27 Kasım 2022 Pazar

Tarihi, oyunları, kültürüyle ZEYBEK ve EFE / Kubilay Kızıldenizli

 Tarihi, oyunları, kültürüyle ZEYBEK ve EFE / Kubilay Kızıldenizli


En büyük Efe’miz Atatürk’ün aziz hatırasına’: Efe ve zeybeklerin kökeni sözcükte gizli

Kuşkusuz bir sözcüğün kökeni, içerdiği anlam nedeniyle önemlidir. Özellikle 'zeybek' ve 'efe'nin içerdiği anlamla, Türklerin tarih boyunca edindiği ve kanıtlanmış özellikleri olan kahramanlık, liderlik, fedakârlık, elseverlik gibi sıfatların anlamının aynı olması dikkat çekici.


KUBİLAY KIZILDENİZLİ (YAREN ZEYBEK KULÜBÜ)


Efeler ve zeybeklerden günümüze, sadece gösterişli giysileri, erkeksi dans figürleri ve zaman zaman sazın ama esasen davul ve zurnanın eşlik ettiği içimizi ısıtan müzikleri kaldı. Zeybekler, günümüzün en iyi zeybek dans icracısı olarak kabul edilen değerli Evrim Çetin’in (1) dediği gibi Aydın ve yöresinde doğmuş ve “bir su damlası suya düştükten sonra halkalar halinde Muğla, Denizli, İzmir, Uşak, Burdur, Antalya, Isparta, Afyon, Manisa, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Kütahya ve hatta Kastamonu’ya kadar yayılmıştır.” Bununla birlikte ileride de göreceğimiz gibi doğduğu yörenin Efes ve İzmir olduğunu belirten araştırmacılar da mevcut. Zeybekler, yöre halkı tarafından desteklenip korunmuş, Atçalı Kel Mehmet gibi Osmanlı’ya örgütlü olarak başkaldırarak tüm Batı Anadolu’da başa geçip daha âdil bir vergi sistemi ile halkın çıkarlarını korumuş, kendi zeybek alaylarıyla Osmanlı döneminde yurt savunmasında görev almış ve nihayetinde Yörük Ali Efe ve Demirci Mehmet Efe’nin önderliğinde Batı Anadolu Kuvayi Milliye’yi örgütleyerek Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında önemli rol oynamışlardır. Bu son tarihsel görevlerinden sonra “düze” inerek Cumhuriyet’le kucaklaşmışlardır.


HALA YAŞAYAN MÜZİKLERİ VE FİGÜRLERİ


Kuşkusuz popüler tarzda yazılmış bu yazı dizisi, okuyucuyu bu konuda tamamen bilinçlendirmeyi hedefleyen bir akademik çalışma değildir. Bununla birlikte bu yazı dizisinde sarf edilen her bir sözcüğün arkasında bilim insanları tarafından yapılmış çalışmaların izi bulunmaktadır.

Bu yazı dizisinde, “zeybekler kimlerdir, hangi sosyal ve ekonomik koşullarda ortaya çıktılar, neden çıktılar, oyunlarına eşlik ettikleri müzikleri ve figürleri neden kurumsal olarak ortadan kalktıktan yüzyıl sonra bile dinleyen ve izleyenleri etkilemeye devam etmektedir” gibi sorulara verilen yanıtlar derlenmeye çalışılmıştır.

Genellikle her araştırmacı öncelikle efe ve zeybek sözcüklerinin kökenini araştırarak Türkçe veya başka bir dil ile bağı olup olmadığına bakmışlar. Bu konuda günümüzde dikkati çeken iki önemli araştırmacı var. Bu araştırmacılar, Onur Akdoğu ve Ali Haydar Avcı’dır. Nitekim bu yazı dizimizde, Onur Akdoğu’nun 3 ciltlik “Bir Başkaldırı Öyküsü Zeybekler, Tarihi, Ezgileri ve Dansları” ve Ali Haydar Avcı’nın “Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi” adlı kitaplarını esas aldık. Yine Sabahattin Burhan’ın “Yörük Ali Efe, Çakırcalı Mehmed Efe”, Ali Haydar Avcı’nın “Atçalı Kel Mehmet İsyanı” adlı kitapları ve Mehmet Ali Türk’ün ‘Aydın Yöresine ait 9/4’lük Zeybeklerde Yöresel ve TRT Ritim İcrâlarının Karşılaştırılması’ konulu yüksek lisans tezi bu yazı dizisine kaynak olmuştur. Kuşkusuz tüm bu araştırmacılar da kendilerinden önce gelen önemli araştırmacılar ve günlük gazetelerden yararlanarak eserlerini meydana getirdiler.


ZEYBEK VE EFE SÖZCÜKLERİNİN KÖKENİ


Zeybek sözcüğünün kökenini Çağataycaya dayandıran araştırmacılar da var, Yunancaya dayandıranlar da ve zeybekler ele avuca sığmadığı için “zıypmak, zıplamak, zeybek” gibi zamanla sözcük evrilmesine dayandıran araştırmacılar da var. Ancak gerçekten de Çağatayca sözlüğünde “kısa boylu, gerdanı ve boynu kısa olan adam” anlamında “zeybak” sözcüğü bulunuyor. Ahmet Vefik Paşa’nın sözlüğünde ise “hafif tüfekçi asker-piyade”, Selçuklular zamanında Aydın ve Teke yöresinden toplanarak Mısır’a gönderilen Zeybak, zaptiye askeri isimlendirmesi ve Özbekçede Şaybak adıyla yine yaya asker anlamlarıyla kullanılmış. Ayrıca tarihçi Hammer, Özbek Han’ından bahsederken Şeybek olarak not düşmüş.

Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügati’t Türk’ünde ise Saybak sözcüğünü oluşturan ilk hecesi Say’ın, ‘katı, taşlık, vücuda giyilen zırh’ ve ikinci hece olan Bak’ın ise ‘sağlam, sıkı, güçlü’ anlamları olduğu belirtiliyor. Böylece “saybak”tan zamanla evrilen sözcükten “sağlam, güçlü, koruyucu” anlamına gelen zeybek sözcüğüne ulaşılıyor. Akdoğu’nun da katıldığı bu hipoteze Ali Haydar Avcı gibi bazı araştırmacılar “çok zorlama olduğu” yönünde karşı çıkıyor ve bu konuda maalesef bir uzlaşı bulunmuyor. Ali Haydar Avcı, “Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi” (2) adlı yapıtında bu konuya geniş yer ayırmış ve aslında araştırmacılar tarafından “Türk dilinin ve sözcüklerin yöresel anlamlarının bilinmediği” eleştirisini yaptıktan sonra “Zağmak” sözcüğü üzerinde durarak bu sözcüğün bölgelere göre ‘kaçmak, kayar gibi akıp gitmek, hareket etmek, hızla bir yere gitmek, yaman, atik, çevik’ gibi anlamlarına atıfta bulunup, “mak” ekinin pekiştirici bir etkisi olduğunu belirterek zamanla “zağmak” sözcüğünün zeybek sözcüğüne dönüşmüş olabileceğini belirtmektedir.

Hemen her araştırmacı zeybek sözcüğünün kökeni konusuna yapıtlarında yer ayırmış, kendilerinden önce söylenenleri derlemişler ve kendi birikim ve kanaatlerine göre bir sonuca ulaşmışlardır. Ancak hepsi de, zeybeklerin hızla hareket eden dinamik yapıları nedeniyle, geçmişe doğru giderek hem ses uyumu açısından hem de sözcük anlamı bakımından bu tanıma uyan sözcüklerin peşine düşmüşler ve zamanla bu sözcüklerin günümüzde kullanılan “zeybek” sözcüğüne evrildiği şeklinde bir kanaate ulaşmışlardır. Bununla birlikte “ataman” ve “saybak” sözcüklerinin liderlik özelliğine ilişkin anlamları nedeniyle, zeybek sözcüğünün temeli saybak da olabilir. Özellikle ileride bu sözcüğün anlamı içinde olan “koruyucu” yanı üzerinde duracağız.


EFES KENTİ


Efe sözcüğü ile ilgili de birçok hipotez var. Bunlardan biri, Onur Akdoğu’nun (3) tercih ettiği Efes harabelerinin bulunduğu bölgeye verilen Efesos ismindeki Yunanca ek olan “sos” eki düştükten sonra Efe sözcüğünün kaldığı ve bu bölgenin Osmanlı döneminde Efelik olarak anıldığı, ardından bölge halkına da efe denmeye başlandığı şeklindeki hipotezdir. Efe, ayrıca İzmir ve Aydın zeybekleri arasında “ağa”, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ortaya çıkan çetecilere verilen ad ve zeybekler arasında kahramanlıklarıyla öne çıkanlara verilen unvan olmuş. Kısaca efe sözcüğünün temeli Onur Akdoğu’ya göre Efesus’dur. Bununla birlikte Ali Haydar Avcı bu görüşe katılmaz.


EFELİK OTU


Bu sözcüğün “Türkçe kökenli olduğunu düşünüyoruz” diyerek; Orta ve Batı Anadolu’da kullanıldığını “başlık, ağabey” anlamlarına geldiğini hatta bu sözcüğün Avşar Ağıtı’nda da geçtiğini belirterek “Efesini bana verin/ Ben belime sokucuyum / Ehmed oğlum düğün kurmuş / Ben halaya çıkıcıyım”, bir diğer ağıtta ise “Efesini bana verin / Ben başıma takacağım / Derviş’im halaya girmiş / Ben boyuna bakacağım” denildiğini, ayrıca “Orta Anadolu’da efelik adıyla anılan bir otun olduğunu” belirtmektedir. Kuşkusuz bir sözcüğün kökeni, içerdiği anlam nedeniyle önemlidir. Özellikle zeybek ve efenin içerdiği anlamla, Türklerin tarih boyunca edindiği ve kanıtlanmış özellikleri olan kahramanlık, liderlik, fedakârlık, elseverlik gibi sıfatların anlamının aynı olması dikkat çekicidir. Bu yazıda daha çok bununla ilgilenmekle birlikte, araştırmacıların sözcüklerin kökeni konusundaki çabalarını önemsiyoruz. Bununla birlikte, bu konuya dilbilimcilerin de el atması önemlidir. Çünkü sözcüklerin oluşumu veya evrimi sırasında bir halkın geçirdiği sosyal olayların ve kültürle bağlarının sözcüğün evrimine etkilerini ancak dilbilimcilerin bakış açısıyla bulmak mümkündür.


ZEYBEK BAŞI EFE


Efe, zeybeklerin örgüt hiyerarşisinde en tepedeki adamdır. Zeybek başıdır. Seymenler ise İç Anadolu yiğitleri oluyor ve yine seymen sözcüğünün kökeni de araştırmacıların bir kısmının belirttiği gibi aynı zeybek sözcüğünde olduğu gibi Say kökünden geliyor. Zamanla “sayman” sözcüğü de Seymen sözcüğüne dönüşmüş. Akdoğu’ya göre eski Türk kavimlerinde bir tür Başbuğ anlamına gelen Ata-man kelimesinde olduğu gibi, zırh- koruma anlamındaki say-man kelimesinin günümüze kadar geçirdiği değişim sonucu oluşmuştur. Burada da görmekteyiz ki aslında zeybek ve seymen sözcükleri aynı yerden kök almakta ve aynı tip insan için kullanılmaktadır. Ali Haydar Avcı daha önce andığımız eserinde, Asya’dan Anadolu’ya göç eden dört önemli grubun geldiğini, bunlardan silahlı ve gözü pek olanlarının zamanla Orta Anadolu’da seymen ve Batı Anadolu’da zeybek adını aldığını yazmaktadır. Bununla birlikte zeybek ve seymenlerin gelenek ve törelerinin birbirinin neredeyse aynı olduğunu belirtir.


DİPNOTLAR:


(1) Aydın-Germencik’te doğan Evrim Çetin, İzmir Devlet Türk Dünyası Topluluğu Dans Sanatçısıdır ve Ege Üniversitesi Konservatuvar mezunudur.

(2) Ali Haydar Avcı Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi, E Yayınevi, 551 sayfa 2017

(3)Onur Akdoğu Bir Başkaldırı Öyküsü Zeybekler, Tarihi, Ezgileri ve Dansları” 3 Cilt 1278 Sayfa, 2004

* * * * * * *

Hazırlayan: Kubilay Kızıldenizli ( Yaren Zeybek Kulübü )

* * * * * * * * *

Kaynak:https://www.aydinlik.com.tr/haber/en-buyuk-efemiz-ataturkun-aziz-hatirasina-efe-ve-zeybeklerin-kokeni-sozcukte-gizli-352767

* * * * * * * * * *

15 Ekim 2022 Cumartesi

Oğuz Türkmen Boyları / Sinan Turhan

 

Oğuz Türkmen Boyları / Sinan Turhan


Yazı biraz uzun, ama okuduktan sonra “Neden bize tarih derslerinde Osmanlı ve Selçuklu öncesini adam gibi öğretmiyorlar?” diyeceksiniz...


Bu arada Atatürk’e olan sevginiz, saygınız da ikiye katlanacak...

(Alıntıdır)



"Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda çıkan kemiklerin DNA analizleri şaşırtıcı gerçekleri ortaya koyuyor.

Herodot tarihi der ki;

M.Ö.625 yılında Zile yakınlarında Pers ordusu bir hile ile Saka/iskit ordusunu(Alper Tunga'yı) yenene kadar tüm Anadolu"ya Saka'lar hakimdi.

Saka'lar MÖ. 5. Yy.da Altından elbise yaparken, o tarihte ne Rus vardı, ne Alman ne de Fransız vardı.

Biraz daha geriye gidelim...

Sümerlere( yani orta asyali Kengerler)

Turukku'ya, "Türk" Turku krallığına gidelim...

Çünkü Anadolu medeniyetini kuranların eski Yunan Medeniyeti olduğu tezi bize yıllardır yutturulmustu ya.... biraz öfkeliyiz bu tarihi yalanlara karşı!

Iste, şimdilerde dünya çapında Arkeoloji Profösörleri topraktan çıkardıkları kemiklerin Dna'larıyla o yöredeki köylülerin DNA'larını karşılaşınca şok geciriyorlar.. çünkü Dna'ları yüzde 97 uyumlu.

Örneğin; antik Burdur -İsparta tarihi Aglasun kazılarından...

Burdur ve Isparta'da ki SAGALASSOS uygarlığı da Ön-Türk uygarlığı çıktı.

Belçika LEUVEN Katolik üniversitesi'nden Prof.Dr. Matc WAELKENS, Ağlasun kasabasında yaptığı kazılar esnasında ortaya çıkan kemiklerin DNA’sını köylülerle karsılaştırınca şok oldu.

Toprak altından çıkan 6-8 bin yıl öncesinin kemikleriyle çalıştırdığı işçi-köylülerin dna'sı yüzde 97 aynı çıktı) yani onlar da Ön-Türklerin bir kolu olan SAGALASSOS çıktı.

Frigya'si da boyle Yazilitaşı da böyle,

Urartu'su da böyle Hitit' i de boyle...

Eskiden Batılı Arkeolog"lar buluntuları çalıp çırpıp ülkelerine kaçırıp, Anadolu tarihini uyduruk Helen diye bize kakalasalar da bizimkiler de aksini ispat etmeyi başarıyor hele şükür...

buna bir örnek de Assos;

Assos"u kuranlar da Ön-Türklerin bir kolu Lelegler ve Pelasglar çıktı....

Ey Atatürk sen ne büyuk adam çıkıyorsun her geçen gün böyle...

Teee Alacahöyük kazılarını yaptırdığında bunları söylemiştin, sana inanmayanlar utansın!

Kemalist tarih tezi diye küçümseyip kenara atılan "Türk Tarih Tezinin Ana Hatları" kitabını okullardan kaldırtanlar utansın!...

Anadolu uygarlığını eski Yunan'ın kurduğu tezi bize yutturuldu demiştik!

Oysa Helenlerin bile 3/4'ü Ön-Türk çıktı.

Ön-Türk Pelasglar ile Kuzey Batı Avrupa topluluğu olan Dorların karışımından oluşmuş Helenler.

Daha sonra da bu karışıma diğer Ön-Türk halkları Traklar ve Mekadonlar eklenmişti.

Sırada ne var?

Tabi ki Göbeklitepe Ön-Türk uygarlığıyla, Turukku krallığı ve yine Urumiye deki Urmu teorisini de ögreteceğiz halkımıza...

S.N Kramer ile Prof. Osman Turan hoca,

Sümerce'deki 950 kelimenin kokeni Türkçedir dedi veeee batıda ki diyaspora tarihcileri sus pus oldular....

Ahh bu kelimeler Türkçe degilde, örnegin; Yunanca yada Ermenice çıksaydıııı....

o zaman dünyayı ayağa kaldırırlardı...

Anladınız sebebini de değil mi?...

Sonuç: Bugün Hun/Macarlardan,

Almanlara, İtalyanlardan(Etruksler=Ön-Türklerin bir kolu), İspanyol'a, hatta İngiliz ve İskoclara kadar neredeyse tüm batı tarihini Sakalara /Iskitlere bağlama telaşında....

Hemen hepsi köklerini Azerbaycan'in Gobulistanına, Albania'sina, Gabanasına ve daha kuzeyine bağlamaya basladı...

çünkü biraz geri gidince tarihleri kökleri olmadığını öğrendiler.

Antik Yunan tanrılarının bile Mısırdan çalıntı olduğunu öğrendiler.(bunu ilk kez Herodot da demişti ama her ne hikmetse unutmuslardı...)

Batı artık "Kara Atena" yı yazdı...

tarihi ile yüzlesip köklerini Türklere bağlıyor....

Bu aslında iyi bir şeydir,

ticari açıdan da tarihi bir firsat olabilir. İs bilenin demiş atalarımiz...

Artık Turklüğümüzle Atatürk gibi gurur duyabileceğiz, tabi Atalar kültüne inanan bizim gibi köklü hissiyati olanlar duyacak... "

Semra Göktürk (Alıntıdır)

* * * * * * * *

KAYNAK: Sinan Turhan / Oğuz Türkmen Boyları

PAYLAŞIM: Yakut Anka / KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI

* * * * * * * *

9 Ağustos 2022 Salı

SARAYKÖYLÜ MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARIMIZIN ANISINA / Atila Girgin

 SARAYKÖYLÜ MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARIMIZIN ANILARINI YAŞATMAK ADINA DÜZENLENEN GÖRSELLERLE, SARAYKÖY'ÜN EMPERYALİST İŞGALA DİRENİŞ GÜNLERİNİ CANLANDIRMA OLARAK DA OLSA SİZ SEVGİLİ DOSTLARLA PAYLAŞALIM İSTEDİK. 


KAHRAMANLARIMIZI RAHMET, SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYOR, ANILARI ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ. İYİ Kİ VARDINIZ SEVGİLİ YURTSEVER ATALARIMIZ. SİZLERLE ONUR DUYUYORUZ. 


İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiği gün, Vatansever Sarayköylüler pür heyecanla telgrafhaneye ve Belediyeye koşarak tamamlayıcı bilgi almak için gözler yaşlı adeta çırpınıyorlardı. Nihayet acı durum açıklandı.

Halk çarşı meydanında kuyunun önünde miting halinde toplandı. Gizli gizli faaliyet çoktan başlamıştı.
Sonra alenen ve resmen milli kuvvetler ilk savaş kararını 24 Mayıs 1935 de burada verdi (1919) Kuyunun önündeki büyük meydanda Denizli'de olduğu gibi nutuklar verilerek işgal protesto edildi. Hemen ilk olarak Sarayköy'de bir “Heyeti Milliye” kurulmasına ve çete teşkilatı ile vatanın düşman istilasından korunması için savaşa başlamasına kat'i surette engin tarihinden ilham alarak şeref ve namus üzerine söz verilerek ve yemin edilerek karar verildi. Teşkil edilen Heyeti Milliye müdafaa esaslarını tespit edecekti Bu heyet geniş yetki ile çalışmaya başladı.
İlk heyeti milliye müftü Ahmet Şükrü, müderriz Hacı Halil Zade İsmail, Tokatlıoğlu Emin Aslan, Asaf AKMANSOY, Müderris Hacı Efendi Zade Fehmi efendi, Belediye Reisi Halil efendi, Doktor Salih Tevfik, Münir Alp, Tokatlıoğlu Mehmet İhsan, Yüzbaşı Zühtü beyler gibi fedakar yurttaşlardan teşekkül etmiştir.
Bu ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak için “Sarayköy Kazası Heyeti Milliyesi” artık candan bir feragatla ve bütün samimiyetiyle çalışıyor ve bu hususta halka ve civar kazalara da bu kutsal milli davaya iştirakleri için teller çekmek, heyetler göndermek suretiyle onları bu yüce ülküye doğru sevk ediyordu.








14 Mart 2022 Pazartesi

GALEK FATMA ve ADÖV AYŞE’nin yaşam öyküleriyle KADINLAR GÜNÜNÜZ kutlu olsun / Hakkı Hakan Tok


 

GALEK FATMA ve ADÖV AYŞE’nin yaşam öyküleriyle KADINLAR GÜNÜNÜZ kutlu olsun / Hakkı Hakan Tok

FATMA KARADENİZ (GALEK FATMA): (1868-1964)

Galek Fatma’nin Sığma’ya gelişiyle ilgili iki türlü iddia vardır. Birinci iddia, Galek Fatma’nın henüz 13 yaşları civarında Sığmalı Hacı İsmailoğlu’nun Hac ziyaretinden dönerken yanında çalıştırılmak üzere Arabistan’dan getirildiğidir. Diğer iddia ise yıllarca Galek Fatma ile dip dibe komşuluk yapan ve aileyi de yakından tanıyan Sığma Belediyesi’nden emekli içme suyu memuru Ahmet Eren’in anlatımında saklıdır.Ahmet Eren’e göre Galek Fatma’nın değil, annesinin Arabistan’dan getirildiği ve annesinin Sığma’da evlendikten sonra Galek Fatma’nın burada doğduğudur.

Sonuçta Galek Fatma yani Fatma Karadeniz Arap kökenli olup, Arabistan’dan gelmiştir. 1868 doğumludur. Fatma Karadeniz çok esmer değildi ama yine de Sığmalılara göre daha araptı. Kızı Feriş ise daha koyuydu.

Fatma Karadeniz iri, acar, becerikli, yardımsever, cesur ve kuvvetliydi. Çok dürüst olarak tanınırdı. 1.70 boylarında güleç yüzlü, yerine göre sakin, yerine göre ise öfkeli olabilen bir kişiliğe sahipti. Ama hemen hemen tüm köylüleri onu severdi. Aslında tam bir Osmanlı kadınıydı.

Fatma Karadeniz önce Sığmalı Mehmed Efendi ile evlendi. Bir süre sonra eşinin ölümü ile birlikte bu sefer 1932 yılında Koca Durmuş’la hayatını birleştirdi. Galek Fatma’nın iki çocuğu oldu. Önce kızı Feriş ve sonra da oğlu Yusuf dünyaya geldi.

Oğlu ne yazık ki erken denecek bir yaşta hayata gözlerini yummuştu. Daha 18 yaşında vefat etmişti Yusuf. Yusuf’un sesinin çok güzel olduğu söylenirdi köyde. Pamuk toplarken, çapa yaparken hep türkü çığırırdı.

Kızı Feriş ise Burdur Tefenlili biriyle evliydi. Süleyman Aslan. Tefenli Süleyman derlerdi ona. O da çapaya giderdi. Feriş eli terziliğe epeyce yatkındı. Köydeki kadınların çoğu kıyafetini o dikerdi. Fakat çocukları olmamıştı. Bu sebepten dolayı Babadağ’dan bir kızı besleme olarak aldı. Kızın ismi Gülten idi. Gülten köyden zabıta memuru Mustafa Yavuz’la evlendi. Bu evlilikten Feriş isimli bir kızları dünyaya geldi. Feriş evlilik çağına gelince Duacalı kasabasından Bayram Acar’la hayatını birleştirdi. Halen Sığma’da hemen köyün girişinde yolun solunda bulunan bir evde yaşamaya devam etmektedirler.

Büyük Feriş ise yani Galek Fatma ninenin kızı Feriş, 1958 yılı mayıs ayında kara toprağa girdi. Feriş vefat edince de kocası Süleyman, Sığma’yı terkedip memleketi olan Tefenli’ye döndü.

Fatma Karadeniz 25 Temmuz 1919’da halka nasihat vermek için Sarayköy’de bulunan İngiliz heyetini kasabadan kovan mücahit kadınlar arasında yer alarak ismini kurtuluş savaşı tarihine yazdırdı. Bunun yanında çorak toprağı kazanlarda kaynatıp, barut haline getirerek de milli mücadeleye katkıda bulundu. Deve sırtında cepheye erzak ve cephane taşıdı. Kadın başına tek tek köyleri dolaşarak halktan topladığı semer, çuval, saman, arpa ve nal gibi önemli ve gerekli malzemeleri askerlere ulaştırmayı görev edindi.

İstiklal savaşı bittikten ve vatanımız huzura kavuştuktan sonra kendisine ait bir bahçe içinde marul, soğan, pırasa gibi sebzeler yetiştirerek Sarayköy pazarına satmaya gittiği biliniyor. Efe Meydanı’ndan belediyeye giden yol üzerinde Şekerci Ali Soykan’ın dükkanının önünde sebze tezgahı açan Fatma nine, geçimini buradan karşılardı. O zamanlar Sarayköy pazarı o cadde ve civarında kuruluyormuş. Hatta anlatıldığına göre zamanın Sarayköy kaymakamı, artık adı neyse, tezgaha yanaşıp Fatma nineye seslenerek, ‘’Fatma teyze bana arap sucuğu yapar mısın’’ demiş. O da esprili bir şekilde kaymakama cevap vermiş. ‘’Sen Kaymakam Konağı’nı benim üzerime yap. Ben de sana arap sucuğu yapayım.‘’ Aslında ne onun sucuk yapacağı vardır, ne de ötekinin konağı ninenin üzerine yapacağı.

Fatma ninenin deveciliği de çok ünlüdür. Tam bir deve sevdalısıymış. Zamanın çok iyi develerinden birine sahipmiş. O deveyle Ege’nin pek çok yerinde yapılan güreşlere katılmış kadın haliyle. Zaten o yıllarda Sığma’da da deve güreşleri düzenlenirmiş. 1950-1960 yılları arasında Sarayköy Yıldıztepe mevkiinde yapılan deve güreşlerine katılan bu deve Sarayköylüler tarafından ‘’ Garının Tülüsü ‘’ olarak anılırmış. Aile o deveye o kadar bağlıymış ki, Galek Fatma’nın kızı Feriş 1958 yılında kalp krizinden öldüğünde deve günlerce onun arkasından ağlamıştı. Bu olay köylülerce hayretle karşılanmıştı. Daha sonra aile deveyi satmaya karar vermiş. Köylülerden Musa Şan, Hamdi Şanlısoy, Yusuf Akkaya ve şimdi ismi hatırlanmayan başka bir kişi, 4 ortak olarak devenin yeni sahibi olmuşlardır.

Çok güzel yemek yaptığı da bilinir Fatma Karadeniz’in. Sığma’da yapılan düğünlerdeki yemeklerin çoğunda Fatma ninenin payı varmış. O kadar beğenilirmiş ki yaptığı yemekler, zaman zaman köy dışına da yemek yapmaya gidermiş.

Fatma nine 1964 yılında hayata gözlerini yumdu. 96 yaşındaydı. Ölürken verdiği son nefesinde ise yanında besleme torunu Gülten Yavuz, komşuları ve köylüleri vardı.

Ninemize ait mezar ise maalesef 1990’lerin sonuna doğru yapılan mezar genişletme ve düzenleme çalışmaları arasında kayboldu gitti.

Allah Rahmet Eylesin..

Bu bilgileri aldığım Sığma kasabasının emekli zabıtalarından olan ve onunla yıllarca dip dibe komşuluk yapan 1947 doğumlu Ahmet Eren’e, ailenin küçük Feriş’inin kocası Bayram Acar’a çok teşekkür ederim.

AYŞE HANCI (ADÖV AYŞE): (1898-1954)

Ayşe Hancı ya da daha bilinen şekliyle Adöv Ayşe 1898'te Sarayköy'de doğdu. Millî Mücadelede yararlılık gösteren Türk kadınlarından sadece birisidir. Ege bölgesinde Yunan işgalinin yayıldığı bir dönemde, işgale direnmemeyi ve Rumlarla iyi geçinmeyi öğüt vermek üzere 25 Temmuz 1919 günü Sarayköy'e gelen İngiliz Nasihat Heyeti'ne karşı sert çıkışı ile ün kazanmıştır.

İstasyonda gerçekleşen görüşmeler esnasında kadınlar arasından çıkan Adöv Ayşe heyetin üzerine yürüyerek şunları söylemiştir. "Efendiler sizde insaf yok mu, nedir bu yaptığınız? Bu ümmet-i Muhammed'e acımıyor musunuz? Bu kudurmuşları bizim üzerimize neden gönderiyorsunuz? Gelecekleri varsa görecekleri vardır ...” Daha sonra da cephede mermi taşıyarak milli mücadeleye katkıda bulunan Adöv Ayşe, 6 Mayıs 1954 tarihinde Sarayköy'de vefat etmiştir. Kabri Sarayköy’deki küçük mezarlıkta bulunmaktadır.

KAYNAK: Hakkı Hakan TOK - “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” Facebook Grubu

13 Mart 2022 Pazar

Adöv Ayşe mezarı başında anıldı / SABRİ KASAPOĞLU

 

Adöv Ayşe mezarı başında anıldı / SABRİ KASAPOĞLU


CKD Denizli Şubesi milli mücadelenin kadın kahramanlarından Adöv Ayşe’nin mezarını ziyaret etti.


Cumhuriyet Kadınları Derneği Denizli Şubesi yöneticileri ve üyeleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Sarayköy Belediye Başkanı Ahmet Necati Özbaş’la birlikte milli mücadelenin kadın kahramanlarından Adöv Ayşe’nin mezarını ziyaret ettiler. 


Ahmet Necati Özbaş, yaptığı konuşmada milli mücadelenin unutulmuş kadın kahramanlarından Adöv Ayşe’nin mücadeleye verdiği katkıları anlattı. 


Adöv Ayşe, 1919 yılında 21 yaşında genç bir kadın iken Heyeti Nasiha üyelerine karşı silahla karşı çıkarak: 


“Efendiler! Sizde insaf yok mu? Nedir bu yaptığınız? Bu ümmeti Muhammet’e acımıyor musunuz? Bu kudurmuşları üzerimize neden gönderiyorsunuz? Gelecekleri varsa görecekleri de vardır” der 


ve heyetin konuşma yapamadan geri dönmesini sağlar.


KAYNAK: https://www.aydinlik.com.tr/haber/adov-ayse-mezari-basinda-anildi-305108

7 Şubat 2022 Pazartesi

EFE KİME DENİR ? / Ali Haydar Çetinkol


EFE KİME DENİR ? / Ali Haydar Çetinkol
SEVGİLİ YEĞENLERİM HEPİNİZE SEVGİLER... 
SAYGILAR SUNARIM !.. 
Özellikle tarihi olayları sağlam kaynaklara dayandırmak gereklidir diye düşünüyorum !.. 
Ayrıca olaylar nerelerde olmuş ise ; bölgenin SOSYAL ve EKONOMİK yaşantısıda dikkate alınmalıdır !.. Bu konu biraz uzun süreceği için ; bölüm bölüm yazacağım ... 
EFE KİME DENİR ? " Yunan işgaline karşı direniş Ege Bölgesinde başlar . Hızlı bir örgütlenme oluşur ve direniş hattı kurulur ... 
Bazı olgular bu direnişin örgütlenmesini kolaylaştırır. Bunlardan biriside bu yörede yaygın olarak bulunan EFELERDİR... 
Ege Bölgesinde , çeşitli nedenlerle devlet güçleri veya mahalli otorite ile çatışıp yasadışı duruma düşen kişilere E F E denir. 
Efelerin EGE'de ortaya çıkan bir olgu olması , bölgenin SOSYAL ve EKONOMİK yaşantısında aranmalıdır... 
Bir kere bu bölge o yıllarda Anadolu'da TARIM ve TİCARETİN en fazla geliştiği bir bölgedir. 
Böyle olunca , toplumsal tabakalar arasında eşitsizliğin en fazla belirginleşmiş olduğu bölge burasıdır. İşte bu, ÇETEÇİLİĞİ, EFELİĞİ yaratan şartlardan birisidir. Batı Anadolu'da görülen EFELİK bir tepkinin ifadesidir. Toplumsal muhalefetin aldığı bir şekildir. 
EFE , haksızlığa uğrayan köy insanının MERKEZİ OTORİTE ve onunla içiçe geçmiş olan YEREL OTORİTEYE  ( ağa, tefeci, derebeyi vs.) karşı direnişin sembolidir. EFELERİN dağa çıkmasının nedenlerinde benzer yanlar çoktur. AĞAYA karşı gelmiştir, ya JANDARMANIN haksızlığına tepki göstermiştir, ya da başlık parası yüzünden evlenemediği kızı kaçırmış, ailesi ile çatışmaya girmiştir. Ege yöresinde diğer yerlerde de olduğu gibi çeşitli nedenlerle dağa çıkan EFE ; derhal var olan bir ÇETEYE girer. Böylece çetelere sürekli yeni elemanlar katılır. Birinci Dünya Savaşı döneminde, Osmanlı Ordusunun dağılması, otorite boşluğu ve diğer SOSYAL -EKONOMİK şartlarla birleşince , dağlardaki çetelerin kadroları oldukça fazlalaşır . İşte , KUVAY-I MİLLİYE'nin kurulduğu şartlarda EGE BÖLGESİNDE bu güç , örgütlü ve silahlı bir şekilde varlığını sürdürüyordu. 
İzmir'de emperyalizmin desteğinde Yunan işgaline karşı ilk başkaldıran örgütlü güç ÇETELER olmuştur... " . 
( Bilgi kaynağı : Cemal Şener ).

6 Şubat 2022 Pazar

Sarayköy Milli Mücadele Anıtına dair dostça söylemler


SARAYKÖY MİLLİ MÜCADELE ANITI

İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiği gün, Vatansever Sarayköylüler pür heyecanla telgrafhaneye ve Belediyeye koşarak tamamlayıcı bilgi almak için gözler yaşlı adeta çırpınıyorlardı. Nihayet acı durum açıklandı.
Halk çarşı meydanında kuyunun önünde miting halinde toplandı. Gizli gizli faaliyet çoktan başlamıştı.
Sonra alenen ve resmen milli kuvvetler ilk savaş kararını 24 Mayıs 1935 de burada verdi (1919) Kuyunun önündeki büyük meydanda Denizli'de olduğu gibi nutuklar verilerek işgal protesto edildi. Hemen ilk olarak Sarayköy'de bir “Heyeti Milliye” kurulmasına ve çete teşkilatı ile vatanın düşman istilasından korunması için savaşa başlamasına kat'i surette engin tarihinden ilham alarak şeref ve namus üzerine söz verilerek ve yemin edilerek karar verildi. Teşkil edilen Heyeti Milliye müdafaa esaslarını tespit edecekti Bu heyet geniş yetki ile çalışmaya başladı.
İlk heyeti milliye müftü Ahmet Şükrü, müderriz Hacı Halil Zade İsmail, Tokatlıoğlu Emin Aslan, Asaf AKMANSOY, Müderris Hacı Efendi Zade Fehmi efendi, Belediye Reisi Halil efendi, Doktor Salih Tevfik, Münir Alp, Tokatlıoğlu Mehmet İhsan, Yüzbaşı Zühtü beyler gibi fedakar yurttaşlardan teşekkül etmiştir.
Bu ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak için “Sarayköy Kazası Heyeti Milliyesi” artık candan bir feragatla ve bütün samimiyetiyle çalışıyor ve bu hususta halka ve civar kazalara da bu kutsal milli davaya iştirakleri için teller çekmek, heyetler göndermek suretiyle onları bu yüce ülküye doğru sevk ediyordu.

“ MİLLİ KUVVELER İLK SAVAŞ KARARINI BU ALANDA VERDİ. 24 MAYIS 1335 (1919) “
Sevgili Orhan Gülerin Uğur Hörmen’in Belediye arşivinden sağladığı fotoğraf bizlere bir an içinde olsa 1924 Mayısına, o günün anımsanmasına katkı sağladıysa ne mutlu. Milli Mücadelenin o yiğit kahramanlarını saygı ve şükranla anıyoruz. Işıklar içerisinde yatsınlar.

Konuya ilişkin Facebooktaki “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” Gurubunun iletilerinden bazı alıntılar aşağıda sunulmuştur.

Atila Girgin:
Başta Sevgili güler olmak üzere belgesel nitelikteki bu özgün fotoğraflar için katkısı olan herkese teşekkürler.

İbrahim Helvacı:
Yunan işgaline karşı koymak üzere 24 Mayıs 1919’da Müftü Ahmet Şükrü Efendi önderliğinde toplanarak milli mücadele andı içen Sarayköylü atalarımız-dedelerimiz anısına dikilmiş olan bu anıt 1950’li yıllarda yerinde yoktu. Kimbilir hangi tarihte kimler tarafından dikildi ve kimbilir ne zaman ve niçin yerinden kaldırıldı? Bari bu fotoğrafla avunalım…
Anıtın üstünde şöyle yazıyor:
“ MİLLİ KUVVELER İLK SAVAŞ KARARINI BU ALANDA VERDİ
24 MAYIS 1335 (1919) “
Bugünlerimizi borçlu olduğumuz atalarımızın hepsine saygı ve rahmet…

İbrahim Helvacı:
Bu toplantının Belediyenin karşısındaki meydanda yapıldığı biliniyor. Bu bilgiye dayanarak fotoğrafa baktığımda şunları görüyorum:
Bu meydan, şimdiki Atatürk Caddesi ile Cumhuriyet Caddesinin birleştiği alandır. Köşedeki bakkal dükkanı 1950’li yıllarda rahmetli Hüseyin Kısa’ya aitti; yerinde bugün oğlu Güner Kısa’nın tüpgaz dükkanı var. Bakkal dükkanının arkasındaki iki katlı bina ise gene 1950’li yıllarda Kemal Yücel’in (Av Tacettin Yavuz’un kayınpederi) evi idi; şimdi orada Tacettin ağabeyimizin yazıhanesi var.

Enver Zeybek:
Anıtın yazılı olduğu taş bulundu,yerini biliyorum sevgilerimle

Ayla Tire Ünalp:
tarih canlaniyor..kolay gelsin:)

İbrahim Helvacı:
Yürekten teşekkürler Orhan. Şimdi elimizde 24 Mayısın anısını ölümsüzleştiren iki tarihi eser var: Birisi bu kitabe, diğeri de ilk efe heykeli. Bunları bir daha silinmeyecek şekilde Sarayköyün tarihine yerleştirmeliyiz ki gelecek nesiller, şimdi bizler gibi, "ah tarihimiz, vah tarihimiz" demesinler.Bu ikisini ve eski Efe Anıtını birlikte düşünerek bir tasarım yapılabilir mi? Başta Belediye Başkanımız olmak üzere tüm hemşehrilerimizin bu projeye sahip çıkmalarını diliyorum. Zaman, bu projenin hayata geçirilmesi için tüm Sarayköylülerin "ben ne yapabilirim?" deme zamanıdır…