31 Ağustos 2020 Pazartesi

Milli Mücadeledeki kadın kahramanlarımızdan Erzurumlu Kara Fatma (Fatma Seher Hanım) Sarayköy Cephesinde

 

MİLLİ MÜCADELEDE KADINLARIMIZ

ERZURUMLU KARA FATMA ( Fatma Seher Hanım)

Erzurumlu Yusuf Ağa'nın kızı olan Fatma Seher Hanım, aynı zamanda merhum bir binbaşının da eşiydi. Milli Mücadelede oğluyla birlikte çarpıştı. İzmit'te görev yaptı. Adana, Dinar, Afyonkarahisar, Nazilli, SARAYKÖY ve Tire'de savaştı. Bir çatışma sırasında göğsünden yaralandı.

* * * * * * * * * * * * *   

Milli Mücadele de kadınlarımızın yeri tartışılmaz, Bu kapsamda Sarayköy'ümüzünde kadın kahramanlarından Sığmalı Galek Fatma ve Adöv Ayşe'yi saygıyla anmak isterim. Milli Mücadelemizde yerel kadın önderler yanında, Ülkesel düzeyde cepheden cepheye koşuşan ve Sarayköydeki savunma hatlarında da çarpışan, yöremizin emperyalist işgale direnişinde katkısı olan bir yiğit kadınını, Erzurumlu Kara Fatma'yı da anmak, siz sevgili dostlara anımsatmak istedim. İyi ki vardılar, onlar şanlı tarihimizin unutulmazları arasında mutlaka yerlerini alacaklardır. 30 Ağustos 2020 Tarihli Hürriyet gazetesinde rastladığım ve Sarayköy'üde kurtuluş günlerinden esintilen sunan bu haberi siz sevgili dostlarla paylaşmak istedim.

Bağımsızlık ve Kurtuluş savaşımımızda önemli yeri olan kadın kahramanlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

* * * * * * * * * * * * * 

FATMA SEHER HANIMLA İLGİLİ DİĞER BİR PAYLAŞIM:

BİZ VATANA HİZMET EDENLERE ÖLDÜKTEN SONRA SAHİP ÇIKARIZ...

Fatma Seher Erden Hanım.

(Kara Fatma) (Gözü Kara Fatma)

GÖĞSÜNDEKİ İSTİKLAL MADALYASINA DİKKAT...

1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Ahmet Bey ile evlendikten sonra Balkan Savaşı’na katıldı, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi'nde kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey'in Sarıkamış'ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum'a döndü.

1919'daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Uzun yıllar sonra Kara Fatma'nın hatıralarını yazan gazeteci Necip Günaydın şöyle yazmıştır ;

"Bizi ilgilendiren kısım Sivas'ta yaşadıkları. Mustafa Kemal'in Sivas'a geldiğini duyunca İstanbul'dan Gülcemal vapuru ile Samsun'a, oradan da yaylı arabayla Sivas'a geldi. Bugün bizim belediyenin olduğu bölgede Mustafa Kemal'i 3 gün bekliyor. Bir yemeğe giderken önüne çıkıyor ve 'Paşam sizinle görüşmek istiyorum' diyor. Mustafa Kemal, 'Sen kimsin kadın?' diyor. Suikast olabilir, her şey olabilir. O da 'benim sizden tek isteğim başlattığınız istiklal savaşında fiilen görev almak. Bir yetki belgesi istiyorum' diyor. Mustafa Kemal, 'bu erkek işi, toptan tüfekten korkmaz mısın?' diyor. O da 'hayır Paşam toptan da tüfekten de korkmam' diye karşılık veriyor."

Günaydın, Kara Fatma'nın Erzurum taraflarında Ermeni katliamlarından sonra çete kurup onlara karşı savaşmış tecrübeli kadınlardan olduğunu belirterek, yaşanan diyaloğun Atatürk'ün çok hoşuna gittiğini aktardı.

Kara Fatma'nın anılarında bu diyalogdan "İlk defa birisi sırtıma elini vurdu ve dedi ki 'Kara Fatma keşke bütün Türk kadınları sizin gibi olsa' dedi." şeklinde bahsettiğini aktaran Günaydın, Atatürk'ün verdiği izinle savaşa katılan Kara Fatma'nın Batı Cephesi'nde ulusal kurtuluş mücadelesinde savaştığını ifade etti.

Günaydın, Milli Mücadele kahramanlarından Fatma Seher Erden'in cesareti ve gözü karalığı dolayısıyla "Kara Fatma" lakabını aldığını belirtti.

Böylesine önemli ve öne çıkan bir kadın kahramanın kente gelişi, Mustafa Kemal Atatürk ile diyalog kurması ve görüşmesinin, Sivas'a anlam kattığına işaret eden Günaydın, "Kara Fatma'nın Sivas'taki bu rolünü biraz daha tanıtmamız lazım." dedi.

Milli Mücadele'de "kadın" deyince Sivas'ın öne çıkması gerektiğine vurgu yapan Günaydın, "Sivas'ta Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kuruluyor. Sivas Valisi Reşit Paşa'nın hanımının başkanlığında 800 Sivaslı kadının üye olduğu bir dernekten bahsediyoruz. Bu konuda bütün belge, doküman ve yazışmalar her şey elimizde. Cumhurbaşkanlığı arşivinde bunlar muhafaza edilmiş." diye konuştu.Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. Aldığı talimatla İstanbul'a gitti, silah kaçırma faaliyetlerinde bulundu. İzmir'in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir'e geçerek kurtuluşu için savaştı.

300 kişiyi aşkın birliği ile I., II. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birlikleri ile savaştı, Bursa'nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Bir keresinde, onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan albayının bulunduğu toplam 25 esir askerle geri döndü.

Savaştan sonra:

Fatma Seher Hanım, çavuşluk rütbesiyle başladığı askerlikten üsteğmen rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.

İki oğlu ve eşi savaşta şehit olmuştur. Savaştan sonra kendisi ile birlikte savaşa katılan ve bir çatışmada elini kaybeden ve aklî dengesi bozulan yeğeni küçük Fatma ile onun çocuklarını sahiplendi. İstanbul'da bir Rus manastırında fakirlik içinde yaşamakta iken tanınmış gazeteci Mekki Sait Esen kendisini buldu. Sait Esen'in kendisiyle yaptığı röportaj, 1933 yılında Yedigün Dergisi'nde yayınlandı.

Bu haberin yurtta geniş yankı uyandırması ile zamanın İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar, ona Kasımpaşa'da bir vakıf evi tahsis ettirir. Kendisine gerektiği kadar yardım yapılmadığı için son yıllarında büyük sefalete düşen Kara Fatma, geçirdiği hastalıktan sonra Darülaceze'ye yatırılmıştır.

Kendisi ile karşılaştığında fakirlik ve çaresizliğini gören Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu Yusuf İzzet Akçal'ın 1954 yılında verdikleri önerge ile TBMM, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis etti. Fatma Seher Hanım, 2 Temmuz 1955'i 3 Temmuz 1955'e bağlayan gece, Darülaceze'de 67 yaşında vefat etti ve Kasımpaşa'daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.

Allah rahmet eylesin...Mekanı cennet olsun...

* * * * * * * * * * * * *  

KAYNAK: Cem Sipahi / Eski Istanbul Fotoğrafları | Old Istanbul Photos

Eski Istanbul Fotoğrafları | Old Istanbul Photos

https://www.facebook.com/photo?fbid=4278807672141549&set=pcb.3791287204333587





25 Temmuz 2020 Cumartesi

24 MAYIS 1919 - SARAYKÖY'ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞ GÜNLERİNE ÖZEL TİYA...



24 MAYIS 1919
OYUN BİÇİMİNDE BİR TABLO DÜZENLEMESİ
YAZAR:M. VEDAT OKAY, KURGU: ATİLA GİRGİN
(SARAYKÖY'ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞ GÜNLERİNE ÖZEL TİYATRAL BİR OYUN)
Bu videoyla; 15 Mayıs'ta başlayan direniş mitingleri ve 24 Mayıs 1919'da alınan milli direniş kararı ve emperyalist saldırıya direniş günlerinin kahramanlarının mücadele azmini ve savaşımlarını, mücadelelerinden bir kesiti; M. Vedat OKAY'ın kaleme aldığı tiyatral bir oyun kurgusunda ve Atila Girgin'in düzenlemesiyle sizlerle buluşturmak, kahramanlarımızın anımsanmasına katkı sunmak istedik. Kahramanlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.
Haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.

28 Haziran 2020 Pazar

DENİZLİ - SARAYKÖY: MİLLİ MÜCADELEDE SARAYKÖYLÜLERİN HATIRALARI



Bu video geçmişten günümüze uzanan bir köprüdür. Görseller; yöreye ilişkin nostaljik kent belleği özelliği taşımaktadır. Bu videoyla; Milli Mücadele günlerinin (24 Mayıs 1919 sonrası) bazı anılarını, sevgili öğretmenimiz Galip Haznedar'ın derlemesiyle, siz sevgili dostlarla buluşturmak istedik.
Bu videoyla, O şanlı direnişin kahramanlarının mücadele azmini ve mücadelelerinden bir demeti sizlerle buluşturmak, anımsanmasına katkı sunmak, kahramanlarımızı da saygıyla anmak istedik.
Haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.

17 Mayıs 2020 Pazar

CELAL BAYAR’IN STRATEJİSİ MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ VE DEMİRCİ MEHMET EFE ÜZERİNE KURULUYDU


CELAL BAYAR’IN STRATEJİSİ MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ VE DEMİRCİ MEHMET EFE ÜZERİNE KURULUYDU

Galip Hoca” yani Celal Bayar’ın stratejisi Müftü Ahmet Hulusi Efendi ve Demirci Mehmet Efe üzerine kuruluydu Celal Bayar’ın, ‘Galip Hoca’ takma adıyla giriştiği Kuvayı Milliye çalışmaları tüm Batı Anadolu’da etkili oldu. En büyük etki ise, şüphesiz, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi ile Demirci Mehmet Efe üzerindeki etki idi. Denizli-Aydın arasındaki Kuvayı Milliye hareketi bu iki isim üzerine ku-rulmuştu.

Denizli Gazetesi
KAYNAK: https://www.denizligazetesi.com/guncel/galip-hoca-yani-celal-bayarin-stratejisi-muftu-ahmet-hulusi-h79465.html

Celal Bayar’ın, ‘Galip Hoca’ takma adıyla giriştiği Kuvayı Milliye çalışmaları tüm Batı Anadolu’da etkili oldu. En büyük etki ise, şüphesiz, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi ile Demirci Mehmet Efe üzerindeki etki idi. Denizli-Aydın arasındaki Kuvayı Milliye hareketi bu iki isim üzerine kurulmuştu. Denizli merkez ve ilçelerinde din adamları etrafında örgütlenen direniş hareketi ( Kuvayı Milliye ), Mustafa Kemal Paşa ve Sivas Kongresi kararları ile belirlenen Heyeti Temsiliye ile sıkı bir bağ içerisine girdi. Bu nedenle Sivas Kongresi’ne Denizli’den, Belevili Büyükağazade Yusuf (Başkaya) Bey, Dalamanlızade Mehmet Şükrü Bey, Küçükağazade Necip Ali (Küçüka) Bey’den oluşan üç kişilik bir delege ekibi katıldı. İstanbul’da yayınlanan ve Anadolu’da başlatılan Ulusal Mücadele’yi destekleyen İleri Gazetesi’nin 9 Teşrinevvel 1335 (9 Ekim 1919) tarihli nüshasında “Kuvayı Milliye Ricalinden Bazı Simalar” başlıklı bir yazı yer alır. Bu yazıda, okurlara, Kuvayı Milliye yöneticileri tanıtılmaktadır.

Gazeteye göre Kuvayı Milliye’yi yöneten isimler şöyledir: “Mustafa Kemal Paşa, Kazım Paşa, Ali Fuat Paşa, Miralay Refet Bey, Miralay Köprülülü Kazım Bey, Temurcu Efe.” Temurcu Efe ismi dışındakiler tanınan isimlerdir. Kazım Paşa, ileride Karabekir soyadını, Miralay Köprülülü Kazım Bey Özalp soyadını, Ali Fuat Paşa Cebesoy soyadını, Miralay Refet Bey ise Bele soyadını alacaktır. Gazete, İstanbul’da tanınmayan Temurcu Efe’yi şöyle tanıtıyor okurlarına; “…..Temurcu Mehmet Efe, Aydın faciası üzerine vatanı için mücadeleye atılan, kadın, erkek onbinlerce maiyeti ile Yunan fırkalarını defeden eşsiz kahramanımızdır”. DEMİRCİ, KUVAYI MİLLİYE’NİN ÖNDE GELEN ALTI İSMİNDEN BİRİDİR Milliye haberleri, Nazilli’den İstanbul’a ulaşıncaya kadar şekil değiştirmiş, Demirci Mehmet Efe’nin adı telgrafhanede, Temurcu Mehmet Efe olmuştur. Ve gazeteye göre, Temurcu Mehmet Efe, Kuvayı Milliye’nin, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, önde gelen altı isminden biridir. İstanbul Mebusan Meclisi 21 Aralık 1919 tarihinde kapatıldı. Damat Ferit Paşa hükümetinin istifasından sonra kurulan Ali Rıza Paşa hükümeti ile Sivas’ta kurulan Temsil Heyeti arasında yürütülen görüşmeler sonucu Mebusan Meclisi’nin açılmasına ve bunun için de ülkede seçimlerin yapılmasına karar verildi. Ülke genelinde seçimler yapıldı ve İstanbul Meclis’ine gidecek mebuslar belirlendi. Bu Meclis’e Denizli’yi temsilen Çal Ortaköy’lü Müftüzade Emin Efendi ile Hakkı Behiç (Bayiç) Bey seçildiler.

‘İŞTE HAKİKİ BİR KAHRAMAN; DEMİRCİ MEHMET EFE’
Demirci Efe’nin eylemleri, İstanbul Meclisi Mebusanı’nda zaman zaman gündeme gelmiş ve alkışlanmıştır. Meclis’te, 13 Mart günü yapılan görüşmelerde, Demirci Mehmet Efe’nin 5 Mart günü gönderdiği bir telgraf okundu. Bu telgrafta Efe, Padişah Hükümeti’nin Yunan saldırılarına karşı konulmaması yönündeki politikasını eleştiriyordu.13 Mart tarihli aynı oturumda söz alan Sinop Mebusu Rıza Nur Bey, Avrupa ülkelerinin insan hakları konusunda sınıfta kaldığından bahsettiği konuşmasının sonunda, konuyu cephelerdeki savunma eylemlerine getirir ve şunları söyler; “…..Cenabı Hak bu milletten büyük kahramanlar yaratmayı murat etmiştir ve yaratmıştır. İşte hakiki bir kahraman, Demirci Mehmet Efe. Millet kahramanı, millî bir kahraman. Varolsun. Başarıları ziyade olsun. O’na ve onun gibilere dayanmaktan başka çaremiz yoktur”. Meclis’in 14 Şubat tarihli oturumunda söz alan Sivas Mebusu ve Heyeti Temsiliye üyesi Rauf Bey, İzmir’in işgalinden sonra hükümetin bölgede yaşanan zulümlere ve olaylara olan kayıtsızlığına dikkat çekip, bölgedeki direniş hareketinden bahsederken şöyle konuşur; “…..8-9 ay evvel başlayıp bugüne kadar devam eden eylemler, hiçbir zaman şahısların veyahut siyasi zümrelerin veyahut hariçten herhangi bir kuvvetin tesiriyle ortaya çıkmış bir şey değildir. İşte buna en açık bir örnek, orada savunma tedbirlerini düşünen ve ilk adımı atan, şimdiye kadar tanımadığımız, o bölgenin öz evladı Demirci Mehmet Efe’dir.”
MÜFTÜZADE EMİN EFENDİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN DAVETİNE UYMADI
İstanbul’un 16 Mart 1920 günü işgal edilmesi ve bazı mebusların tutuklanması üzerine Meclisi Mebusan, 11 Nisan 1920 günü, kapatıldı. İstanbul’un işgalinden sonra, 19 Mart günü Mustafa Kemal Paşa bir genelge yayınlayarak, Meclis’in Ankara’da toplanacağını duyurmuştu. Genelgeye göre yurdun her köşesindeki her liva’dan (şehir) 5 milletvekili seçilerek Ankara’da toplanacak Meclis’e gönderilecek, ayrıca kapatılan İstanbul Mebusan Meclisi’nin üyeleri Ankara Meclisi’ne doğal milletvekili olarak katılacaklardı. Meclisi Mebusan’da Denizli’yi temsil eden Çal Ortaköy’lü Müftüzade Emin Efendi Mustafa Kemal Paşa’nın davetine uymayarak Ankara’ya gitmemiş Denizli’ye dönmüştür. Milletvekilleri, her liva’da, İl Genel Meclisi üyeleri, Belediye Meclisi üyeleri ve Müdafai Hukuk Cemiyeti yöneticilerinden oluşan bir büyük heyet tarafından belirlenecekti. Bu Meclis’e Denizli’den, Bektaşi şeyhi Hacı Hüseyin Mazlum Baba, Belevli Başağazade Yusuf Bey, Tavaslıoğlu Mustafa Bey, Buldanlıoğlu Necip Bey, Hasan Hilmi Efendi ve Hakkı Behiç Bey katıldılar. Aydın’dan ise, Dr. Mazhar Bey, Mehmed Esad Bey, Hasan Tahsin Bey, Sadık Bey, Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi seçilerek Ankara’ya gittiler. Meclisi Mebusan’da Aydın’ı temsil eden Abdülkadir Cami Bey ve Mehmet Emin Bey de Büyük Millet Meclisi’ne İstanbul’dan katıldılar.

Demirci Mehmet Efe’den dolayı, Aydın liva’sının dışında Nazilli bölgesinden de Ankara’ya bir milletvekili gonderilmesi istenir. Bu özel bir istektir. Ankara’nın bu isteği üzerine Nazilli Heyeti Merkeziye’si tarafından daha önce Sivas’a gönderilen heyet içinde bulunan Hacı Süleyman Efendi seçilir. Mehmet Efe, Aydın’dan ve Nazilli’den seçilen milletvekillerini özel trenine bindirerek önce Sarayköy istasyonuna gelir. Oradan Ahmet Şükrü (Yavuzyılmaz) Efendi’yi alır, Goncalı istasyonunda Denizli Kuvayı Milliye Reisi Müftü Ahmet Hulusi Efendi ve seçilen Denizli milletvekilleri ile buluşur. Milletvekillerini Çardak istasyonuna kadar uğurlayan Efe, Nazilli’ye döndükten sonra Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekerek Aydın, Nazilli ve Denizli milletvekillerini Ankara’ya gönderdiğini bildirir. DENİZLİ MİLLETVEKİLLERİNİN DAĞILIMI ÇOK İLGİNÇ Dikkat edilirse, Denizli milletvekillerinin dağılımı çok ilginçtir. Hüseyin Mazlum Baba Denizli Merkez’den, Yusuf Bey Çal’dan, Mustafa Bey Tavas’tan, Necip Bey Buldan’dan, Hasan Hilmi Efendi Acıpayam’dan, Hakkı Behiç Bey Ankara kontenjanından temsilci olmuşlardır. Ahmet Şükrü Efendi de, Aydın temsilcisi olarak da olsa, Sarayköy’den Meclis’e katılmış olmaktadır. Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi, milletvekillerinin çoğu farkında olmasalar bile, Anadolu’da yeni ve bağımsız bir devletin kuruluşunun müjdecisi idi. YARIN: MUSTAFA KEMAL’İ KORUYAN ZEYBEKLER DENİZLİ VE AYDIN’DAN GÖNDERİLDİ YORUM EKLE Adınız Soyadınız Yorum Gönder

* * * * * * * * * ** * * * * *
KAYNAK:
https://www.denizligazetesi.com/guncel/galip-hoca-yani-celal-bayarin-stratejisi-muftu-ahmet-hulusi-h79465.html
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

27 Nisan 2020 Pazartesi

23 NİSAN 2020, ULUSAL EGEMENLİĞİN İLANININ 100. YILI KUTLAMALARI



ULUSAL EGEMENLİK, Ulusun egemenliği, Yani seninde onurun gururun olan. Sahiplenebildiğince senin olan, Koruyabildiğince de süren. İçtiğin su, sofrandaki ekmek kadar kutsal, Soluduğun hava kadar gerekli olan, Ulusal Egemenlik, Yani halkın egemenliği. Kaybetmeye gör, Ya horlanıp, aşağılanacaksın hep, Ya sürünüp, yok olacaksın, Ya da kazanmaya çalışacaksın yeniden. Bende varım diyebiliyorsan Onurunla, gururunla. Hem özgür olacak, Hem de özgür kalacaksın yeniden.
Dünyayı saran Covid- 19 virüsü nedeniyle Ulusal Egemenliğin 100 yıl kutlamaları kentlerimiz meydanları yerine balkonlarda gerçekleştirildi. Gelecek kuşakların anımsamasına katkı sağlamak, dost belleklere not düşmek adına etkinliklerden bazı görüntüleri sevgili dostlarla paylaşmak istedim. Dostluk ve esenlik dileklerimle.

11 Mart 2020 Çarşamba

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA YUNAN’A UZATILAN TÜRK DOSTLUK ELİ / ÖCAL ÖNAY


İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA YUNAN’A UZATILAN TÜRK DOSTLUK ELİ / ÖCAL ÖNAY

Mültecilerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçişleri sırasında Yunanistan’da uygulanan kötü muamele yürekleri burkuyor.

ÖCAL ÖNAY
Geçmişte Suriyelilerin ve biz Türklerin yaptığı yardımlar akla geliyor. Oysa Yunanistan, İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalyan ve Alman işgaline uğramış ve çok zor günler yaşamıştı. Öyle ki Yunan ölüleri Türk kıyalarına kadar geliyordu.
İşgal, Yunanistan’ın İkinci Dünya Savaşı’ndaki ele geçirilmesi sırasındaki sivil nüfus için feci sonuçlara yol açtı. Sadece Atina’da, yaklaşık 30 bin kişi açlıktan öldü, birkaç on binlerce kişi işbirlikçilerin ve Nazilerin baskısından dolayı öldü. Ekonomi tamamen yıkıldı.
Türkiye bir yandan ülkede savaşın sebep olacağı, özellikle ekonomik tahribatlara karşı tedbirler almaya gayret gösterirken, bir yandan da sınır komşusu olan Yunanistan’a savaşın başından itibaren yardım faaliyetlerine girişir.
Yunanistan’a ilk yardım elini uzatan ülke Türkiye olur. İnsani yardım başlangıçta yalnızca tarafsız Türk bayrağının altına giren “Kurtuluş” gemisinde sağlandı.
Türk milletinin bu konudaki sıcak ve dostane yaklaşımı, o dönem Türk basınına da aynen yansır.
Türk gazetelerinde yer alan; “Bağımsızlığına, insanca yaşama hakkına canavarca saldırılmış dost bir komşuya”, “ölen kardeş bir milletin ıstırabı karşısında”, “felakete uğramış komşumuz Yunanistan’ın”, “dost ve müttefikimiz”, “iki komşu memleket, iki kardeş evi” gibi ifadeler, esasında geçmişi unutan, geleceğe güvenle bakan Türk Milleti’nin gönlünün sesidir.
TÜRK ELİ
Durumu değerlendiren Türk Hükümeti de, bu konuda alınabilecek tedbirleri planlar ve öncelikle adalardan Türkiye’ye gelmek isteyenlere kolaylıklar sağlanması karara bağlanır. Kızılay tarafından Yunanistan’a yardım faaliyetleriyle ilgili olarak hazırlanan “Kurtuluş” vapuru, İzmir’den 14 Ekim 1941 tarihinde ilk Türk yardım malzemelerini Yunanistan’ın Pire Limanı'na götürür.
Türkiye, bu yardım faaliyetlerini sürdürmesinin yanı sıra, Ayrıca Yunan adaları ve Yunanistan’dan kaçarak özellikle Ege ve Akdeniz kıyısındaki kasabalar ve köylere sığınan Yunanlar ile adalarda kalanlara çok farklı alanlarda yardımlar yapılır.
Yunanistan’a yardım konusunda girişimlere başlayan ise sadece Kızılay Cemiyeti ve Türk Dışişleri Bakanlığı değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Türk parlamenterler, PTT mensupları, üniversiteler, basın mensupları, İstanbul Belediyesi başta olmak üzere pek çok farklı belediye ve çalışanları, Gazeteciler Cemiyeti, İstanbul’daki balık halinde balıkçılıkla uğraşanlar, sebze-meyve halinde kabzımallık yapanlar, gümrükçüler, Devlet Demir Yolları görevlileri ve neredeyse Türkiye’nin dört bir tarafından Türk vatandaşları bulunmaktadır.
BÜYÜK AÇLIK
Büyük Açlık” döneminde Türkiye’ye duyulan minnet, “Kurtuluş” gemisinin isminin Atina’nın en büyük caddesine verilmesiyle ve geminin resimlerinin caddelere asılmasıyla gösterilmeye çalışılır.
Ayrıca İtalya’da bulunan Yunanlı esirlere gönderilmek üzere sigara, tütün ve fındık, kuru incir, kuru üzüm, domuz eti, tahta kaplar içerisinde muhafaza edilen füme, kurutulmuş ve tuzlu balık gibi yiyecek maddelerinden oluşan yardım yapılması kararlaştırılır.
Yunan Komünist Partisi’nin yöneticilerinden ve bir süre İzmir’de de kalan Alexis Papulyas, izlenimlerini aktardığı raporunda ve anılarında,şu ifadelere yer vermiştir; “20 yıl önce topraklarını işgal ettiğimiz, evlerini,mallarını yaktığımız Türkler, hepimizi utandırdılar. Türkler, zorda kalan Yunanlara evini, sofrasını, hepsinden önemlisi yüreğini açmış.Yunanlar burada komşularının hatta kardeş diyebileceğimiz insanların koruması altında.Bir kez daha anlaşılıyor ki, dört yüz yıl, şu ya da bu şekilde birlikte yaşadığımız Türkler ile düşman olunmaz,olmamalıyız.”
İkinci Dünya Savaşı’nın en hareketli günlerinde İzmir’e gelen İtalyan gazeteci Alberto Zonatti de, izlenimlerini aktardığı La Stampa gazetesinde; “Yunanlar, böyle bir komşuya sahip için çok şanslılar. Türkler, hiç bir zaman eskiyi hatırlatmadan, Yunan komşularına evlerini sonuna kadar açtılar” diye yazmıştır.
* * * * * * * * * * * *
Aydınlık. Com.tr / ÖCAL ÖNAY - Özgürlük Meydanı• - 11 Mart 02:00
https://www.aydinlik.com.tr/haber/ikinci-dunya-savasi-nda-yunan-a-uzatilan-turk-dostluk-eli-202498-1

18 Ekim 2019 Cuma

SARAYKÖY: Remziye(Fatma) Teyzenin 1930'lu yıllardaki Sarayköy anıları – 7



SARAYKÖY: Remziye(Fatma) Teyzenin 1930'lu yıllardaki Sarayköy anıları – 7

Merhaba sevgili Sarayköylü dostlar ve Sarayköy Dostları!...
Bu videoyla sizleri 1930-1940'lı yılların Sarayköyüne götürmek istedim. Bu video geçmişten günümüze uzanan bir köprüdür. Anılarını dinleyeceğiniz Remziye (Fatma) Teyze, Sarayköylü Kuvvayı Milliye öncülerinden Katipzade Tahsildar Efendi evlatlarından Huriye Barut Hanım'ın büyük kızıdır.Sizleri o günlere götürmek, o Sarayköy yıllarından anılar sunmak , o güzel günleri gözlerinizde birazda olsa canlandırabilmek istedim. Bu güzel anılar yöreye ilişkin nostaljik kent belleği özelliği taşımaktadır. Bu anılarla; yörenin kültürel kent belleğine not düşmek, anılarımızı tazelemek, unutulmasını önlemek, anımsanmasına katkı sunmak istedim. Keyfiyet sizlerin. Önemserseniz; haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.

Sarayköy'e ilişkin kardeş bağlantılar:
https://saraykoyozlemi.weebly.com/
http://saraykoyozlemi.blogspot.com/
http://saraykoyheyetimilliye.blogspot...
http://girgin-huseyin.blogspot.com/
http://tahsildaryusufefendi.blogspot....
https://gerali.weebly.com/
https://www.instagram.com/saraykoyozl...
https://www.instagram.com/geralidostl...
https://sites.google.com/site/sarayko...
https://sites.google.com/site/geralid...