Yunan Ordusu gittikçe ilerleme gösteriyordu. Çünkü karşılarındaki Türk kuvvetleri düzenli ordu şeklinde değildi. Hatta bu yüzden 24 Ekim günü yapılan Gediz Muharebesi’nde Türk kuvvetleri yenilgiye uğradı. Bu yenilgi, TBMM’de derin etkiler bıraktı. Mustafa Kemal Paşa da “Efendiler! Dalgalı ve düzensiz ve komutasız bazı
savaşlardan sonra bildiğiniz üzere Gediz’de yenildik.”(303) diyerek düzenli ordu kurulmasının zamanının çoktan geldiğine işaret etti. Kuvâ-yı Milliyenin tasfiye edilip düzenli orduya geçilmesini gerekli kılan belli başlı sebepler; 1- Kuvâ-yı Milliyenin karakteristiğinden kaynaklanan sebepler, 2- Düzenli Yunan ordusuna karşı, ancak düzenli ordu ile mücadele etme gereği, 3- TBMM’nin otoritesini ve hukuki varlığını ispat için kendine bağlı orduya ihtiyaç duyması gibi gerekçelere bağlanabilir.
Gerçekten de ilk başlarda mecburiyetten dolayı Kuvâ-yı Milliye ile vatan savunulmak durumunda kalınmıştı. Ancak, milis kuvvetler, bir düzenli ordu gibi, emir-komuta içerisinde yönetilemiyor, keyfi hareketlere, hukuk dışı taşkın davranışlara sıkça rastlanıyordu. Yeterince disiplin altına alınamayan değişik karakterlerde insan grupları vardı. Dolayısıyla, Millî Mücadele’yi sonuna kadar bu şekilde götürebilmek mümkün değildi. Öbür taraftan, düşman düzenli bir ordu idi. Ordu ile mücadele ancak yine bir ordu ile olabilirdi. TBMM de kurulduğunda kendisine karşı ayaklanmaları bastırabilmek ve
ülke çapında otoritesini tesis edebilmek ve adalet dağıtabilmek için şüphesiz kendisine bağlı bir güce yani orduya ihtiyacı vardı. Bütün bu sebeplere bağlı olarak 1920 yılı son çeyreğinden itibaren düzenli orduya geçiş çalışmaları başladı. Batı Cephesi, Batı ve Güney Cephesi olmak üzere ikiye ayrıldı. 10 Kasım’da Albay İsmet Batı Cephesi, 11 Kasım’da Albay Refet Güney Cephesi Komutanlığına atandılar. Bu gelişmelerin arkasından, Kuvâ-yı Milliyenin tasfiyesi sürecine girildi.
Söz konusu gerekçeler ve alınan kararlar çerçevesinde, daha önce haklarında bilgi verilen, Denizli bölgesindeki Kuvâ-yı Milliyenin de tasfiyesi süreci başladı. Tavas Bölüğü, Acıpayam Atlıları, Mahmut Efe kızanları gibi bazı küçük müfrezeler düzenli orduya dâhil edildiler. Fakat prensip olarak küçük müfrezelerin lağvında pek acele edilmedi. Bu müfrezeler, yavaş yavaş bir plan dâhilinde ordu birlikleri içinde eritilmeye çalışıldı. Kadrosu eksik olan alaylar, genellikle Kuvâ-yı Milliyenin küçük müfrezeleriyle ikmal edildi. Aralık 1920 sonunda Doğanlı, Cindere ve Dereköy geçitlerini tutmakta olan, Buldan ve Çivril gönüllülerinin yanı sıra çoğunluğunu Çal gönüllülerinin oluşturduğu Çal Müfrezesi, Menderes Grup Komutanı Nazmi Bey’in 25.2.336 tarih ve 72 sayılı emri üzerine 37. Alay bünyesine alındı.(304) 7.3.1921 tarihli bir belgeden anladığımıza göre, Çal Müfrezesi bu tarihlerde, 37. Alayın 3. Taburu olarak düzenli ordu içinde yerini aldı. Tb. Komutanı Asım Bey idi ve Taburda 6 subay vardı.(305)
Bilindiği üzere Denizli ve komşu sancaklarda küçük gruplar halinde sürekli gönüllü kuvvetler cepheye geliyordu. Bunlar genellikle geldikleri yerin adıyla adlandırılıyorlardı. Cepheye gelen bu gönüllüler muhtemelen 1921 Şubat’ından itibaren Denizli’deki 11.
Tümen Askeralma Bölge Başkanlığının (Kalem Riyasetinin) kontrolüne verildi. 10 Şubat 1921 itibarıyla Denizli Kalem Riyaseti tarafından hazırlanan bir listede, Denizli Piyade Bölüğü, Burdur Piyade Bölüğü, Isparta Piyade Bölüğü ve bunların altında her Sancağın kazalarının atlı takımları belirtilmek suretiyle bir tasnif yapıldığı görülmektedir. Bu listede her bölüğün ve takımın subay ve asker sayıları ayrı ayrı belirtilmiştir.(306) Bu da bize göstermektedir ki, 1921 başından itibaren teşekkül eden küçük müfrezeler, isimleri
değiştirilmediği halde, cepheye en yakın Denizli’deki 11. Tümen Askeralma Bölge Başkanlığının emrine verilmişti. Böylece bu kuvvetlerin ileride tamamen düzenli ordu içine alınması daha kolay olacaktı. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, zamanı geldiğinde bu
müfrezeler, alayların bünyesine alındı. Meselâ, Mart 1921’de Turupan(307) mıntıkasında görev yapan bir müfreze 175. Alay kadrosuna dâhil edildi.(308) Böylece, bölgedeki milis kuvvetler düzenli ordu birlikleri içine alınıyordu.
7.2.Zaferler ve Denizli’deki Yankıları
Düzenli orduya geçiş süreci içinde Batı ve Güney Cephesi olarak teşkilatlanmaya gidildiği günlerde, Yunan kuvvetleri de saldırılarını sürdürüyordu. 6 Ocak 1921’de genel saldırıya geçip, Eskişehir’e doğru ilerleyen düşman kuvvetlerini, Alb. İsmet komutasındaki Türk kuvvetleri, İnönü mevkisinde karşıladılar. İnönü’de şiddetli çarpışmalar oldu. Yunanlar 10/11 Ocak gecesi çekilmek zorunda kaldı. Böylece Batı Anadolu’da düzenli ordu ilk
zaferini kazanmış oldu.(309)
Takip eden günlerde Yunan kuvvetleri tekrar saldırıya hazırlandılar. Nihayet 23 Mart’ta üçüncü Yunan genel saldırısı başladı. Zaten bir önceki gecede Genelkurmay Başkanlığı Batı ve Güney Cephesi Komutanlarına, bir Yunan saldırısının beklenmekte olduğunu bildirmişti.(310) Yunanlar İnönü’ye kadar ilerlediler. 27 Mart’ta İnönü muharebesi başladı.
5 gün sürecek muharebenin ilk gününde Türk ve Yunan kuvvetleri bütün cephede temasa geldi. Öte yandan Afyon Cephesi’nde de şiddetli çarpışmalar oluyordu. 27 Mart’ta Afyonkarahisar düşman eline geçti.(311) 28 Mart’ta İnönü muharebesi en şiddetli devresine girdi. Aynı gün Mustafa Kemal, Afyonkarahisar’ın geri alınmasını emretti.(312) 31 Mart’ta İnönü mıntıkasındaki Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçti ve o günün gecesi Yunan kuvvetleri geri çekilmek zorunda bırakıldı. Bursa yönünden geri çekilen düşman
kuvvetleri, Türk kuvvetlerince takip edildi ve Yunanlar pek çok kayıp verdiler.(313) Batı Cephesi Komutanı İsmet, 1 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta, düşmanın binlerce ölü bırakarak muharebe alanını terk ettiğini bildirdi.(314) Mustafa
Kemal aynı gün İsmet Paşa’ya gönderdiği cevapta: “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz.”(315) diyerek zaferi kutladı. İkinci İnönü Zaferi, gerçekten de İstiklâl Savaşı’nın kaderini değiştirecek olan önemli bir başarı idi. Bu zafer aşağıda anlatacağımız gibi, bütün Türkiye’de büyük sevinçlerle kutlandı. Yunan kuvvetleri İnönü’de yenilirken, Afyon mıntıkasında ise saldırılarını
yoğunlaştırdılar. 2 Nisan’da Çay ve Bolvadin işgal edildi. İlerleyen düşmana karşı Fahreddin Paşa kuvvetleri direniyordu. Fahreddin Paşa’nın emrinde 57. ve 23. Tümenlerle birlikte Adana bölgesinden gelen 41. Tümen bulunuyordu. Bu kuvvetler düşmana karşı bir savunma hattı oluşturdular.(316) 3 Nisan’da 2. Yunan Tümeni Çay ve Bolvadin’den Afyon’a doğru çekilmeye başladı ve aynı gün Türk kuvvetleri Çay’a girdi. 4 Nisan’da Bolvadin geri alındı. 6 Nisan’dan itibaren Yunanların takibine başlandı.(317) 7 Nisan Perşembe günü 12. Kor. Komutanı Fahreddin Paşa, Yunanların ateşe vermeye fırsat bulamadan boşaltmak zorunda kaldıkları Afyon’a girdi.(318) Şehir 12 gündür Yunan işgali altında bulunuyordu.
Afyon’un geri alınmasından sonra Güney Cephesi Komutanı Refet Paşa ileri harekâta başladı. Takip eden günlerde, Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebelerinde Türk kuvvetleri önemli kayıplar vermesine rağmen, Yunan ordusu sürekli çekilmek zorunda kaldı.(319)
Birinci ve İkinci İnönü Zaferleri ve arkasından Afyonkarahisar’ın düşmandan geri alınması, bütün vatan sathında büyük sevinçlere yol açtı. Her tarafta genç Türk ordusunun bu zaferleri büyük bir coşku ile kutlandı. Denizli adeta bayram sevincini yaşıyordu. Türk ordusunun zaferleri Denizli Sancağında büyük sevinç yarattı. 15 Nisan Cuma günü askerî ve mülki memurlar ve kız ve erkek okullarının iştirakleriyle 2000’den fazla Kadıköy (Buldan) halkı Karacabeli diye bilinen yerde toplandı. Burada Cuma salâsından önce Hatm-i şerif ve Cuma namazından sonra Mevlid-i şerif icra edildi. Bunu müteakip zafer duası okundu. Daha sonra bu muazzam kalabalık birlikte yemek yedi ve pek parlak millî tezahüratta bulundu.(320)
Dumlupınar ve Aslıhanlar Muharebelerinden sonra Yunan kuvvetleri yeniden toparlanarak 8 Temmuz’da ileri harekâta geçtiler. 14- 18 Temmuz’da Kütahya – Nasuhçal bölgelerinde şiddetli çarpışmalar oldu. Türk ordusu, sayı ve silah bakımından çok üstün olan Yunan kuvvetleri karşısında 25 Temmuz’da Sakarya’nın doğusuna çekildi. Bu süreçte, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar Yunanların eline geçti. Bu durum
Mecliste de tartışmalara yol açtı. BMM 5 Ağustos 1921’de kabul ettiği kanun ile Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süre ile Başkomutanlık yetkisini verdi. Tekâlif-i Milliye emirleri yayınlandı, karşı taarruz için hazırlıklar yapıldı. Yunan ordusu ile 23 Ağustos’ta Sakarya’da temas sağlandı. İstiklâl Savaşı’nın kaderini tayin edecek Sakarya Meydan
Muharebesi devam ederken, bütün Anadolu da ayakta idi. Mitingler yapılıyor, Türk ordusunun başarısı için dualar ediliyor ve bütün bu millî heyecan telgraflarla TBMM’ye iletiliyordu. Meclisin 8 Eylül 1921 tarihli oturumunda, diğer yerlerden olduğu gibi,
Denizli’den de gelen telgraf okundu.(321) 22 gün ve gece süren o meşhur Sakarya Meydan Savaşı ile işgalci Yunan kuvvetleri büyük bir hezimet yaşayarak geri çekildiler.
Sakarya’da bozguna uğrayan Yunan kuvvetleri Eskişehir- Afyonkarahisar hattına kadar
takip edildi. Ancak, yaklaşan kış mevsimi de dikkate alınarak son ve kesin vurucu darbe
için Türk ordusunun gerekli hazırlıkları yapması planlandı. 26 Ağustos 1922’de başlayan
Büyük Taarruz 9 Eylül’de Türk ordusunun İzmir’e girmesiyle sonuçlandı. Bu süreçte de
Türk ordusunun başarıları yurdun her tarafında coşku ile kutlanıyor, hemen her il, ilçe
hatta kasabadan Meclise yüzlerce kutlama telgrafları geliyordu.(322) İstiklâl Savaşı’nı da
fiili olarak sonlandıran bu zafer, Denizli’de ve bütün vatan sathında sevinç ve coşkularla
karşılandı.
8. Millî Mücadele’de Şehit Olan Denizlililer
İstiklâl Savaşı’nda şehit olanlarla ilgili bize bazı veriler sunan yayınlar bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Müdafaa-i Milliye Vekâleti Sıhhiye Dairesince hazırlanan, İstiklâl Harbi Sıhhiye Raporu (İstanbul 1341), adlı yayında, askerlik şubelerinden alınan bilgiye göre İstiklâl Savaşı’nda şehit ve hastalık vb. diğer sebeplerden ölen askerlerin sayıları verilmiştir. Burada, İstiklâl Savaşı’nda 8505 er ve 662 subay olmak üzere toplam 9167 şehit sayısı ifade edilmektedir.(323) Ancak, şehit künyeleri ile ilgili ayrıntılı veriler içermeyen ve yalnızca rakamla ifade edilen şehit bilgileri konuyu anlamakta yeterli değildir. Kaldı ki, sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda şehitler konusunda yeni veriler ortaya çıkmaktadır.
Yakın Türk tarihinde şehitlerin tespitinde müracaat edilecek temel kaynakların başında; Millî Savunma Bakanlığı kayıtları ile önceleri İl ve ilçe Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü arşivlerinde bulunan ve şimdi Ankara’da toplanan Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri
gelir. Tabii ki bu kaynakların dışında ilgili şeriye sicilleri tereke kayıtlarında, bazı hatıralarda ve başka kaynaklarda perakende şehit bilgilerine rastlamak mümkündür. MSB’nin 1998’de yayınlamış olduğu Şehitlerimiz adlı 5 ciltlik eser, ciddi emek verilmiş dokümanter bir çalışmadır. Ancak, eksiklikler, mükerrer okumalar ve bazı özel isimler
ve şehadet tarihlerinde yanlış okumalar veya Rumi tarihlerin Miladiye çevrilmesinde hatalar da gözlenmiştir.(324) Dolayısıyla, buradaki kayıtların ilgili bölge Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleriyle güncelleştirilmesi bizi daha sağlıklı sonuçlara ulaştıracaktır. Mesela, daha önce Yalvaç, Bodrum, Ilgın, Konya vd. yerler şehitleri üzerine yaptığımız
araştırmalarda MSB’nin listelerinden en az %50 daha fazla şehit künyelerine rastlanmıştır. Denizli Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri üzerine araştırmalar yapacağımız dönemlerde ilgili defterler Ankara’ya alınmış ve henüz araştırmaya açılmamış bulunduğundan, söz konusu defterlerdeki verilerle birlikte değerlendirme imkânı bulunamamıştır. Dolayısıyla, aşağıda verilen liste MSB’nin verilerine
dayanmaktadır. Belki ileride Denizli merkez ve ilçeleri Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri incelendiğinde aşağıda verilen şehit listelerinde artış ve bilgilerde tashihlerin ortaya çıkması muhtemeldir.
MSB’nin kayıtlarına göre Millî Mücadele’de Denizli Sancağından aşağıdaki tabloda listesi verilen 505 kişinin şehit künyesine ulaşılmıştır.(325)
9. Sonuç
15 Mayıs sabahının ilk saatlerinde İzmir’in Yunanlarca işgali haberi Denizli’ye ulaşır ulaşmaz, başta mutasarrıf Faik Bey olmak üzere Askeralma Bölge Başkanı Miralay Tevfik, Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Belediye Başkanı Hacı Tevfik ve eşraftan bazı kişiler bir araya gelerek vatan savunması için hemen acilen bir şeyler yapma kararlılığını ortaya koydular. Tabi ki burada halkın desteğini almak çok önemli idi, ama bu desteği alabilmek kolay değildi. Çünkü karşı propaganda yapanlar; mevcut duruma İttihatçıların macerası ile gelindiğini, Millî Mücadeleye girişmek isteyenlerin “İttihatçı artığı” olduğunu, ülkenin
selametinin Saray ve Hükûmete bağlı kalmak ve İngiliz merhametine sığınmaktan geçtiği tezini sürekli işliyorlardı. Bölgeye gönderilen Heyet-i Nâsıha’nın, Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlılarının ve İstanbul Hükûmetine bağlı bazı mülki idarecilerin propagandası
bu yönde idi. Dolayısıyla, bazı kesimlerde oluşan zihin bulanıklığının giderilmesi ve Millî Mücadelenin gerekliliğinin ortaya konması çok önemli idi. İşte bu aşamada gerek Denizli Sancağında gerekse diğer sancaklarda halkla iç içe olan müftülerin, din görevlilerinin ve eşraftan ileri gelenlerin önemli bir rol üstlendiği görülmüştür. Kısa sürede Denizli ve ilçelerinde millî teşkilatlar kuruldu. Denizli’de Ahmet Hulusi, Tavas’ta Cennetzade Tahir, Çal’da Ahmet İzzet, Sarayköy’de Ahmet Şükrü, Buldan’da Salih Efendizade Mehmet, Acıpayam’da Hasan Efendi adlı müftüler ile askerlik şubesi başkanları, belediye
başkanları ve eşraftan ileri gelenler bölgelerindeki millî teşkilatlanmanın öncülüğünü yapmışlardır. Hem Denizli hem de araştırmamıza konu olan diğer ancaklarda kurulmuş ve genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olan millî teşkilatların karakteristiğine
bakıldığında, bölgedeki din görevlileri ile birlikte, asker, bürokrat, eşraf, belediye başkanı gibi aşağı yukarı toplumun hemen her kesimini temsil eden şahısların kurucular arasında bulunması, Millî Mücadele hareketinin tabana mâl olan bir hareket olduğunun göstergesidir.
İzmir’den başlayıp Aydın- Denizli istikametinde yayılan Yunan işgalleri, şüphesiz bölge halkının direniş ruhunu kamçıladı. Çünkü Yunan işgal metodu, yakıp yıkma, katletme eylemleriyle “korku” esasına dayanıyordu. Buldan’ın ve Çivril’in işgalinde görüldüğü üzere bölge halkı insanlık dışı muamele ve katliama maruz kaldı. İşgalci Yunan askerleri Cabar Köyü’nde, çoluk- çocuk, kadın, yaşlı demeden çoğu yanarak seksenüç canı katlettiler. İzmir’in işgalinden itibaren bu şekilde korku ve katliama dayalı olarak yayılan Yunan işgallerine karşı daha ilk günlerden itibaren Denizli Sancağında milis gönüllü kuvvetler teşekkül etmeye başladı. Bölgede kurulan ilk millî kuvvet Sarayköy Müfrezesi olmuştur. Başta Denizli Redd-i İlhak Cemiyetinin gönüllü yazımıyla başlayan ve daha sonra civar sancak ve kazalardan gelen gönüllüler, efeler ve bazı askerî birliklerin de katkısıyla ciddi bir kuvvet haline gelen bu müfreze, 30 Haziran 1919’da Aydın’ı Yunan’ın birinci işgalinden kurtardı. Öte yandan, Tavas, Çal, Buldan, Çivril ve hatta bazı köylere varıncaya kadar o yerin adıyla veya başka adlarla anılan gönüllü müfrezeler oluştu. Bu gönüllülerin Ağustos 1919 tarihi itibarıyla toplamda sayıları 3000’e ulaşmış idi. Bütün bu gelişmeler, millî mücadele karşıtı propagandalara rağmen bölge halkının vatan savunması konusunda kararlılığını göstermesi bakımından önemli görülmelidir. Bir bakıma Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin silahlı kolu sayılabilecek bu millî müfrezelerin ihtiyaçları da genellikle halkın yardımlarıyla karşılanıyordu. Tabii ki, bölgedeki askerî birlikler, el altından bir taraftan sivil kıyafete bürünmüş askerî personeli ile eğitim, sevk ve idare yönünden destek sağlarken, diğer taraftan silah- mühimmat vb. lojistik katkıda
bulunuyordu. Bir başka ifade ile “Kuvâ-yı Milliye” dendiğinde, tamamen sivil organizasyon akla gelmemelidir. Başta askerlik şubeleri olmak üzere, bölgedeki diğer askerî birlikler de işin içinde idiler. Bu tablo Türk milleti için söylenen “ordu-millet” kavramının da somut örneği olarak algılanmalıdır.
Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’ndan çıkmış yorgun ve fakir olmasına rağmen Denizli halkının, son imkânlarını seferber ederek cephe için elinden gelen ayni ve nakdî yardımları esirgemediği görülmüştür. Başta Denizli olmak üzere, bölgeden toplanacak
yardımların koordinesi ve denetimi ile cephenin iaşe ve ikmalinin düzenli bir şekilde yürütülmesi hususunda bazı tedbirler alındı. İlki 7-8 Temmuz 1919’da ve ikincisi 23 Eylül’de toplanan Nazilli Kongreleri’nde yukarıda belirtilen görevler için Heyet-i Merkeziye oluşturuldu. Bu kurul, yalnızca Denizli değil bu ciltte ele alınan diğer iller
üzerinde de tasarrufa sahip bulunuyordu. Bütün bu gelişmeler, Millî Mücadele’nin rastgele değil hem cephede hem de cephe gerisinde planlı ve ciddi bir organizasyon ile yürütüldüğünü göstermektedir. Bu durum, Türk milletinin “teşkilatçı” özelliğini
yansıtmaktadır.
Ayni ve nakdî yardımların yanı sıra cephenin sağlık yönünden desteklenmesi de çok önemli idi. Denizli’nin cepheye yakın olması sebebiyle, hasta ve yaralı askerler için Kuvâyı Milliyenin oluşmaya başladığı daha ilk günlerde Denizli’de sağlık kuruluşları açıldı. Bu dönemde Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi, Denizli ve yöresinde bulaşıcı hastalıklar da yaygın idi. Dolayısıyla Denizli’de kurulan hastaneler halkın sağlığı konusunda önemli bir boşluğu dolduruyordu. Kızılay’ın açtığı seyyar sağlık kuruluşlarının yanında Millî Hastane ve özellikle Memleket Hastanesi, Denizli halkına ve cepheden gelen hasta ve yaralı askerlere sağlık hizmeti verdi.
Denizli Sancağında vatan savunması için her türlü fedakârlığın yapıldığı bu günlerde, maalesef Millî Mücadele aleyhtarlarının da boş durmadığı görülmüştür. Metin içerisinde ayrıntılı olarak temas edildiği üzere, her şeyden önce asırlardır Türk idaresinde huzur ve refah içerisinde yaşamış olan azınlıkların, diğer işgal bölgelerinde olduğu gibi, Denizli Sancağındakilerin de -bazı istisnaları olmakla birlikte- Yunan işgalcilerle iş birliği yaptığı delilleriyle ortaya çıkmıştır. Üstelik İzmir’in işgalinin daha ilk gününde Denizli’de yapılan mitingde Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin, arka sıralardan mitingi izleyen azınlıkları göstererek; “bunlar bize Allah’ın birer emanetidir sakın onlara dokunmayın” diyerek değer verdiği Gayrimüslimler böyle bir tutum içine girmiş bulunuyorlardı. Bu durum karşısında şüphesiz, ilgili makamlar bir tedbir almak durumunda idiler. Hem cephe güvenliğini hem de kendilerinin can güvenliğini emniyete almak için 1920 Temmuzunun ilk haftasında 20-40 yaş arası Rum ve Ermeniler daha iç kısımlara Eğirdir’e nakledildiler.
Bu nakil işinde görevlendirilen müfrezenin bazı istenmeyen taşkın davranışlarda bulunduğu iddia ediliyordu. Bu durumu fırsat bilen bazı yerli işbirlikçiler ve özellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlıları, nakil işinde görevli kızanlara ve Sökeli Ali Efe’ye ateş ederek onun ölümüne sebep oldular. Bu olaylar, Millî Mücadele’de Denizli’de çok acı bir
iz bırakacak olan “Denizli Olayı”nı tetikledi. Demirci Efe kızanlarıyla 8 Temmuz’da Denizli’ye geldi. İstasyonda kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Askeralma Bölge Başkanı Miralay Tevfik, bir kızanın “isteseydi önleyebilirdi” sözü üzerine, Demirci tarafından maalesef şehit edildi. Ertesi gün olayla ilgili adları geçen altmışdan fazla (bazı kaynaklarda altmışsekiz) kişi Demirci tarafından ölümle cezalandırıldı. Millî Mücadele’de Denizli tarihi açısından fevkalade üzücü olan bu olay, dönemin olağanüstü şartları dikkate alınsa bile hukuki açıdan hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu olay
yüzünden Denizli Millî Heyeti bir müddet Denizli’den ayrılmak mecburiyetinde kaldı.
Yine Millî Mücadele süreci içerisinde bölgede bazı çeteler de türedi. Özellikle Çal bölgesinde kendilerine “İslam Çetesi” adını koyan bir grup eşkıya ile Çivril bölgesinde Çopur Musa Çetesi asayişi tehdit edenlerin başında geliyorlardı. Bölgedeki askerî birlikler ile gönüllü müfrezelerin iş birliği sayesinde uzun bir takip ile bu çeteler tasfiye edildi.
Görüleceği üzere, bir taraftan Yunan işgallerine karşı vatan savunması yapılırken, bir taraftan da içeride Millî Mücadeleye zarar verenlerle mücadele ediliyordu. Ama bütün bu zor şartlara rağmen, Düzenli orduya geçiş ile birlikte önce İnönü’de, takiben Sakarya’da işgalci Yunan kuvvetlerine büyük darbeler indirildi. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ile bu zaferler süreci taçlandırıldı. 9 Eylül 1922’de İzmir Yunan işgalinden kurtarıldı. Bu zaferler, bütün vatan coğrafyasında olduğu gibi, Denizli Sancağında da coşku ile kutlandı. Tabii ki bu coşkunun bir de bedeli vardı. Pek çok Denizlili, vatan savunmasında toprağa düştü, şehit oldu. Millî Savunma Bakanlığı’nın kayıtlarına göre İstiklâl Savaşı’nda şehit olan beş yüzden fazla Denizlili vatan evladının künyesine ulaşılmıştır. Ancak daha önceleri Denizli ve ilçeleri Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü arşivinde iken 2010’lu yılların başlarından itibaren Ankara’ya alınmaya başlanan Vefayâta Mahsus Vukuat Defterleri’nin incelenmesi ile şehit sayıları
güncellendiğinde bu sayının daha da artacağı düşünülmektedir.
Son söz olarak denilebilir ki, Denizli Sancağı Millî Mücadele’de, millî bir sorumluluk ve hassasiyet içerisinde elinden gelen gayreti ve fedakârlığı ortaya koymuştur.
* * * * * * * * * * *
*Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı,
nkostuklu[at]erbakan.edu.tr, ORCID: 0000-0003-4583-284X
* * * * * * * * * * *
Dip Notlar:
1 Nuri Köstüklü, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele Yıllarında 8. Fırka ve Akşehir Ahz-ı asker Kalem
Riyaseti Yazışmaları (1915- 1921), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yay., 2020, s. 211- 215.
2 Türk İstiklâl Harbi, C.2, Kısım:1, Ankara: Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi Yay., 1963, s. 89 (Bundan sonra
TİH 2/1 kısaltması kullanıldı); Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, 2. Baskı, Ankara: 1983, s. 62.
3 Milletlerarası Tahkik Komisyonu’nda bulunan Yarbay Kadri Bey’in 5.10.1919’da Harbiye Nezaretine
verdiği rapordan (TİH 2/1, Ek: 15) Aydın’da 37.000 Türk’ten 375 kişi kaldığı, diğerlerinin öldürüldüğü
veya göç ettirildiği anlaşılmaktadır.
4 Aydın ve diğer bazı illerde Yunanların yaptığı mezalim hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Mustafa Turan, Yunan Mezalimi İzmir- Aydın- Manisa- Denizli (1919- 1923), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yay.,
1999.
5 İzmir Fecâyii, (Yazarı belli değil, eski yazı, A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü kütüphanesi),İstanbul:1335,
s. 13; TİH 2/1, s. 133
6 Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, C. 1, Ankara: TTK Yay., 1970, s. 41.
7 Sarayköy Müfrezesinin kuruluşu, bu birlikte yer alanlar bazı isimler hakkında bkz., Emin Aslan Tokat,
Millî Mücadele’de Sarayköy Hatıralarım, Ankara: Sarayköy Belediye Başkanlığı Yay., 2017, s. 28- 31.
8 Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Arşivi., Klasör (=Kl):785, Dosya (=D):6,
Fihrist (=Fh): 20, 27; Bu arşiv günümüzde Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesine
alınmıştır.
9 ATASE Arş., KI: 810, D: 74, Fh: 34; İkdam, 11.1.1921; Çivril Kaymakamlığı’nca hazırlanan, (Bütün
Yönleriyle İlçemiz Çivril, Denizli: 1985) adlı kitapta (s. 29) Çivril’in işgali “1921 Şubat ilk haftası” şeklinde
verilmiştir. Ayrıca bkz., http://civril.gov.tr/tarihce (Erişim tarihi: 01.04.2022).
10 Hâkimiyet-i Milliye, 19.1.1921; Bütün Yönleriyle İlçemiz Çivril, s. 29-30.
11 ATASE Arş., Kl:578, D:82, Fh:42
12 Günümüzde halk arasında söylenen “Cabar Türküsü” (aslında bu bir ağıttır) sözleri için bkz., Bütün
Yönleriyle İlçemiz Çivril, s. 81; Bkz., Resim:1, 2,
13 Turan, Yunan Mezalilmi, s. 203-204; Anadolu’da Yunan Zulüm ve Vahşeti, Matbuat ve İstihbarat Matbaası,
Ankara 1338, s. 137.
14 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 17.
15 A. Akif Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, İzmir: Denizli Öğretmenler Yardımlaşma Derneği Yay., Ahenk
matbaası, 1949, s. 9.
16 Sadi Borak, “Sarıklı Bir Mücahit”, Hayat Tarih Mecmuası, Ekim 1968, sayı:9.
17 Tarhan Toker, Kuvâ-yı Milliye ve Millî Mücadele’de Denizli, Denizli: 1983, s. 30; Tokat, Millî Mücadele’de
Sarayköy, s. 17.
18 Denizli Kalem Reisi (Denizli 11. Tümen Askeralma Bölge Başkanı) Miralay Tevfik Bey 57. Tümen
Komutanlığına gönderdiği yazıda Denizli halkının yetkililerden ısrarla silah talep etmeye başladığını
bildirmiştir. (Ercan Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, Kadim Oğuz Şehri Tavas, (Ed: Mehmet
Meder, Süleyman İnan, Mehmet Karabay), İzmir: Tavas Belediyesi Yay., 2014)
19 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 17-18; Gönderilen heyette yer alan bazı şahıslar şunlar idi:
Nazilli’den avukat İlhami ve avukat Ömer Beyler, Denizli’den Mustafa Naili Küçüka, Sarayköy’den Emin
Aslan (Tokat), Gümülcine muhacirlerinden eski Milletvekili Esad Efendi Hoca (Tokat, Millî Mücadele’de
Sarayköy, s. 21).
20 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 31.
21 Öğretmen Mehmet Ali Sezer’in Millî Mücâdele Hatıraları s. 14’den naklen, İ. Aksakal, Millî Mücâdele’de
Denizli ve Denizli Müftüsü Ahmet Hulûsî Efendi, (yayınlanmamış Lisans tezi, A.Ü. İlahiyat Fakültesi 1971);
Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 10. Selahattin Tansel, Ankara: Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, MEB
Yay., 1973, C. 1. s. 247.
22 Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (=BTTD), Eylül 1968, sayı: 12, s. 15.
23 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 19.
24 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 32.
25 Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya, C.1, s. 247.
26 Çal Müftüsü Ahmet İzzet (Çalgüner) hakkında bkz., Ercan Haytoğlu, “Müftü Ahmet İzzet Efendi
(Çalgüner) ve Millî Mücadele’de Çal”, 21. Yüzyıla Girerken Geçmişten Günümüze Çal Yöresi Baklan Çal
Bekilli- 01-03 Eylül 2006 Çal Sempozyumu Bildirileri, (Ed: B. Topuz, R. Urhan, M.A. Gülel), Denizli: 2007.
27 Haytoğlu, “Müftü Ahmet İzzet Efendi”, s. 373.
28 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 247.
29 Haytoğlu, “Müftü Ahmet İzzet Efendi”, s. 373.
30 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 9.
31 İsmet Görgülü, “Millî Mücadele Dönemi Kongreler”, Atatürk Ansiklopedisi,
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/millî-mucadele-doneminde-kongreler/ (e.t. 15.09.2022)
32 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 12; Asaf Gökbel, Millî Mücâdele’de Aydın, Aydın: Coşkun Matbaası,
1964, s. 177; TİH 2/1, s. 127.
33 TİH 2/1, s. 127.
34 A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi (=TİTE Arş.), KI:18, Fh:1906; TİH 2/1, s. 128.
35 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 22; bu heyetler şu kişilerden ibaretti: Müftüzade Fevzi, Helvacızade
Mehmet, Kızılhisarlızade Tevîk (Isparta ve Eğirdir’e). Karcılızade Ömer, Muhâsebe Müdürü Hüseyin Avni
Bey (Burdur’a).
36 ATASE Arş. KI: 426, D. 4, Fh: 235.
37 Lütfü Müftüler, Denizli Heyet-i Milliyesi, Balıkesir: 1947, s. 11 vd.
38 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 26; TİH 2/1, s. 182; Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya, C.1, s. 276;
askeralma işleminde ileride Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alacak olan Heyet-i Milliyeler ile bölgedeki
askerlik şubeleri iş birliği içinde idi.
39 Mithat Sertoğlu, “Millî Mücâdele’de Kahraman Denizli.” Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (=BTTD), 1968,
sayı: 6.
40 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 60 vd.
41 ATASE Arş., Kl: 7-3446, D:1, Fh: 164; Kl: 7-3446, D: 5(1), Fh: 33; Jaeschke, Türk Kurtuluş, C.1, s. 56.
42 Acıpayam Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularındandır.
43 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 32; Günver Güneş- Müslime Güneş, “Heyet-i Milliyeden Heyet-i
Merkeziyeye Sivil Temelli Direniş; Nazilli Kongreleri”, Belgi, yaz 2019, sayı:18, s. 1262.
44 Kararların tam metni için bkz., TİTE Arş., K: 112, Fh: 199349-e; Nazillli Kongreleri hakkında bkz., s. Esin
Dayı, Nazilli Kongreleri (1919), Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yay., 1998.
45 Denizli İl Yıllığı /1973, Cumhuriyet’in 50. Yılında Denizli, Ankara: 1973, s. 16-17.
46 TİTE Arş., KI: 114, Fh: 51881; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 33.
47 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 33.
48 ATASE Atatürk Özel Arşivi (=Ata. Öz, Arş)., KI:19, D: 57, Fh: 1-37, 1-38. 329 adet şeriye defterine göre,
Denizli Sancağından iki mebus çıkarılacağı tespit edildi. 25.10.1919 tarihine kadar Denizli’den mebusluk
için Liva tahrirat Müdürü Fuad, Şirvanizade Gıyaseddin ve Ali Rıza Bey’in aday gösterildiği
anlaşılmaktadır (ATASE Ata. Öz, Arş., KI:19, D: 57, Fh: 1-70, 1-147).
49 ATASE Arş. KI: 19, D. 57, Fh: 1-290; Mahmut Goloğlu, Üçüncü Meşrutiyet, Ankara 1970, s. 296.
50 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 72-74.
51 Suat Tahsin, Türkiye Cumhuriyeti ve Hâliki Gazi Mustafa Kemal, İstanbul: 1933, s. 232 vd; M. Tayyib
Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, C.2, Ankara: 1965, s. 379 vd.
52 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 82; TBMM ZC, C.1, s. 281, 13.5.1920 günkü içtima.
53 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 82.
54 TİH 2/2, s. 46.
55 ATASE Arş. KI: 558, D. 14, Fh: 4.
56 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 48.
57 İsmet Görgülü, “Millî Mücadele Dönemi Kongreler”, Atatürk Ansiklopedisi,
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/millî-mucadele-doneminde-kongreler/ (e.t. 15.09.2022)
58 ATASE Arş. KI: 558, D. 14, Fh: 4.
59 Cumhurbaşkanlığı Arşivi (=Cum. Arş.), A: III-3, D: 14, Fh: 42; Bkz., Belge:1
60 24 seneden beri Tavas Kaymakamlığı yapmakta olan Ali Rıza Bey, Tavas Heyet-i Milliyesi Reisi Osman
tarafından Sivas’ta Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderilen 27 Ekim 1919 tarihli
telgraf ile Denizli Sancağı adına milletvekili adayı gösterilmiştir. (ATASE Ata. Öz,. Arş., KI:19, D: 57, Fh: 1-
160).
61 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 6; Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara: 1969, s. 39-40; Toker,
Kuvâ-yı Milliye, s. 42; Ercan Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, s. 26-27.
62 Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, s. 27-28
63 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 63.
64 ATASE Ata. Öz,. Arş., KI:19, D: 57, Fh: 1-160; Ercan Haytoğlu, “Tavas Heyet-i Milliyesinin reisliğini
Kerimin Osman Ağa yapmıştır” demektedir (Ercan Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, s. 28).
Muhtemelen aynı kişi olmalıdır.
65 Ahmet İhsan Kılıç, “Millî Mücadele Yıllarında Senirkent”, Hür Senirkent, 20 Aralık 1958 (Hür Senirkent
gazetesinde tefrika edilen bu hatıralardan bizi haberdar eden Dünden Bugüne Senirkent kitabının yazarı
İbrahim Karaer’e teşekkür ederim)
66 Hayatı ve ailesi hakkında bkz., Ercan Haytaoğlu, “Müftü Ahmet İzzet (Çalgüner) ve Millî Mücadele’de Çal”,
21.Yüzyıla Girerken Geçmişten Günümüze Çal Yöresi Baklan Çal Bekilli 01-03 Eylül 2006 Çal Sempozyumu
Bildirileri, (Ed: B. Topuz, R. Urhan, M.A. Gülel), Denizli: 2007, s. 370-380; Turgut Tok, “İki İstiklâl
Madalyalı Kahraman: Müftü Ahmet İzzet Çalgüner (1875-1952)”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli,
Denizli: Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., (2021): s. 348- 358.
67 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 13; Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara: 1969, s. 43.
68 İlhan Tekeli- Selim İlkin, Ege’deki Sivil Direnişten Kurtuluş Savaşı’na Geçerken Uşak Heyet-i Merkeziyesi ve
İbrahim (Tahtakılıç) Bey, Ankara: TTK Yay., 1989, s. 164.
69 TİH 2/1, s. 182.
70 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 55
71 “İstiklâl Savaşı’nda Müftülerin Hizmetleri, Çal Müftüsü Ahmet İzzet’in Hatıraları”, Sebilürreşad, C.1,
sayı:12; TİH 2/1, s. 182; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 27; Coşar, İstiklâl Harbi Gazetesi, 19.7.1919
72 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16.
73 ATASE Ata. Öz,. Arş., KI:19, D: 57, Fh: 1-290
74 TİTE Arş., KI: 112, Fh 19347.
75 ATASE Arş., Kl:558, D:14, Fh:22.
76 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16; Denizli Mutasarrıfı Nazmi’nin Dâhiliye Vekâletine yazdığı 1 Eylül
1920 tarihli arzda, Necip Beğ’den; “Çal Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reis-i sabıkı” olarak
bahsedilmektedir.
77 Nuri Köstüklü, Millî Mücadele’de Denizli Isparta ve Burdur Sancakları, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi
Yay., 1999, s. 74. (Bundan sonra bu yayına yapılan atıfta, “Denizli Isparta” kısaltması kullanılmıştır).
78 ATASE Arş. KI: 558, D. 14, Fh: 22; . KI: 2490, D. 122, Fh: 16.
79 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 32; Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 19; Veysi Akın, Sarayköy Heyet-i
Milliyesinin kuruluş tarihini 17 Mayıs 1919 olarak belirtmektedir (Veysi Akın, “Müftü Ahmet Şükrü
Efendi ve Sarayköy’ün Millî Mücadeleye Katılması”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli, s. 391.
80 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 39
81 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 27.
82 Akın, “Müftü Ahmet Şükrü”, s. 392.
83 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 83.
84 Veysi Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi ve Millî Mücadele’de Sarayköy, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi
Yay., 2009, s. 18- 19.
85 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16
86.Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 110. Toplanan bu yardımların köylere ve şahıslara göre dağılımı için
bkz., Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 111- 123.
87 Hasan Kallimci, “Millî Mücadele’de Sarayköylü Kadınlar”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli, Denizli: (Ed.
T. Tok- E. Haytoğlu), Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., 2021, s. 117- 121; 1954’te Sarayköy’de vefat
eden Adöv Ayşe ve 1964 yılında Sığma köyünde vefat eden Fatma Karadeniz (Kara Abla) hakkında ayrıca
bkz., Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 88- 89.
88 Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 19.
89 Ercan Haytoğlu, “Birinci Meclis Milletvekillerinden Necip Bey (Buldanlıoğlu) ve Millî Mücadele’deki
Yeri”, Belgi, Yaz 2015, sayı:10, s. 1321.
90 Müftüler, Denizli Heyet-i Milliyesi, s. 3; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 6
91 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 41.
92 Haytoğlu, “Birinci Meclis Milletvekillerinden Necip Bey”, s. 1322.
93 O. Zeki Avralıoğlu, Buldan ve Yöresinin Tarihçesi, Ankara: Önder Matbaacılık, 2013, s. 78- 79.
94 Şükrü Tekin Kaptan, Türk Kurtuluş Savaşı’nda Denizlili Önderler I-II, Denizli: 2000, s. 55.
95 ATASE Arş. KI: 426, D. 4, Fh: 84
96 Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 111.
97 ATASE Arş. KI: 19, D. 57, Fh: 1-41.
98 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 41.
99 ATASE Arş. KI: 426, D. 4, Fh: 185.
100 Münir Sayhan, “Çivril Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Kurucu Üyeleri”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli,
s. 242; Burada, Münir Sayhan, “Hasan Ağa’nın Çorbacıoğlu Mehmet Ali Ağa olması gerektiğini”
belirtmekte ise de elimizde ATASE Arşivine intikal etmiş, Kuvâ-yı Milliye Komutanı Hacı Şükrü’nün Çivril
Kaymakamı’na yazdığı Hasan Ağa’dan bahseden mektubu vardır. Hacı Şükrü, acaba ismi yanlış hatırlamış
olabilir mi?
101 ATASE Arş. KI: 310, D. 46, Fh: 9-1
102 Tekeli- İlkin, Ege’deki Sivil, s. 2-3.
103 Yaşar Akbıyık, “Millî Mücadele Sırasında Maraş’a Yapılan Yardımlar”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,
Sayı:21, Temmuz 1991, s. 598.
104 İkdam, 11.1.1921.
105 ATASE Arş. KI: 832, D. 24, Fh: 12
106 Köstüklü, Denizli Isparta, s. 30-31
107 Sayhan, “Çivril Müdafaa-i Hukuk”, s. 245.
108 Acıpayam, o yıllarda Acıbadem veya Garbikaraağaç olarak da adlandırılmaktadır (Nuri Köstüklü).
109 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 41.
110 Ercan Haytoğlu, “Millî Mücadele Dönemi’nde Acıpayam (Garbikaraağaç- Acıbadem)”, 15 Mayıs Millî
Mücadele’de Denizli, s. 89
111 Tahir Kodal, “İstiklâl Harbinde Batı Anadolu’da Kahraman Bir Şehir: Denizli (1919-19229”, Türkiye
Günlüğü, Kış 2022, sayı:149, s. 213
112 Günver Güneş- Müslime Güneş, “Heyet-i Milliyeden”, s. 1272.
113 ATASE Arş. KI: 796, D. 34, Fh: 8
114 Günver Güneş- Müslime Güneş, “Heyet-i Milliyeden”, s. 1268.
115 Köstüklü, Denizli Isparta, s. 77.
116 Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 111.
117 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 12 vd.; dağıtılan bu silahlar, daha önce bu maksatla Sarayköy Topçu
Alayı’ndan gönderilmiş olabilir bkz.., ATASE Arş., KI: 401, D: 3, Fh: 44.
118 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 28.
119 1884 Duacılı köyü doğumlu olan Molla Bekir, az medrese eğitimi görmüş fakat cesur bir köylü idi.
Oluşturduğu müfreze ile Menderes Cephesi’nde ve diğer cephelerde pek çok yararlılıklar gösterdi.
Maalesef bir süre sonra Zeybekler arasındaki rekabet yüzünden 1920’de hayatını kaybetti (Bayar, Ben
De Yazdım, C.6, s. 242; Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 83-84)
120 M. Şefik Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen ve Aydın Millî Cidali, İstanbul 1937, C. 2, s. 46.
121 Nusret Kaygusuz, Bir Roman Gibi, İzmir: 1955, s. 178; Goloğlu, Sivas Kongresi, s. 40.
122 TİTE Arş., KI: 18, Fh: 1906, 1907; Rahmi Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, İstanbul
1942, s. 77; Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C. 2, s. 46; TİH 2/1, s. 129.
123 ATASE Arş., KI: 401, D: 4, Fh: 128.
124 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 16.
125 TİH 2/2, s. 105
126 Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi, s. 90
127 ATASE Arş., KI: 401, D: 4, Fh: 129, KI: 402, D: 6, Fh: 3; Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.2, s. 66.
128 ATASE Arş., KI: 401, D: 4, Fh: 198, KI: 402, D: 6, Fh: 2; Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi, s. 79.
129 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.2, s. 84.
130 ATASE Arş., KI: 243, D: 16, Fh: 93.
131 ATASE Arş., KI: 243, D: 16, Fh: 85; Goloğlu, Sivas Kongresi, s. 41.
132 Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 48
133 Cevdet Kerim, İstiklâl Harbi (Garp Cephesi), İstanbul 1341, s. 10-11; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s.
18 vd.
134 1920 yılına ait bazı askerlik şubelerinin raporlarına göre, kendi şubeleri dairesinde Kuvâ-yı Milliyeye katılanların oranı %5-30 arasında idi. (Bkz., Nuri Köstüklü, Millî Mücadele’de Manisa Uşak Afyonkarahisar Konya Hattı (8. Fırka ve Akşehir Kalem Riyasetleri 1920 Yılı Şifre-i Mevrude Defteri), Ankara: ATAM Yay.,
2009, s. 8-10). (Bundan sonra bu yayına atıfta, “Şifre-i Mevrude Defteri” kısaltması kullanılmıştır).
135 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 22; Goloğlu, Sivas Kongresi, s. 42.
136 TİH 2/1, s. 186.
137 Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, s. 30.
138 Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, s. 33.
139 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 27.
140 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 39.
141 ATASE Arş., KI: 425, D: 4, Fh: 81.
142 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 82.
143 Mümtaz Bey, Denizli ile Acıpayam arasındaki Çukur köyünde Bektaşî “Teslim Tekkesi” Şeyhi ve 1. TBMM
Denizli Mebusu Hüseyin Mazlum Baba’nın oğludur. (Celal Bayar, Ben De Yazdım, C. 7, İstanbul: 1969, s.
2162); Mümtaz Bey ve ailesi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Yasemin Beyazıt, “Hüseyin Mazlum
Bababalım ve Ailesinin Millî Mücadele’deki Yeri”, Belgi, Yaz 2013, sayı:6.
144 Sami Çoşar, İstiklâl Harbi Gazetesi, Yeni İstanbul yayınları, 27 Ağustos 1919.
145 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 102, 196.
146 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 34.
147 ATASE Arş., KI: 790, D: 21, Fh: 8.
148 ATASE Arş., KI: 558, D: 14, Fh: 37.
149 Köstüklü, Denizli Isparta, s. 106
150 ATASE Arş., KI: 800, D: 45, Fh: 37.
151 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 89.
152 1 kıyye veya 1 okka 1282 gram karşılığı ölçü birimidir.
153 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 51.
154 Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, s. 38.
155 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 81.
156 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 84.
157 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 50.
158 ATASE Arş., KI: 243, D: 19, Fh: 49
159 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 161.
160 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 206.
161 Türk İstiklâl Harbi, Ankara: T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi Yay., C.7, 1975 (=TİH 7), s. 124.
162 E. Behnan Şapolyo, Kuvâ-yı Milliye Tarihi, Ankara: 1957, s. 89.
163 Emine Pancar, “Aydın Cephesi Kuvâ-yı Milliyesi İçin Yürütülen İaşe ve İkmal Faaliyetleri”, Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:21, Sayı:2, s. 279.
164 ATASE Arş., KI: 310, D: 46, Fh: 9-1.
165 ATASE Arş., KI: 787, D: 14, Fh: 119.
166 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 16.
167 ATASE Arş., KI: 796, D: 34, Fh: 8; Birinci Dünya Savaşı’nda da ordunun odun ihtiyacı çok önemli idi. 26
Temmuz 1918’de ilgili makama yazılan arzda; 12. Osmanlı Otomobil Kolunun odun istihkakının
karşılanmamasından “odunsuzluk yüzünden efradın asapları bozulduğu” özellikle vurgulanmıştır. (Nuri
Köstüklü, “Birinci Dünya Savaşı’nda 12. Osmanlı Otomobil Koluna Ait Efrad Künye Defteri”, Atatürk
Araştırma Merkezi Dergisi, Güz 2018, sayı:98, s. 55-56.
168 ATASE Arş., KI: 796, D: 34, Fh: 8-1.
169 Mesela, Sarayköy Heyet-i Milliyesinin bölgelerinde bulunan muhacir ve şehit ailelerine yaptığı yardımlar
hakkında bkz., Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi, s. 36-37.
170 TİH 2/2, s. 133.
171 Bazı yayınlarda Birinci Nazilli Kongresi’nin toplanma tarihi farklılık göstermektedir. Bu konuda
değerlendirmeler için bkz., Günver Güneş- Müslime Güneş, “Heyet-i Milliyeden” s. 1262-165.
172 Bayar, Ben De Yazdım, C.7, s. 2229-2230.
173 Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler 1859- 1952, İstanbul: 1952, s. 502.
174 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.2, s. 231.
175 ATASE Arş., KI: 258, D: 18, Fh: 37, 37-1.
176 Esin Dayı, Nazilli Kongreleri 1919- 1920, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yay., 1998, s. 84.
177 Bayar, Ben De Yazdım, C.7, s. 2374.
178 ATASE Arş., KI: 258, D: 18, Fh: 39.
179 Günver Güneş- Müslime Güneş, “Heyet-i Milliyeden”, s. 1273.
180 ATASE Arş., KI: 258, D: 18, Fh: 8, 8-1, 8-2.
181 TİH 2/2, s. 111.
182 Gökbel, Millî Mücadele’de Aydın, s. 401.
183 ATASE Arş., KI: 557, D: 27-B, Fh: 87.
184 ATASE Arş., KI: 557, D: 27-B, Fh: 87-1.
185 Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi’nin Burdur’a gelmesiyle, halen Burdur’da görev yapmakta olan
Burdur Heyet-i Milliye-i Merkeziyesi, büyük bir ihtimalle Güney Cephesi Heyet-i Merkeziyesi’nin
bünyesinde alında veya lağvedildi.
186 ATASE Arş., KI: 558, D: 14, Fh: 54-1.
187 ATASE Arş., KI: 559, D: 17, Fh: 30-1.
188 TİH 2/2, s. 135.
189 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.2, s. 177.
190 Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi, s. 93; Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 89-90.
191 ATASE Arş., KI: 7426, D: 4, Fh: 82.
192 Fahrettin Altay, On Yıl Savaş 1912- 1922 ve Sonrası, İstanbul 1970, s. 202.
193 İsmail Hacıfettahoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Teşkilinden Sakarya Zaferi’ne Kadar İcraat Raporu
23 Nisan 1920- 23 Eylül 1921 Millî Mücadele’de Hilal-i Ahmer, Ankara: Türkiye Kızılay Derneği Yay., 2.
Baskı, 2009, s. 60-62, 124.
194 Mevlüt Çelebi, Heyet-i Nâsıha Anadolu ve Rumeli Nasihat Heyetleri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi
Yay., 2020, s. 140.
195 Tarhan Toker, Denizli Sağlık Tarihi Sağlık Hizmetleri Sağlık Kurum ve Kuruluşları, Denizli 1986, s. 33.
(Bundan sonra Denizli Sağlık Tarihi kısaltması kullanıldı)
196 Mazhar Germen (1884, Aydın - 6 Kasım 1967), TBMM’nin ilk sekiz döneminde milletvekilliği, ayrıca 1.
Ali Fethi Okyar kabinesinde Sıhhiye ve İçtimai Muavenet Vekilliği (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı)
yapmıştır.
197 Ahmet Akşit, Denizli Memleket Hastanesi, Denizli 1944, s. 11; Coşkun Önen, “Bir Zamanlar Denizli
Memleket Hastanesi”, Geçmişten Günümüze Yerel Tarih ve Kültür Dergisi, sayı:6, Denizli 2005; Mehmet
Ali Uysal, Cumhuriyet Döneminde Denizli Kazası, (yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyon 1999), s. 250- 251.
198 Pancar, “Aydın Cephesi”, s. 281.
199 Ahmet Akşit, Denizli Memleket Hastanesi, s. 61.
200 https://denizlidh.saglik.gov.tr/TR-637261/tarihcemiz.html (erişim tarihi: 16.06.2022) .
201 Ali Rıza Gönüllü, “MillîMüadele Döeminde Burdur”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2010, sayı: 27, s.
616.
202 Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, C. 1, Ankara 1959, s. 64.
203 Sina Akşin, İstanbul Hükûmetleri ve Millî Mücadele, İstanbul 1983, s. 250;
204 Çelebi, Heyet-i Nâsıha, s. 15.
205 Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi, s. 65.
206 Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, C.1, s. 64; Akşin, a.g.e., s. 250; Süleyman Sami, a.g.e., s. 334-335; Bu
kişilerin kısa biyografileri için bkz., Çelebi, Heyet-i Nâsıha, s. 42-50.
207 Çelebi, Heyet-i Nâsıha, s. 17.
208 ATASE Arş., KI: 8, D: 33, Fh: 55, 55-1; T. Gökbilgin, heyetin Anadolu’ya hareket tarihini yanlışlıkla
17.04.1919 olarak vermiştir. (Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, C.1, s. 64.
209 ATASE Arş. KI: 8, D: 33, Fh: 55, 55-1; Bunun gibi Anadolu’nun diğer yerlerine (Sivas, Erzurum vs.)
gönderilen heyetler için de 10 Nisan’da yazılan bir emirle, her türlü teçhizatla donanmış 100 mevcutlu
süvari bölüğü hazırlanması istenmişti (ATASE Arş. KI: 8 D: 33, Fh: 49).
210 Çelebi, Heyet-i Nâsıha, 139; Kenan Esengin, Millî Mücadele’de Hıyanet Yarışı, Ankara 1969, s. 12.
211 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 28.
212 TİTE Arş., KI: 18, Fh: 1906; bu bölük daha sonra millî kuvvetlere katılmıştır
213 Heyet-i Nâsıha’nın amacı, faaliyetleri hakkında ayrıntılı analizler için bkz., Çelebi, Heyet-i Nâsıha.
214 TİH 2/1, s. 77;
215 Çelebi, Heyet-i Nâsıha, s. 141
216 Bayar, Ben De Yazdım, C.7, s. 2116.
217 Bayar, Ben De Yazdım, C.6, İstanbul 1968, s. 1948.
218 Bayar, Ben De Yazdım, C.8, İstanbul 1972, s. 2437-2439
219 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C. 2, s. 212,232.
220 İstanbul Hükûmeti yanlısı bir gazetenin İlhami Bey’den “Aydin, Nazilli ve Denizli ahvalini hükûmete
bildirmek üzere geldiğini geçen gün yazdığımız Manisa Mebus-ı Esbâkı İlhami Bey…” şeklinde bahsetmesi, adı geçen şahsın İstanbul Hükûmeti tarafından bölgeye propaganda için gönderildiği iddialarını kuvvetlendirmektedir (Müsavat, 29 Temmuz 1335).
221 Cum. Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-48.
222 Cum. Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-35.
223 ATASE Arş., KI: 785, D: 6, Fh: 2.
224 Nazmi Bey, 16.8.1336’da Ankara Dahiliye Vekâleti’ne gönderdiği şifrede, Yunanları davet ve karşılamaya
giden yedi kişinin isimlerini bildirdi; Bkz. ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 9.
225 ATASE Arş., KI: 2490, D:122, Fh: 2, 2-1.
226 Yapılan soruşturma hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., N. Köstüklü, Millî Mücadele’de Denizli Isparta…, s.
189-193; E. Haytoğlu, “Millî Mücadele Döneminde Acıpayam”, s. 103- 109.
227 Avni İlhan, “Millî Mücadele’de Acıpayam ve Hasan Efendi Hoca”, Millî Mücadele’de Denizli ve Müftü Ahmet
Hulusi Efendi, Denizli: Denizli Belediyesi Yay., 2010, s. 177-178.
228 ATASE Arş., KI: 426, D: 4, Fh: 185.
229 ATASE Arş., KI: 787, D: 12, Fh: 38.
230 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 1.
231 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 34.
232 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 22-23.
233 Smyrne Turque, Poblication de la Societé de Défans des Droits Ottomans- Smyrne No: 4. Empremerie
Ahmed İhsan, 1919, p. 20.
234 ATASE Arş., KI: 8, D: 33, Fh: 36.
235 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.1, s. 8.
236 Dimitri Kitsikis, , Yunan Propagandası, Çeviren: Hakkı Devrim, İstanbul: 1974, s. 206.
237 Altay, On Yıl Savaş, s. 254.
238 ATASE Arş., KI: 34, D:132, Fh: 18.
239 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.1, s. 9.
240 ATASE Arş., KI: 89, D:326, Fh: 27.
241 Nuri Köstüklü, Birinci Dünya Savaşı, s. 18-20.
242 Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi, s. 76; Halbuki, Müftü Ahmet Hulûsî Efendi daha ilk yaptığı
konuşmada halka, Yunan’a karşı silaha sarılmasını belirttikten sonra, orada bulunan tanıdığı Rumları
göstererek, “bunlar da bize birer vediadır, onlara dokunmayınız” demişti (Tütenk, Millî Mücadele’de
Denizli, s. 9).
243 Apak, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi, s. 77; Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 15.
244 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 23.
245 ATASE arş., KI: 116, D:419, Fh: 5-1, 5-2.
246 ATASE Arş., KI: 578, D:82, Fh: 113.
247 ATASE Arş., KI: 426, D:4, Fh: 261.
248 ATASE Arş., KI: 790, D:21, Fh: 70 (107).
249 ATASE Arş., KI: 2490, D:112, Fh: 20-2.
250 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 27.
251 ATASE Arş., KI: 790, D:21, Fh: 100.
252 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 150.
253 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 20-2.
254 Bu göçlerle ilgili bkz., ATASE Arş., KI: 243, D:16, Fh: 20; KI: 2490, D: 122, Fh: 7, 9.
255 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 5-1; Altay, On Yıl Savaş, s. 254.
256 ATASE Arş., KI: 785, D: 6, Fh: 32-2.
257 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 196.
258 ATASE Arş., KI: 900, D: 32, Fh: 1, 1-1.
259 Köstüklü, Denizli Isparta, s. 178.
260 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 18, 20.
261 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh: 20, 20-1, 20-2.
262 Cum Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-27, 26-23.
263 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 195.
264 Sökeli Ali Efe ve Jnd. Yzb. Rıfat Bey’le beraber Rumları Eğirdir’e nakline memur edilen Jnd. Mülâzım-ı
Evvel Fâzil Bey “Denizli Olayı” hakkında ilgili makamlara çok uzun bir rapor takdim etmiştir. (ATASE
Arş., KI: 918. D: 3. Fh: 52, 52-1, 52-2, 52-4, 52-5)
265 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 197.
266 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 198; Bayar, Ben De Yazdım, C.8, s. 2443 vd.
267 Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 199.
268 ATASE Arş., KI:2490, D: 122, Fh: 5, 5-1, 5-2. Bu rapor, Denizli Olayı’nı araştırmak üzere Bnb. Ali Şevki
başkanlığında 5 üyeden oluşan bir komisyon tarafından hazırlanmış ve 12 Ağustos 1920’de Mutasarrıf
Vekili ve 57. Tümen Komutanı Nazmi Bey’e takdim edilmiştir.
269 Şefik Bey, İbrahim Nâmık hakkında şunları söylüyor; “Bu kıyamcıların başında kumandan olduğu
anlaşılan ve Kuvâ-yı Milliyede hiç çalışmamış olan İ.N. Efendi’nin Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na
temayülünden dolayı, Büyük harpte İttihat ve Terakki Fırkası tarafından Jnd. Binbaşılığından tekâüde
sevk edildiğini işitmiştim (Aker, İstiklâl Harbinde 57. Tümen, C.3, s. 202). Yine aynı kaynakta (s. 217)
Emekli Bnb. İbrahim Nâmık komutasındaki silahlı kuvvetin, “Hicret Etmeyecek Halkın Hukukunu
Muhafaza için Hükûmete Müzâheret Heyeti” nin silahlı kuvveti, olduğu belirtiliyor.
270 ATASE Arş., KI: 2490, D:122, Fh:5-10.
271 Zeynel Besin Sun, “Beni Nasıl Kestiler”. Anlatan Denizli Postanesi Havale Memuru İbrahim, Yeni Sabah
Gazetesi, 20 Ekim 1939.
272 Altay, On Yıl Savaş, s. 225; Bayar, Ben De Yazdım, C.8, s. 2452.
273 ATASE Arş., KI: 787, D: 12, Fh: 18; Olaydan ancak 4 gün sonra 12 Temmuz da 12. Kor. Komutanı’na
Miralay Tevfik Bey’in Demirci tarafından şehit edildiğinin bildirilmesi, o günlerde Denizli’nin çok karışık
olduğunu göstermektedir. Kaldı ki, Bnb. Nüzhet aynı şifrede, “Kalemce merhum hakkında tahkikata
şimdilik muhit müsâit değildir” diyerek, şifrenin kendileri tarafından yazıldığının gizli tutulmasını
istemiştir.
274 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh:5-1; bu anda öldürülenlerin listesi için bkz., Z. Besim Sun, a.g.m., Yeni
Sabah, 22.10.1939.
275 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 78.
276 Köstüklü, Denizli Isparta, s. 186.
277 Sındırgılı Süreyya (S. Özgeevren), Denizli Vak’ası ve Demirci Mehmet Efe, İstanbul, 1965, s. 64-65.
278 ATASE Arş., KI: 2490, D: 122, Fh:5-2; Komisyonda şu kişiler vardı; Denizli Hadisesi Tahkik Heyeti
Başkanı: Bnb. Ali Şevki, Üyeler: Nazilli Müdde-i umumisi Nazmi, Aydın Müdde-i Umumisi Süleyman,
Galip, Ahmet ve 1 Mülazım-ı evvel
279 Cum. Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-47.
280 Cum. Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-46.
281 Cum. Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-35.
282 Cum. Arş., A: III-5, D: 16, Fh: 26-39.
283 ATASE Arş., Kl: 579, D:44, Fh:44-1.
284 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 69
285 BMM Reisi Mustafa Kemal imzası ile 30 Ocak 1922 tarihiyle Konya İstiklâl Mahkemesine gönderilen
yazıda; olayın İstiklâl mahkemelerinin kuruluşundan önce olduğu ve mahkemelerinin ilgi alanının
dışında bulunduğu ve şu sıralarda da incelenmesinin münasip olmadığına dikkat çekilerek, dosyanın
Dâhiliye Vekâletine gönderilmesi istenmiştir (TİTE Arş., Kl:330, G:52, Fh:52001).
286 Denizli Olayı’na adı karışanların başında yer alan Em. Bnb. İbrahim Namık, Jnd. Tb. Komutanı Hamdi,
Mutasarrıf Vekili Kahraman Seyfi’nin Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile daha önce ilişkilerinin bulunması, öte yandan Kuvâ-yı Milliyeyi açıkça hedef alan konuşmaları, böyle bir hükme varmamızı
kolaylaştırmaktadır.
287 Meselâ Bkz., Altay, On Yıl Savaş, s. 254.
288 Bu kişiler boğazlanarak öldürülmüştür. Öldürülenler arasında Pelitbağ Mahallesi’nden 8 yaşındaki Halil İbrahim de vardı (Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 80): Denizli Postanesi Havale Memuru İbrahim, boğazı yarıya kadar kesildiği halde, mucize denilebilecek şekilde sağ kalmış ve uzun süre yaşamıştır. Postane Memuru İbrahim’in bu olaya âit hatıraları, 11 tefrika yayınlanmıştır (Z. Besim Sun, a.g.m., Yeni Sabah gazetesi, 19- 30.10.1939).
289 Denizli faciasına maruz kalmamak için, Tavas Kaymakamı kasaba haricinde, vuku bulacak saldırı
ihtimaline karşı 1894- 1899 doğumlulardan mevcudu 80’i geçkin asker kaçaklarından bir müfreze
oluşturdu. (ATASE Arş., KI: 787, D: 12, Fh: 51). Denizli Olayı hakkında ayrıca bkz., Sıtkı Aydınel, Güney Batı Anadoluda Kuvâ-yı Milliye Harekâtı, Ankara 1990, s. 342-346; Bilal Yıldız, “Yeni Belgeler ve
Çalışmalar Işığında Denizli Vak’ası”, SDÜ, Sosyal Bilimler Ens. Dergisi, Isparta 2013, sayı:18
290 Köstüklü, Denizli Isparta, s. 187-188.
291 ATASE Arş., KI: 12, D: 48, Fh: 96; KI: 187, D: 83, Fh: 372.
292 ATASE Arş., KI: 12, D: 48, Fh: 101.
293 ATASE Arş. KI: 403, D: 8, Fh: 35, Ayrıca 2. Ordu Müfettişi bu konuda Harbiye Nezareti ne bir şifre
gönderdi. Harbiye Nezareti durumu, Dâhiliye Nezaretine bildirerek, “mülki memurların daha zekî,
uyanık olmaları ve faaliyet göstermeleri için icap edenlere emir verilmesi” ni rica etti (ATASE Arş. KI 16, D: 62, Fh: 41).
291 ATASE Arş., KI: 12, D: 48, Fh: 96; KI: 187, D: 83, Fh: 372.
292 ATASE Arş., KI: 12, D: 48, Fh: 101.
293 ATASE Arş. KI: 403, D: 8, Fh: 35, Ayrıca 2. Ordu Müfettişi bu konuda Harbiye Nezareti ne bir şifre
gönderdi. Harbiye Nezareti durumu, Dâhiliye Nezaretine bildirerek, “mülki memurların daha zekî,
uyanık olmaları ve faaliyet göstermeleri için icap edenlere emir verilmesi” ni rica etti (ATASE Arş. KI 16, D: 62, Fh: 41).
294 ATASE Arş., KI: 403, D: 8, Fh: 19; KI: 12, D: 48, Fh: 96.
295 ATASE Arş., KI: 403, D: 8, Fh: 35, 42.
296 ATASE Arş., KI: 403, D: 8, Fh: 32, 33; KI: 75, D: 281, Fh: 70.
297 https://www.cevak.org.tr/tarih3.aspx (erişim tarihi: 05.07.2022)
298 Nutuk, C.2, s. 604; TİH 2/2, s. 70.
299 Altay, On Yıl Savaş, s. 259.
300 TİH 2/2, s. 70.
301 ATASE Arş., KI:790, D: 21, Fh: 8; Bu belgede, Çopur Mûsa, “Kırık Mûsa” olarak geçmektedir. F. Altay da
adı geçen eserinde bu şahıstan, Çomukoğulları sülalesinden olduğu için “Çomuk Musa” diye
bahsetmektedir.
302 “İşte Uşak’ın Eşkiyaları”, http://www.usakport.com/yasam/iste-usakin-eskiyalari-h3552.html (erişim
tarihi: 05.07.2022)
303 Nutuk, C. 2, s. 666.
304 ATASE Arş., KI: 832, D: 24, Fh: 29, 29-1. Burada Çal Müfrezesinin 39. Alaya dâhil edilmesinden
bahsedilmiş ise de sonuçta 37. Alay kadrosuna alındığı anlaşılmaktadır.
305 ATASE Arş., KI: 833, D: 26, Fh: 12-1; A. Fuat Cebesoy’un anlattığına göre, daha 1920 sonlarından itibaren Denizli mıntıkasındaki millî kuvvetlerden 57. Tümen içine alınanlar oluyordu (A. Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul: 1953, s. 491).
306 ATASE Arş., KI: 829, D: 11, Fh: 6-6
307 Karahayıt’a 2,5 saat mesafede köy.
308 ATASE Arş., KI: 832, D: 24, Fh: 110
309 Nutuk C. 2, s. 732, Ankara tarafından bu olay bir “zafer” olarak değerlendirilmesine rağmen, bazı tarihçi ve yazarlar bunun bir “zafer olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürdüler (Bkz., Zeki Saruhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C.3, Ankara 1986, s. 353).; 3 Mart’ta Yunan uçakları Bozüyük üzerinden bir bildiri attılar. Bildiride, “sahtekâr kumandanlarınız bir İnönü Zaferi çıkararak sizi sarhoş ettiler. İçinizde Mustafa Kemal’den başka düşüncesiz yoktur, pişman olacaksınız…” deniyordu (Harp Tarihi Vesikaları Dergisi
(=HTVD), sayı: 55, ves.nu: 1270).
310 HTVD, sayı: 55, ves. nu: 1274.
311 HTVD, sayı: 54, ves. nu: 1248; BTTD, sayı: 18, s. 12.
312 İzzettin (Çalışlar), İkinci İnönü Muharebesi’nde 61. Fırka, İstanbul 1932, s. 32; HTVD, sayı: 53, ves. nu:
1224, 1226.
313 İzzettin (Çalışlar), İkinci İnönü Muharebesi’nde, s. 59; Güralp, Millî Mücadelenin İçyüzü, İstanbul: 1958, s.
144.
314 Nutuk, C. 2, s. 774.
315 Nutuk, C. 2, s. 776.
316 Nutuk, C. 2, s. 778; TİH 2/3, s. 459.
317 TİH 2/3, s. 498- 519.
318 TBMM ZC, C.9, s. 474; TİH 2/3, s. 527.
319 Bkz., İkdam, 15.4.1337; Vakit, 16.4.1337; Mahmut Goloğlu, Cumhuriyete Doğru, Ankara 1971, s. 22.
320 ATASE Arş., KI: 709, D: 22, Fh: 64.
321 Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, TTK Yay., C.IV, Ankara 1996, s. 37.
322 Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C.IV, s. 619.
323 İstiklâl Harbi Sıhhiye Raporu, (Türkiye Cumhuriyeti Müdafaa-i Milliye Vekâleti Sıhhiye Dairesi), İstanbul 1341, s. 38. (İç kapağında; İstiklâl Harbi Sıhhiye Raporu (336-337-338 Mudanya Mütarekesine Kadar),
Türkiye Cumhuriyeti Müdafaa-i Milliye Vekâleti Sıhhiye Dairesi 4.Şube, Ankara 28/12/ 1340 künye
bilgileri bulunmaktadır).
324 Vefayâta Mahsus Vukuat Defterleri’ni tanıtan ve Şehitlerimiz ile karşılaştırmalı bazı analizler için bkz.,
Nuri Köstüklü, “Balkan Savaşlarından Millî Mücadele’ye Şehitler Üzerine Yapılacak Araştırmalarda
Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler”, Dokuzuncu Askeri Tarih Semineri Bildirileri II -22-24
Ekim 2003, Ankara: Genelkurmay ATASE Yay., 2006, s. 205- 219.
325 Şehitlerimiz, (MSB Yay.), Ankara 1998, C. 2, s. 344- 405.
* * * * * * * * * * *
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Kaynaklar / References
Arşivler
A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (=TİTE) Arşivi
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı (=BOA) Arşivi
Cumhurbaşkanlığı Arşivi (Cum. Arş.,) (Günümüzde Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı
bünyesine alınmıştır).
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (=ATASE) Arşivi (Günümüzde
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesine alınmıştır).
Millî Savunma Bakanlığı Arşivi
Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi
Süreli yayınlar
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi
Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (=BTTD)
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (=HTVD)
Hür Senirkent
İkdam
Meclis-i Mebûsan Zabıt Ceridesi
Müsavat
Sabah
Sebilürreşad
TBMM Zabıt Ceridesi
Vakit
Kitap, tez ve makaleler
Akbıyık, Yaşar, “Millî Mücadele Sırasında Maraş’a Yapılan Yardımlar”, Atatürk Araştırma Merkezi
Dergisi, Sayı: 21, Temmuz (1991): 591- 601.
Akcan, Erol, Millî Mücadele’de Demirci Mehmet Efe (1919- 1920), Ankara: Atatürk Araştırma
Merkezi Yay., 2014.
Aker, M. Şefik, İstiklâl Harbi’nde 57.Tümen ve Aydın Millî Cidali, I, II, III, İstanbul: Askeri Matbaa,
1937.
Akın, Veysi, Sarayköy Heyet-i Milliyesi ve Millî Mücadele’de Sarayköy, Ankara: Atatürk Araştırma
Merkezi Yay., 2009
Akın, Veysi, “Müftü Ahmet Şükrü Efendi ve Sarayköy’ün Millî Mücadeleye Katılması”, 15 Mayıs
Millî Mücadele’de Denizli, Denizli: Denizli Belediyesi Kültür Yay., (2021): 385- 404.
Aksakal, İ, Millî Mücâdele’de Denizli ve Denizli Müftüsü Ahmet Hulûsî Efendi, (yayınlanmamış Lisans
tezi, Ankara Ün. İlahiyat Fakültesi 1971)
Akşin, Sina, İstanbul Hükûmetleri ve Millî Mücadele, İstanbul: Cem yayınevi, 1983.
Akşit, Ahmet, Denizli Memleket Hastanesi, Denizli: Yeni Basımevi, 1944.
Altay, Fahrettin, On Yıl Savaş 1912- 1922 ve Sonrası, İstanbul: İnsel Yay., 1970.
Anadolu’da Yunan Zulüm ve Vahşeti, Ankara: Matbuat ve İstihbarat Matbaası, 1338.
Apak, Rahmi, İstiklâl Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, İstanbul: Güven Basımevi, 1942.
Avralıoğlu, O. Zeki, Buldan ve Yöresinin Tarihçesi, Ankara: Önder Matbaacılık, 2013.
Aydınel, Sıtkı, Güney Batı Anadoluda Kuvâ-yı Milliye Harekâtı, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1990
Millî Mücadele Döneminde Denizli | 75
Bayar, Celal, Ben De Yazdım, C. 6, İstanbul: Sabah Kitapları, 1968.
Bayar, Celal, Ben De Yazdım, C. 7, İstanbul: Baha Matbaası, 1969; C.8, İstanbul 1972.
Belen, Fahri, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara: Kültür ve Turizm Bak. Yay., 1983.
Beyazıt, Yasemin, “Hüseyin Mazlum Bababalım ve Ailesinin Millî Mücadele’deki Yeri”, Belgi, Yaz
2013, sayı:6.
Borak, Sadi, “Sarıklı Bir Mücahit”, Hayat Tarih Mecmuası, Ekim 1968, sayı:9.
Bütün Yönleriyle İlçemiz Çivril, (Hazırlayan: Çivril Kaymakamlığı), Denizli: 1985.
Cebesoy, A. Fuat, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul: 1953
Cevdet Kerim, İstiklâl Harbi (Garp Cephesi), İstanbul: 1341.
Çelebi, Mevlüt, Heyet-i Nâsıha, Anadolu ve Rumeli Nasihat Heyetleri, Ankara: Atatürk Araştırma
Merkezi Yayını, 2020.
Çoşar, Sami, İstiklâl Harbi Gazetesi, Yeni İstanbul yayınları.
Daniş, Naci Sadullah “Oğlu Demirci Efeyi Anlatıyor”, Demokrat İzmir Gazetesi 1,8 Ocak 1971.
Dayı, s. Esin, Nazilli Kongreleri (1919), Atatürk Üniversitesi Yay., Erzurum, 1998.
Denizli İl Yıllığı /1973, Cumhuriyet’in 50. Yılında Denizli, Ankara: 1973.
Esengin, Kenan, Millî Mücadele’de Hıyanet Yarışı, Ankara 1969.
Hacıfettahoğlu, İsmail Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Teşkilinden Sakarya Zaferi’ne Kadar İcraat
Raporu 23 Nisan 1920- 23 Eylül 1921 Millî Mücadele’de Hilal-i Ahmer, Ankara: Türkiye
Kızılay Derneği Yay., 2. Baskı, 2009,
Goloğlu, Mahmut, Sivas Kongresi, Ankara: Başnur Matbaası, 1969.
Gökbilgin, M. Tayyib, Millî Mücadele Başlarken, C.2, Ankara: T. İş Bankası Kültür Yay., 1965.
Güneş, Günver -Müslime Güneş, “Heyet-i Milliyeden Heyet-i Merkeziyeye Sivil Temelli Direniş;
Nazilli Kongreleri”, Belgi, 18, (yaz 2019): 1255- 1280.
Haytoğlu, Ercan, “Birinci Meclis Milletvekillerinden Necip Bey (Buldanlıoğlu) ve Millî
Mücadele’deki Yeri”, Belgi, 10, (Yaz 2015): 1319- 1330.
Haytoğlu, Ercan, “Millî Mücadele Dönemi’nde Acıpayam (Garbikaraağaç- Acıbadem)”, 15 Mayıs
Millî Mücadele’de Denizli, Denizli: Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., (ed: Turgut Tok,
Ercan Haytoğlu), (2021): 85- 115.
Haytoğlu, Ercan, “Millî Mücadele Döneminde Tavas”, Kadim Oğuz Şehri Tavas, İzmir: Tavas
Belediyesi Yay., (Ed: Mehmet Meder, Süleyman İnan, Mehmet Karabay), (2014): 22- 60.
Haytoğlu, Ercan, “Müftü Ahmet İzzet Efendi (Çalgüner) ve Millî Mücadele’de Çal”, 21. Yüzyıla
Girerken Geçmişten Günümüze Çal Yöresi Baklan Çal Bekilli- 01-03 Eylül 2006 Çal
Sempozyumu Bildirileri, Denizli: (Ed: B. Topuz, R. Urhan, M.A. Gülel) (2007): 370- 381.
İlhan, Avni, “Millî Mücadele’de Acıpayam ve Hasan Efendi Hoca”, Millî Mücadele’de Denizli ve Müftü
Ahmet Hulusi Efendi, Denizli: Denizli Belediyesi Yay., 2010.
İstiklâl Harbi Sıhhiye Raporu, İstanbul: (hazırlayan, Türkiye Cumhuriyeti Müdafaa-i Milliye
Vekâleti Sıhhiye Dairesi), 1341.
İzmir Fecâyii, İstanbul: 1335.
İzzettin (Çalışlar), İkinci İnönü Muharebesi’nde 61. Fırka, İstanbul 1932
Jaeschke, Gotthard, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Ankara: TTK Yay., C. 1, 1970.
Kaptan, Şükrü Tekin, Türk Kurtuluş Savaşı’nda Denizlili Önderler I-II, Denizli 2000.
Kaygusuz, Nusret, Bir Roman Gibi, İzmir: İhsan Gümüşayak Matbaası, 1955.
76 | Millî Mücadele’nin Yerel Tarihi 1918-1923
Kılıç, Ahmet İhsan “Millî Mücadele Yıllarında Senirkent”, Hür Senirkent, 6 Eylül 1958, 20 Eylül
1958, 27 Eylül 1958, 20 Aralık 1958.
Kitsikis, Dimitri, Yunan Propagandası, Çeviren: Hakkı Devrim, İstanbul: Kaynak Kitaplar, 1974.
Köstüklü, Nuri, Millî Mücadele’de Denizli, Isparta ve Burdur Sancakları, Ankara: Kültür Bakanlığı
Yayını, 1990; Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 1999.
Köstüklü, Nuri, “Millî Mücâdele’de Bir Millî Kuvvet: Demiralay”, XI. Türk Tarih Kongresi, Bildiriler
Kitabı, 5-9 Eylül 1990.
Köstüklü, Nuri, “Askerlik Şubesi Yazışmalarına Göre Batı Cephesi’nde Yaşanan Bazı Zorluklar”, VI.
Uluslararası Atatürk Kongresi, 12-16 Kasım 2007, Bildiriler Kitabı,
C.I, Ankara: (2010.)
Köstüklü, Nuri, “Birinci Dünya Savaşı Sosyal Tarihinin Yeterince Bilinmeyen Önemli Bir Kaynağı:
Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri”, Türk İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi,
sayı:24, (Yaz 2017): 19- 30.
Köstüklü, Nuri, “I. İnönü Muharebesi ve Siyasî Sonuçları Üzerine Bazı düşünceler”, Atatürk
Araştırma Merkezi Dergisi, 21, (Temmuz 1991): 603- 607.
Köstüklü, Nuri, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele Yıllarında 8. Fırka ve Akşehir Ahz-ı asker
Kalem Riyaseti Yazışmaları (1915- 1921), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yay., 2020.
Köstüklü, Nuri, “Birinci Dünya Savaşı’nda 12. Osmanlı Otomobil Koluna Ait Efrad Künye Defteri”,
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı:98 (Güz 2018): 41- 126.
Köstüklü, Nuri, Millî Mücadele’de Manisa Uşak Afyonkarahisar Konya Hattı (8. Fırka ve Akşehir
Kalem Riyasetleri 1920 Yılı Şifre-i Mevrude Defteri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yay.,
2009
Millî Mücadele’de Hilâl-i Ahmer, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Teşkilinden Sakarya Zaferi’ne
Kadar Hilâl-i Ahmer Cemiyeti İcraat Raporu 23 Nisan 1920 - 23 Eylül 1921, Hazırlayan:
İsmail Hacıfettahoğlu, Ankara: Türkiye Kızılay Derneği Yayınları, 2009.
Müftüler, Lütfü, Denizli Heyet-i Milliyesi, Balıkesir: Türkdili Basımevi, 1947.
Önen, Coşkun, “Bir Zamanlar Denizli Memleket Hastanesi”, Geçmişten Günümüze Yerel Tarih ve
Kültür Dergisi, sayı:6, Denizli 2005.
Pancar, Emine, “Aydın Cephesi Kuvâ-yı Milliyesi İçin Yürütülen İaşe ve İkmal Faaliyetleri”,
Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 21/2, (2011): 274- 284.
Sarıhan, Zeki, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, 3, Ankara: Öğretmen Yayınları, 1986.
Sarıhan, Zeki, Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV, Ankara: TTK Yay., 1996.
Sayhan, Münir, “Çivril Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Kurucu Üyeleri”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de
Denizli, (Ed. T. Tok- E. Haytoğlu), Denizli: Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., (2021): 241-
268.
Sertoğlu, Mithat, “Millî Mücâdele’de Kahraman Denizli”, BTTD, 1968, sayı: 6.
Sındırgılı Süreyya (S. Özgeevren), Denizli Vak’ası ve Demirci Mehmet Efe, İstanbul: Sel yayınları
1955,
Smyrne Turque, Poblication de la Societé de Défans des Droits Ottomans- Smyrne No: 4.
Empremerie Ahmed İhsan, 1919,
Sun, Zeynel Besim, “Beni Nasıl Kestiler”, Anlatan: Denizli Postanesi Havale Memuru İbrahim, Yeni
Sabah Gazetesi, 20.10.1939.
Sürmeli, Serpil, Millî Mücadele’de Tekâlif-i Milliye Emirleri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi
Yayını, 1998.
Şapolyo, E. Behnan, Kuvâ-yı Milliye Tarihi, Ankara 1957
Millî Mücadele Döneminde Denizli | 77
Tahsin, Suat, Türkiye Cumhuriyeti ve Hâliki Gazi Mustafa Kemal, İstanbul: Akşam Matbaası, 1933.
Tansel, Selahattin, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. 1, Ankara: MEB Yay., 1973,
Tekeli, İlhan - İlkin, Selim, Ege’deki Sivil Direnişten Kurtuluş Savaşı’na Geçerken Uşak Heyet-i
Merkeziyesi ve İbrahim (Tahtakılıç) Bey, TTK Yay., Ankara 1989.
Tok, Turgut., “İki İstiklâl Madalyalı Kahraman: Müftü Ahmet Çalgüner (1875- 1952)”, 15 Mayıs
Millî Mücadele’de Denizli, Denizli: Denizli Büyükşehir Belediyesi Yay., (2021): 347- 360
Tokat, Emin Aslan, Millî Mücadele’de Sarayköy Hatıralarım, Ankara: Sarayköy Belediye Başkanlığı
Yay., 2017.
Toker, Tarhan, Denizli Sağlık Tarihi Sağlık Hizmetleri Sağlık Kurum ve Kuruluşları, Denizli 1986.
Toker, Tarhan, Kuvâ-yı Milliye ve Millî Mücadele’de Denizli, Denizli 1983.
Tosun, Ulvi Ufuk, Millî Mücadele Döneminde Asker Firarileri Sorunu, Atatürk Araştırma Merk. Yay.,
Ankara 2021.
Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler 1859- 1952, İstanbul 1952
Turan, Mustafa, Yunan Mezalimi İzmir- Aydın- Manisa- Denizli (1919- 1923), Atatürk Araştırma
Merkezi Yay., Ankara 1999.
Türk İstiklâl Harbî VII, İdarî Faaliyetler (15 Mayıs 1919-2 Kasım 1923), Ankara: Gnkur. Basımevi,
1975.
Türk İstiklâl Harbi, II/1, Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1994.
Türk İstiklâl Harbi, II/1, Ankara: Genelkurmay Başkanlığı Yayını, 1963.
Tütenk, A. Akif, Millî Mücadele’de Denizli, Denizli Öğretmenler Yardımlaşma Derneği Yay., Ahenk
matbaası, İzmir 1949.
Uysal, Mehmet Ali, Cumhuriyet Döneminde Denizli Kazası, (yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyon 1999.
Yıldız, Bilal, “Yeni Belgeler ve Çalışmalar Işığında Denizli Vak’ası”, SDÜ, Sosyal Bilimler Ens. Dergisi,
Isparta 2013, sayı:18
İnternet kaynakları
http://civril.gov.tr/tarihce (erişim tarihi (=e.t): 01.04.2022).
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/demirci-mehmet-efe-1883-1961/(e.t. 20.07.2022).
https://denizlidh.saglik.gov.tr/TR-637261/tarihcemiz.html (e.t: 16.06.2022).
https://www.cevak.org.tr/tarih3.aspx (e.t: 05.07.2022)
http://www.usakport.com/yasam/iste-usakin-eskiyalari-h3552.html “İşte Uşak’ın Eşkiyaları”, (e.t.
05.07.2022)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder