6 Mayıs 2026 Çarşamba

Millî Mücadele Döneminde Denizli / Nuri Köstüklü, (Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Faaliyetleri)

 Millî Mücadele Döneminde Denizli / Nuri Köstüklü,

(Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Faaliyetleri)

......

..........

............

Özet: 15 Mayıs 1919 günü sabahının ilk saatlerinde İzmir’in işgali haberi Denizli’de duyulur

duyulmaz; Denizli Mutasarrıfı, Askeralma Bölge Başkanı, Belediye Başkanı, Denizli

Müftüsü ve eşraftan bazı kişiler bir araya gelerek, işgallere karşı Denizli’de bir millî direniş ruhunu oluşturmaya çalıştılar. O gün Denizli’de büyük bir miting yapıldı ve

arkasından millî teşkilatlanma hemen başladı. Yunan işgalinin Denizli istikametinde vatan coğrafyasına yayılmasına karşı tedbirler alındı. Kısa sürede Denizli’de ve ilçelerinde ileride genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adını alan millî teşkilatlar kuruldu. Bu teşkilatların ve bölgedeki askerî ve mülki erkânın da destekleriyle milis gönüllü kuvvetler oluşturuldu. Bir taraftan da cephenin savunmasına yönelik olarak lojistik destek faaliyetlerine hız verildi. Öyle ki Denizli’nin batısında kurulan cephede

Yunan ilerleyişi büyük ölçüde durduruldu. Denizli Sancağında vatan savunması için her

türlü fedakârlığın yapıldığı sıralarda bazı azınlıkların ve Millî Mücadele aleyhtarı muhalif grupların özellikle Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlılarının karşı propaganda ve faaliyetleri de eksik olmuyordu. Ama bütün bu zorluklara rağmen Denizli halkı, Millî Mücadele’nin sonuna kadar, maddi ve manevi bütün gücüyle vatan savunmasında yerini aldı. Mevcut verilerden tespit edilebildiği kadarı ile beş yüzün üzerinde Denizlili, Millî Mücadele’de şehit oldu.


Anahtar Kelimeler:

Millî Mücadele, Türk İstiklal Savaşı, Denizli, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Batı Anadolu, Yunan İşgalleri


* * * * * * * * * * * * *

..............

.................

4.4. Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

İzmir Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Kongresi’ne katılan Müftü Ahmet Şükrü Efendi, Belediye Reisi Hacı Salihzade Halil, Müderris Hacı Halilzade İsmail Efendiler, Sarayköy’e döner dönmez halkı muhtemel Yunan işgallerine karşı duyarlı olmaya yönlendirdiler. Nitekim kısa bir süre sonra İzmir’in Yunanlar tarafından işgali haberi Sarayköy’e ulaşınca, daha önce de bahsedildiği üzere, Sarayköylüler, 17 Mayıs günü çarşı

meydanında kuyu önünde işgali protesto eden miting düzenlediler. Denizli Sancağının her tarafında olduğu gibi Sarayköy’de de işgale tepkiler çığ gibi büyüdü. Çok geçmeden 24 Mayıs 1919’da Sarayköy Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti kuruldu.

Teşkilatta Müftü Ahmet Şükrü Efendi, Şeyh Tahir Efendi, Tokatlı oğlu Emin Arslan,

Tokatlı oğlu Mehmet İhsan, Asaf (Akmansoy), Dr. Salih Tevfik, Yzb. Zühtü, Belediye Reisi

Hacı Salihzade Halil, Münir (Alp), Müderris Hacı Efendizade Fehmi, Müderris Hacı Halilzade İsmail Efendiler, görev aldı.79 Kuruluş günlerinde Cemiyetin Başkanlığını Müftü Ahmet Şükrü Efendi yapmakta idi. Diğer cemiyetlerde görüldüğü gibi, bu teşkilat daha sonra Heyet- i Milliye adını aldı.

Resim 6. Emin Aslan (Tokat)


Bu teşkilat Sarayköy’ün cepheye en yakın olması dolayısıyla üzerinde her zaman büyük sorumluluk taşıdı.
 Heyet-i Milliye Başkanı Müftü Ahmet Şükrü Efendi, topladığı gönüllüleri kendi elleriyle giydirip silahlandırıyor, dua ile sırtlarını sıvazlayıp onlara heyecan veriyordu.80 Heyet-i Milliyenin kurumsal bir kimlik kazanması için “Sarayköy Kazası Heyet-i Milliyesi” adlı mühür hazırlandı ve bütün yazışmalara bu mühür

basılıyordu. Bu günlerde ilçeye tayin edilen Kaymakam Mithat İzzet de Heyet-i Milliyenin

bütün faaliyetlerini destekliyordu.81 Belgelerden anlaşıldığına göre, Müftü Ahmet Şükrü

Efendi’den sonra Osman Nuri Bey82 ve Emin Aslan (Tokat) Beyler, Heyet-i Milliyenin başkanlığını yaptılar.83 Osman Nuri Bey 21 Mart 1920’ye kadar başkanlık görevinde bulundu. Bu tarihte yapılan seçimle Emin Aslan başkanlık nöbetini devraldı.84

Yunan kuvvetlerinin Sarayköy Cephesi’ni zorladığı günlerde, ilçe idari kadrolarıyla birlikte, muhtemelen Sarayköy Heyet-i Milliyesi de Kadıköy nahiyesine nakil olundu.85

Belli bir süre sonra idârî kadrolarla birlikte heyet üyeleri de tekrar Sarayköy’e döndüler.

Sarayköy’de kurulan cephe, şüphesiz Sarayköy Heyet-i Milliyesinin fedakâr çalışmalarıyla, özellikle bölgede topladığı gönüllü milis kuvvetlerin de katkısı ile aşağı yukarı bir buçuk yıl Yunan yayılmacılığının memleket içlerine kolayca ilerlemesini engellemiştir. Burada öncelikle Sarayköy Müfrezesi olmak üzere, diğer millî kuvvetlerin toplanması ve lojistik desteğinde, Sarayköy’e sığınan muhacirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında ve bazı görevlilerin maaşlarının ödenmesinde Sarayköy Heyet-i Milliyesinin çok önemli destekleri olmuştur. Bir fikir vermek gerekirse, bu maksatla 18

Mayıs-16 Kasım 1919 tarihleri arasında toplanan yardımlar, Buldan ve Kadıköy Heyet-i

Merkeziyelerinden gelenlerle birlikte 657.998 kuruşa ulaşmış idi. Bu meblağ o günlerin

değeri ile küçümsenmeyecek bir rakamdır.86

Bu mücadelede Sarayköylü kahraman kadınların da önemli hizmetleri olmuştur. Bunlar arasında Adöv Ayşe olarak bilinen Ayşe Hancı ve Sığmalı Fatma, Sarayköy’de millî heyecanın oluşmasında ve cepheye yardım toplanmasında fedakârca çalıştılar. Develeri olan Sığmalı Fatma (Fatma Karadeniz), kadın başına köyleri dolaşarak silah, cephane,

erzak, saman, semer, nal toplayıp cepheye taşımış, gerektiğinde Yunan’a kurşun sıkmıştır.87

Önceki konularda bahsedilen Bakanlar Kurulunun ilgili kararı ve millî cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında toplanması uygulaması çerçevesinde Sarayköy Heyet-i Milliyesi de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını aldı. Yine kongrenin amir hükmünce başkanlığa kaza kaymakamının geçmesi gerektiğinden Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin başkanlığına Kaza Kaymakam Vekili Mahmut Bey ve ikinci başkanlığa da Askerlik Şube Reisi Bnb. Mehmet Hilmi getirildi. Bu yeni yapılanmada çoğunluğu kazanın resmî görevlilerinden olmak üzere on üç kişi de üye

olarak yer aldı. Üyeler şunlardı: Kadı Rüstem Galip, Mal Müdürü Nurettin, Tahrirat Kâtibi

Mehmet Şükrü, Belediye Reisi Mehmet İhsan, Müftü Vekili Mehmet Fehmi, İsmail, Halil Hilmi, Mehmet Kâmil, Arif Hikmet, Mustafa Faik, Ahmet Fuat, Mehmet Tevfik, Emin Aslan.88 Sarayköy Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, bu cemiyetlerin lağvına kadar, bölgede millî refleksin inşası ve sürdürülmesi, cephenin desteklenmesi ve zafere giden yolda

üzerine düşen pek çok önemli sorumlulukları yerine getirmiştir.

...............

....................

9. Sonuç

15 Mayıs sabahının ilk saatlerinde İzmir’in Yunanlarca işgali haberi Denizli’ye ulaşır

ulaşmaz, başta mutasarrıf Faik Bey olmak üzere Askeralma Bölge Başkanı Miralay Tevfik,

Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Belediye Başkanı Hacı Tevfik ve eşraftan bazı kişiler bir

araya gelerek vatan savunması için hemen acilen bir şeyler yapma kararlılığını ortaya

koydular. Tabi ki burada halkın desteğini almak çok önemli idi, ama bu desteği alabilmek

kolay değildi. Çünkü karşı propaganda yapanlar; mevcut duruma İttihatçıların macerası

ile gelindiğini, Millî Mücadeleye girişmek isteyenlerin “İttihatçı artığı” olduğunu, ülkenin

selametinin Saray ve Hükûmete bağlı kalmak ve İngiliz merhametine sığınmaktan geçtiği

tezini sürekli işliyorlardı. Bölgeye gönderilen Heyet-i Nâsıha’nın, Hürriyet ve İtilaf

Fırkası yanlılarının ve İstanbul Hükûmetine bağlı bazı mülki idarecilerin propagandası

bu yönde idi. Dolayısıyla, bazı kesimlerde oluşan zihin bulanıklığının giderilmesi ve Millî

Mücadelenin gerekliliğinin ortaya konması çok önemli idi. İşte bu aşamada gerek Denizli

Sancağında gerekse diğer sancaklarda halkla iç içe olan müftülerin, din görevlilerinin ve

eşraftan ileri gelenlerin önemli bir rol üstlendiği görülmüştür. Kısa sürede Denizli ve

ilçelerinde millî teşkilatlar kuruldu. Denizli’de Ahmet Hulusi, Tavas’ta Cennetzade Tahir,

Çal’da Ahmet İzzet, Sarayköy’de Ahmet Şükrü, Buldan’da Salih Efendizade Mehmet,

Acıpayam’da Hasan Efendi adlı müftüler ile askerlik şubesi başkanları, belediye

başkanları ve eşraftan ileri gelenler bölgelerindeki millî teşkilatlanmanın öncülüğünü

yapmışlardır. Hem Denizli hem de araştırmamıza konu olan diğer sancaklarda kurulmuş

ve genel adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olan millî teşkilatların karakteristiğine

bakıldığında, bölgedeki din görevlileri ile birlikte, asker, bürokrat, eşraf, belediye

başkanı gibi aşağı yukarı toplumun hemen her kesimini temsil eden şahısların kurucular

arasında bulunması, Millî Mücadele hareketinin tabana mâl olan bir hareket olduğunun

göstergesidir.

İzmir’den başlayıp Aydın- Denizli istikametinde yayılan Yunan işgalleri, şüphesiz bölge

halkının direniş ruhunu kamçıladı. Çünkü Yunan işgal metodu, yakıp yıkma, katletme

eylemleriyle “korku” esasına dayanıyordu. Buldan’ın ve Çivril’in işgalinde görüldüğü

üzere bölge halkı insanlık dışı muamele ve katliama maruz kaldı. İşgalci Yunan askerleri

Cabar Köyü’nde, çoluk- çocuk, kadın, yaşlı demeden çoğu yanarak seksenüç canı

katlettiler. İzmir’in işgalinden itibaren bu şekilde korku ve katliama dayalı olarak yayılan

Yunan işgallerine karşı daha ilk günlerden itibaren Denizli Sancağında milis gönüllü

kuvvetler teşekkül etmeye başladı. Bölgede kurulan ilk millî kuvvet Sarayköy Müfrezesi

olmuştur. Başta Denizli Redd-i İlhak Cemiyetinin gönüllü yazımıyla başlayan ve daha

sonra civar sancak ve kazalardan gelen gönüllüler, efeler ve bazı askerî birliklerin de

katkısıyla ciddi bir kuvvet haline gelen bu müfreze, 30 Haziran 1919’da Aydın’ı Yunan’ın

birinci işgalinden kurtardı. Öte yandan, Tavas, Çal, Buldan, Çivril ve hatta bazı köylere

varıncaya kadar o yerin adıyla veya başka adlarla anılan gönüllü müfrezeler oluştu. Bu

gönüllülerin Ağustos 1919 tarihi itibarıyla toplamda sayıları 3000’e ulaşmış idi. Bütün

bu gelişmeler, millî mücadele karşıtı propagandalara rağmen bölge halkının vatan

savunması konusunda kararlılığını göstermesi bakımından önemli görülmelidir. Bir

bakıma Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin silahlı kolu sayılabilecek bu millî müfrezelerin

ihtiyaçları da genellikle halkın yardımlarıyla karşılanıyordu. Tabii ki, bölgedeki askerî

birlikler, el altından bir taraftan sivil kıyafete bürünmüş askerî personeli ile eğitim, sevk

ve idare yönünden destek sağlarken, diğer taraftan silah- mühimmat vb. lojistik katkıda

bulunuyordu. Bir başka ifade ile “Kuvâ-yı Milliye” dendiğinde, tamamen sivil

organizasyon akla gelmemelidir. Başta askerlik şubeleri olmak üzere, bölgedeki diğer

askerî birlikler de işin içinde idiler. Bu tablo Türk milleti için söylenen “ordu-millet”

kavramının da somut örneği olarak algılanmalıdır.

Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’ndan çıkmış yorgun ve fakir olmasına rağmen Denizli

halkının, son imkânlarını seferber ederek cephe için elinden gelen ayni ve nakdî

yardımları esirgemediği görülmüştür. Başta Denizli olmak üzere, bölgeden toplanacak

yardımların koordinesi ve denetimi ile cephenin iaşe ve ikmalinin düzenli bir şekilde

yürütülmesi hususunda bazı tedbirler alındı. İlki 7-8 Temmuz 1919’da ve ikincisi 23

Eylül’de toplanan Nazilli Kongreleri’nde yukarıda belirtilen görevler için Heyet-i

Merkeziye oluşturuldu. Bu kurul, yalnızca Denizli değil bu ciltte ele alınan diğer iller

üzerinde de tasarrufa sahip bulunuyordu. Bütün bu gelişmeler, Millî Mücadele’nin

rastgele değil hem cephede hem de cephe gerisinde planlı ve ciddi bir organizasyon ile

yürütüldüğünü göstermektedir. Bu durum, Türk milletinin “teşkilatçı” özelliğini

yansıtmaktadır.

Ayni ve nakdî yardımların yanı sıra cephenin sağlık yönünden desteklenmesi de çok

önemli idi. Denizli’nin cepheye yakın olması sebebiyle, hasta ve yaralı askerler için Kuvâyı

Milliyenin oluşmaya başladığı daha ilk günlerde Denizli’de sağlık kuruluşları açıldı. Bu

dönemde Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi, Denizli ve yöresinde bulaşıcı

hastalıklar da yaygın idi. Dolayısıyla Denizli’de kurulan hastaneler halkın sağlığı

konusunda önemli bir boşluğu dolduruyordu. Kızılay’ın açtığı seyyar sağlık

kuruluşlarının yanında Millî Hastane ve özellikle Memleket Hastanesi, Denizli halkına ve

cepheden gelen hasta ve yaralı askerlere sağlık hizmeti verdi.

Denizli Sancağında vatan savunması için her türlü fedakârlığın yapıldığı bu günlerde,

maalesef Millî Mücadele aleyhtarlarının da boş durmadığı görülmüştür. Metin içerisinde

ayrıntılı olarak temas edildiği üzere, her şeyden önce asırlardır Türk idaresinde huzur ve

refah içerisinde yaşamış olan azınlıkların, diğer işgal bölgelerinde olduğu gibi, Denizli

Sancağındakilerin de -bazı istisnaları olmakla birlikte- Yunan işgalcilerle iş birliği yaptığı

delilleriyle ortaya çıkmıştır. Üstelik İzmir’in işgalinin daha ilk gününde Denizli’de yapılan

mitingde Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin, arka sıralardan mitingi izleyen azınlıkları

göstererek; “bunlar bize Allah’ın birer emanetidir sakın onlara dokunmayın” diyerek

değer verdiği Gayrimüslimler böyle bir tutum içine girmiş bulunuyorlardı. Bu durum

karşısında şüphesiz, ilgili makamlar bir tedbir almak durumunda idiler. Hem cephe

güvenliğini hem de kendilerinin can güvenliğini emniyete almak için 1920 Temmuzunun

ilk haftasında 20-40 yaş arası Rum ve Ermeniler daha iç kısımlara Eğirdir’e nakledildiler.

Bu nakil işinde görevlendirilen müfrezenin bazı istenmeyen taşkın davranışlarda

bulunduğu iddia ediliyordu. Bu durumu fırsat bilen bazı yerli işbirlikçiler ve özellikle

Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlıları, nakil işinde görevli kızanlara ve Sökeli Ali Efe’ye ateş

ederek onun ölümüne sebep oldular. Bu olaylar, Millî Mücadele’de Denizli’de çok acı bir

iz bırakacak olan “Denizli Olayı”nı tetikledi. Demirci Efe kızanlarıyla 8 Temmuz’da

Denizli’ye geldi. İstasyonda kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Askeralma

Bölge Başkanı Miralay Tevfik, bir kızanın “isteseydi önleyebilirdi” sözü üzerine, Demirci

tarafından maalesef şehit edildi. Ertesi gün olayla ilgili adları geçen altmışdan fazla (bazı

kaynaklarda altmışsekiz) kişi Demirci tarafından ölümle cezalandırıldı. Millî Mücadele’de Denizli tarihi açısından fevkalade üzücü olan bu olay, dönemin olağanüstü

şartları dikkate alınsa bile hukuki açıdan hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu olay

yüzünden Denizli Millî Heyeti bir müddet Denizli’den ayrılmak mecburiyetinde kaldı.

Yine Millî Mücadele süreci içerisinde bölgede bazı çeteler de türedi. Özellikle Çal

bölgesinde kendilerine “İslam Çetesi” adını koyan bir grup eşkıya ile Çivril bölgesinde

Çopur Musa Çetesi asayişi tehdit edenlerin başında geliyorlardı. Bölgedeki askerî birlikler

ile gönüllü müfrezelerin iş birliği sayesinde uzun bir takip ile bu çeteler tasfiye edildi.

Görüleceği üzere, bir taraftan Yunan işgallerine karşı vatan savunması yapılırken, bir

taraftan da içeride Millî Mücadeleye zarar verenlerle mücadele ediliyordu. Ama bütün bu

zor şartlara rağmen, Düzenli orduya geçiş ile birlikte önce İnönü’de, takiben Sakarya’da

işgalci Yunan kuvvetlerine büyük darbeler indirildi. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük

Taarruz ile bu zaferler süreci taçlandırıldı. 9 Eylül 1922’de İzmir Yunan işgalinden

kurtarıldı. Bu zaferler, bütün vatan coğrafyasında olduğu gibi, Denizli Sancağında da

coşku ile kutlandı. Tabii ki bu coşkunun bir de bedeli vardı. Pek çok Denizlili, vatan

savunmasında toprağa düştü, şehit oldu. Millî Savunma Bakanlığı’nın kayıtlarına göre

İstiklâl Savaşı’nda şehit olan beş yüzden fazla Denizlili vatan evladının künyesine

ulaşılmıştır. Ancak daha önceleri Denizli ve ilçeleri Nüfus ve Vatandaşlık İşleri

Müdürlüğü arşivinde iken 2010’lu yılların başlarından itibaren Ankara’ya alınmaya

başlanan Vefayâta Mahsus Vukuat Defterleri’nin incelenmesi ile şehit sayıları

güncellendiğinde bu sayının daha da artacağı düşünülmektedir.

Son söz olarak denilebilir ki, Denizli Sancağı Millî Mücadele’de, millî bir sorumluluk ve

hassasiyet içerisinde elinden gelen gayreti ve fedakârlığı ortaya koymuştur.


* * * * * * * * * * * * *

KAYNAK: (10.53478/TUBA.978-625-8352-64-1.ch01) | 1

Millî Mücadele Döneminde Denizli

Nuri Köstüklü* / * Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı,

* * * * * * * * * * * * *

YARARLANILAN BAZI KAYNAKLAR BİLDİRİMLERİ:

..........

76 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16; Denizli Mutasarrıfı Nazmi’nin Dâhiliye Vekâletine yazdığı 1 Eylül

1920 tarihli arzda, Necip Beğ’den; “Çal Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reis-i sabıkı” olarak

bahsedilmektedir.

77 Nuri Köstüklü, Millî Mücadele’de Denizli Isparta ve Burdur Sancakları, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi

Yay., 1999, s. 74. (Bundan sonra bu yayına yapılan atıfta, “Denizli Isparta” kısaltması kullanılmıştır).

78 ATASE Arş. KI: 558, D. 14, Fh: 22; . KI: 2490, D. 122, Fh: 16.

79 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 32; Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 19; Veysi Akın, Sarayköy Heyet-i

Milliyesinin kuruluş tarihini 17 Mayıs 1919 olarak belirtmektedir (Veysi Akın, “Müftü Ahmet Şükrü

Efendi ve Sarayköy’ün Millî Mücadeleye Katılması”, 15 Mayıs Millî Mücadele’de Denizli, s. 391.

80 Toker, Kuvâ-yı Milliye, s. 39

81 Tokat, Millî Mücadele’de Sarayköy, s. 27.

82 Akın, “Müftü Ahmet Şükrü”, s. 392.

83 Tütenk, Millî Mücadele’de Denizli, s. 83.

84 Veysi Akın, Sarayköy Heyet-i Milliyesi ve Millî Mücadele’de Sarayköy, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi

Yay., 2009, s. 18- 19.

85 ATASE Arş. KI: 2490, D. 122, Fh: 16

* * * * * * * * * * * *

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (=ATASE) Arşivi (Günümüzde

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesine alınmıştır).

A.Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (=TİTE) Arşivi

* * * * * * * * * * * *

Hiç yorum yok: