8 Şubat 2008 Cuma

Sarayköy Kuvvayı Milliyesi - 57. Tümen Komutanının Durumu / Emin Aslan Tokat

57. TÜMENİN KOMUTANI ALBAY ŞEFİK BEY'İN DURUMU
Nazilli bu sırada aynı zamanda Çine'den gelen 57. Tümeninde karargahı idi. Kurmay Albay Şefik Bey'in komutasında olan bu tümenin kadrosu dardı, efrat mevcudu azdı. Umum Komutanı Kurmay Albay Şefik Bey Umum K. Demirci Mehmet Efe nin maiyetinde sanki askeri müşavir ve hatta yaver vaziyetinde idi. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey esasen Umum K. Demirci Mehmet Efe'nin yanında adeta şuurunu kaybetmiş zavallı bir hasta vaziyette idi.Demirci Mehmet Efe den korkardı. Albay Şefik bey efeyi idare edeceği yerde sanki efe Şefik beyi idare ediyor desek daha doğru söylemiş oluruz. Tümen Komutanı o bölgedeki askeri harekatta aczinden olacak ki vaziyete hiçbir zaman hakim olamamıştır.
Demirci Mehmet Efe gayet dessas (hileci-düzenbaz) , şeytan, bir tilki kadar kurnaz ve tetikte durmasını bilen hunhar bir diktatördü. Hükümet Memurlarına bilhassa Vali, Kaymakam ve Subaylara asla itimat etmez ve hatta onları merkez ve taşralarda kendi efe teşkilatı ile daimi bir kontrol altında bulundu-rurdu. Teşkilatını Efeleri, zeybek kızanları ve terör siyaseti ile korkuttuğu Heyeti Merkeziye ve Heyeti Milliyeler vasıtasıyla öyle tıkırında işletiyordu ki Antalya' da kuş uçsa beş dakika sonra Nazilli' de duyardı. Hatta bir aralık itimat edemediği Antalya mutasarrıfını ve Burdur Mutasarrıfını azl ederek hapis dahi etmişti. Onun korktuğu ı, o da Yörük Ali Efe idi. Yörük Ali Efe ise Allah' tan başka kimseden korkmazdı. O “Ben Hazredi Ali'yim, Bana kurşun geçmez” derdi. Hakikaten kurşun geçmemesini sağlayan göğsünde her daima asılı büyücek içi çörek otu dolu bir muskası da vardı. Dindardı. Bir gün:
4- Yörük Ali Efe ile Buldan'dan arabalarla Sarayköy'e geliyordu. Yörük Ali Efe önde bir landonda , yanında Bekir emmisi ile beraber gidiyordu, arkada Ali Kurtlu Dede efe ile Ben ikinci landonda idik, arkamızdan da diğer zeybekler ve efeler 3-4 landonda bizi takip ediyorlardı. Yolda baş ucundan taşına paçavralar bağlanmış ve halk arasında sıtma için şifalı ad edilerek Dede dedikleri bir mezar göründü. Yanındaki Ali Kurtlu Dede Efe bu paçavralı mezarı görünce hemen arabayı durdurdu ve yere indi. Belinden büyük kamasını çıkardı ve mezarı kaması ile kazarak onu dağıtmaya ve yok etmeye çalışıyordu. Bunu gören Ali Efe de arabasını durdurdu ve yanımıza geldi “Ulan Dede ne yapıyorsun?” dedi. Dede efe de “Bir yerde iki dede olmaz ya o ya ben” dedi. Onun üzerine Yörük Ali Efe, Dede efenin elinden kamasını aldı. “Ulan kerata bununla bizim karılar ekmek pişirir, bu Zeybek kaması değildir” diyerek bu büyük kamaya fırlattı attı ve belinden daha küçük ve sivri uçlu olan kendi kamasını çıkarıp göstererek “işte zeybek kaması böyle olur” dedi. Ondan sonra “ hadi bin arabana !” işaretini vererek yürüdü Bu müdahalenin manası büyüktür. Bu hareket dini bir inanç ifade ediyordu. Ali Kurtlu Dede de cesur ve deli fişek olmasına rağmen ondan çekinir ve korkardı. Arabalar hareket etti. Sarayköy'e geldiğimizde çarşını ortasında ve kuyunun karşısında ağaçların altında oturduk.Kahve içiyorduk, bu sırada yukarıdan bir kuş Yörük Ali Efenin cepkenine kondurdu. Efe hemen tabancasını çıkardı tepesindeki dalda konmakta olan kuşa nişan aldı ve ateş etti, kuş düştü. Bunu gören efe can vermekte olan kuşa bakarak acıdı, “keşke vurmasaydım” diye hayıflandı. Halbuki Demirci Efe öyle değildir. Bir gün: Kaçaklıkta Sarayköy İstasyonunda 4-5 askeri abdeshane (tuvalet) içinde gözlerimizin önünde asker kaçağı diye sorgusuz cevapsız beyinlerine kendi eli ve kendi tabancası ile kurşun sıkmak suretiyle öldürmüştü, sonra da bir şey olmamış gibi müsterihine (gönlü rahat) kahve3sini içmeye devam etti. Bir gün Denizli'de gözlerimizin önünde Tümen Komutanı Albay Tevfik beyi, Vali Vekili Hakim beyi kendi eliyle öldürdükten sonra karşısında kendi emri ile cellatları yetmiş küsur zavallıyı enselerinden koyun keser gibi boğazlarken zavallıların can hırlaş seslerini, çığlıklarını duya duya Hükümet avlusunda rahatça nargilesini içiyordu. Her ne kadar bu olay iki meşhur efe arasında Yörük Ali Efe lehine bazı farık (ayırıcı) vasıflar gösterir gibi ise de Yörük Ali Efe nin Sultanhisar' ında bizzat irtikap ettiği haksız ve feci bir cinayette onu Demirci Mehmet Efe ye yaklaştırır. Her ne hal ise efelerimiz bütün bu kusurlarına rağmen vatan müdafaasında gösterdikleri ilgiden ötürü yine tarih karşısında hizmetleri takdire şayan görülerek affa mahzar olacakları tahmin edilebilir. Bahusustu ki Pirle beyli Mehmet bey, Hırkalı Halil Ağa Eski Vali Hilmi Bey, Antalyalı Nuri Bey, Albay Şefik Bey, Hacı Süleyman Efendi, Çerkez İsmail Efendi, Eski Milletvekili İlhami Bey, Hamza Bey, Hacı Şükrü Bey, Binbaşı İsmail Hakkı bey ve Jandarma Komutanı Nuri ve Ödemişli Tahir Beyler le Heyeti Merkeziye den Başkan Ömer, Başkan Vekili Tevfik, Belediye Reisi Emin, Giritli İsmail Hakkı, Çallı Tevfik Beyler gibi müşavirler daima umum K.Demirci Mehmet Efenin karargahına girip çıkıyorlardı. Binaenaleyh Efeyi ika ederek onu kötülüklerden az çok sakındırabilirlerdi.
Nihayet cahil bir köylüden başka bir şey olmayan Demirci Mehmet Efenin yaptıkları kötü işlerden biraz da gece gündüz yanında bulunan bu aydı kişilerin sorumlu olmaları icap etmez mi? Fakat maatteessüf bu kişilerden bazılarının bilakis Efeyi bazen kendi menfaatleri için tahrik ederek türlü türlü feci olayların ikacına sevk ettikleri de görülüyordu. Bu surette epeyce adamlar öldürüldü., hapsedildi, evler, çiftlikler, fabrikalar zapdedildi.
Kızlar kaçırıldı. Onun en bariz misali şudur ki, bu iki efeden birisi bugün milyoner vaziyette Nazilli'nin yarısını temellük etmiş durumda, diğeri de Sultanhisar civarındaki fabrikasında ve malik hanesinde hidiv ( Mısır Valisi) hayatı yaşamaktadırlar. Devletimiz ve Hükümetimiz onların hizmetlerine mükafatın bugünkü durumlarını hoş görmektedir. Bu keyfi olaylardan bir tanesini burada anlatmak isterim., Şöyle ki: O sıralarda Sarayköy kazası
Heyeti Milliye Başkanı idim. Bir gün Umum Kumandan Demirci Mehmet efeden bir tel aldım. Bundan Sarayköy'de bir İngiliz tebaasına ait olan pamuk çırçır fabrikasını Atçalı Kosti Efendiye verdiğini ve hemen tapu muamelesinin yapılarak fabrikanın Kosti efendiye teslimini emrediyordu. Ben cevabımda “Ben böyle Kanunsuz iş yapamam bu fabrika da bir İngiliz Tebaasına aittir, neticede başımıza siyasi bir dert çıkar, bundan vazgeçin” dedim. U.K.Demirci Mehmet efe Sarayköy Heyeti Milliye Başkanının bu menfi cevabından çok içerlemiş ve kızmış olacak ki Bir gün evimde arkadaşlarım ile otururken evimin kapısı acı acı dövüldü. Daha evvelden tiz ve sürekli düdük çalan bir tren sesi duyduğumda esasen şüphelenmiştim, arkadaşlara “bu trenden mutlaka zurnacı Ali efe var, Allah encamını hayır etsin yine bir şey var” demiştim. Zurnacı Ali efe trenlerde seyahat ederken daima lokomotife biner “Zurnacının geldiği belli olsun” diye mütemadiyen acı acı lokomotifin düdüğünü çaldırır, Deklimsek, zirzop bir Zeybek kızanı idi. Demirci Mehmet Efenin de sevdiklerinden di. (Nitekim yıllar sonra Denizli Milletvekili olarak Nazilli'ye ziyaretimde tesadüfen yolda gördüğüm eski U.K. Demirci Mehmet efe ile görüşürken yanımıza kıyafetsiz suratsız biri sokuldu. Demirci Mehmet efeye yine eskisi gibi Efem köyümüzde çalınan bir at için beni hırsız tuttular, hapse sokacaklar, Jandarma Kumandanına söyleyiver beni bıraksınlar” dedi. Eski U.K.Demirci Mehmet Efe de bana hitaben “Bunu tanıdın mı?” dedi Tanımadığımı söyleyince, “Zurnacı Ali Efe” dedi. O eski kurdun kuzuya döndüğünü görünce ben hayretle “Ulan sen ne oldun, hani eski halin “ dedim. O salak salak gülüyordu.) Hakikaten Zurnacı Ali Efe o vakit Sarayköy'e gelmiş ve beni çağırıyordu, mutat veçhiyle Zurnacı Ali Efenin ayağına gittim. Çarşı da şimdi yıkılan ve çay üzerinde o zaman Belediye dairesi olan binada Zurnacı Ali Efe beraberinde 10 kadar silahlı zeybek kızan ve Atçalı Kosti efendi bulunduğu halde beni bekliyordu. Zurnacı Al Efe beni görünce sert bir sesle gümüşlü mavzerine dayanarak cakalı bir surette “Şimdi Fabrikayı Kosti'ye teslim edeceksin Efemin emri” dedi. Sordum anladım ki Zurnacı Ali Efe kızanları ile ve hususi bir trenle Nazilli'den bu işe memur en, Kosti beraberinde olarak, Umum K. Demirci Mehmet Efe tarafından Sarayköy'e gönderilmiştir. Fabrikayı teslim etmezsem beni öldürmek kararındalar. Bununla bir iş bitmez ben öldüğümle kalacağım, fabrikada yine alınacak, bu tazyik karşısında hayatım bahasına olacak olan bu manasız muhalefetten zaruri olarak vazgeçtim ve bir İngiliz Tebaasına ait olmasından dolayı çoktan beri heyeti milliye mühür ü ile mühürlenmiş olarak muhafaza altında tutulan bu fabrikayı ( Bu amiri mücbirin tazyiki ile) eşyasını sayarak Kosti ye devir teslim ettim. Zurnacı Ali Efe hemen Fabrikayı Kostiye teslim ile bir saat sonra kendisini istasyonda bekleyen hususi trenle hareket ederek yarı saat sonra Nazilli'ye vardı.ve Oradan memnuniyet ifade edildi. Fabrikada bir hayli balya pamuk da vardı. Artı sonradan öğrendik ki bu fabrikayı asıl Kosti den sonra U.K. Demirci Mehmet Efe alacakmış ve nitekim içindeki pamuklarda Demirci Mehmet Efe namına Fabrika da Efeler tarafından kaldırılmış ve gönderilmiş.(Bu pamuk balyalarını bilahare bende Dinar istasyonunda gördüm) Bu kabil icraata bir diğer misal: Pirle bey eşrafından Mehmet Beyin güzel bir kızı vardı, bunu U.K. Demirci Mehmet Efe kardeşi için istiyor, Pirle beyli Mehmet Bey de Kızına küfüv (yaşıt-akran) olamayan bu efeye kızını vermek istemedi. Fakat efe zorla kızı kaçırdı ve nikahlandı, Kız bilahare teessüründen verem olup öldü.. Karacasu ilçesi inzibat komutanı Kamil Efe de Karacasu eşraflarından Hacı Sali Ağanın kızını iki karısı üzerine kaldırarak almıştı(Bu efeyi sonra öldürdüler)
Sonra Nazilli'de Umum K.Demirci Mehmet Efe diğer yerlerde de diğer efeler zorla halkı parasız angaryada çalıştırmak ve trenlerle ve arabalarla halka parasız kum ve taş taşıtmak, kireç yaktırmak ve taşıtmak suretiyle büyük büyük binalar yaptırmışlardır. Demirci Mehmet Efenin Nazilli'deki binaları hep bu surette yapılmıştır. Bu binalar bugün dahi kısmen natamam durmaktadırlar.
Yine bir gün Nazilli'de feci bir olay tüylerimizi ürpertti. O gün Sökeli Ali Efe Yüzbaşı Fikri Beyi kendi eliyle parça parça ederek vahşi yane bir surette öldürmüştü. Biz onu bu hareketinden ötürü U.K.Demirci Mehmet Efe tarafından belki hapsedilir veya cezalandırılır diye umuyorduk. Halbuki merkez komutanı Sökeli Ali Efenin neşeli bir surette Nazilli çarşılarında serbestçe dolaştığını ve Demirci Mehmet Efe tarafından tekdir bile edilmediğini öğrendik.
GALİP HOCA HADİSESİ :
Demirci Mehmet Efenin köşkteki karargahına “Galip Hoca” adı ile ve Hoca kıyafeti ile biri geldi. Efe bu Hocayı hüsnü kabul gösterdi. Dilbazlığı ile kiyaseti ile kendini U.K. Demirci Mehmet Efeye sevdiren Galip Hocayı bir müddet kendine müşavir olarak karargahında alıkoydu. Fakat sonra sağdan soldan “Bu zat hoca değil eski İzmir İttihat ve Terakki Katibi mesulü Celal beydir ( eski Başvekil Celal BAYAR idi), cepheye ittihatçılık sokuyor” diye dedikodular başladı. Bu dedikodular U.K. Demirci Mehmet Efenin kulağına gidince Efe kendisinin alet edildiğini zannederek kızdı, hatta Celal BAYAR' ı öldürmeyi bile tasarlamıştı. 20 Eylülde Celal Bayar güçlükle köşkteki karargahtan Sarayköy'e kaçıp hayatını kurtardı. Buldanlı zade Hacı Emin Efendinin konağında saklandı ve nihayet oradan da Ankara' ya gitti. Celal BAYAR' da efenin üzerinde müessir olamamıştır. Efe hiçbir vakit onun da direktifi altına girmemiştir.
ALİ KEMAL PAŞA MESELESİ :
İstanbul Hükümeti hala Milli Mücadelenin durdurulması ve dağıtılması için çalışmakta devam ediyordu. Dahiliye Nazırı Ali Kemal'in telgrafla yaptığı tehditler, heyeti nasihanların(insanların) nasihat ları mücahitler üzerinde hiçbir tesir icra edememişti. Mücahitlerin kandırılarak ve korkutularak dağıtılmasının temini maksadı ile merkez bir de Jandarma Genel Komutanı Ali Kemal Paşa yı göndermişti. Ali Kemal paşa beraberinde Kurmay Yarbay Mustafa bey olduğu halde 02/Ağustos/1919 tarihinde geldi. Aldığı emir üzerine Denizli, Sarayköy ve Nazilli'de bu ödevini yapmaya çalıştı. Milli Mücadeleyi baltalamak için elinden geleni yaptı, çok uğraştı. Buna rağmen azimle mücadeleye devam eden fedakar ve kahraman mücahitleri bir türlü kandıramadı, korkutamadı. Bilakis Paşa Nazilli'ye geldiği zaman U.K.Demirci Mehmet Efe Kendisini İstanbul Hükümetine karşı yardımlarını sağlama amacıyla fidyeinecat olarak hapsetti. Saray ve İstanbul Hükümeti bu olaydan pek çok endişelendiler.Sinirlendiler, Zira Ecnebi devletlere karşı güya tediple dağıtmaya memur oldukları asilere karşı “Mücahitlere” bir başarı gösteremedikten başka onların güya tenkidine giden U.Jandarma Komutanı bir de asiler ve bağiler “Mücahitlerimiz” eline esir düşmüştü. Hatta maddi ve manevi gösterilen bütün gayret ve teşebbüslere rağmen Saray ve İstanbul Hükümeti U.Jandarma Komutanını asilerin elinden bir türlü kurtaramıyordu da. Burada Türk'ün vazifesini bilir Hükümetine karşı sadak atını gösterir bir misalini vereceğim: U.Jandarma Komutanı Ali Kemal Paşa yı hapis bulunduğu odasında ziyaret eden Yörük Ali Efe ziyaretini bitirip çıktıktan sonra gözleri yaşlı idi. Bizleri görünce “Ben Paşanın yanına gelince Paşa ayağa kalktı, benim gibi bir eşkıya parçasına Devletin koca bir paşası ayağa kalkarsa o hükümetin ne kıymeti kalır, bundan çok üzüldüm” dedi. Demek ki Türk asaleti ruh iyesi bazen zulümden ve cehaletten dağlara çıkarak eşkıyalık yapmak suretiyle bazıları tarafından ne kadar isyan etse de kendisine hizmet eden temiz büyüklerine karşı daima kalbinde saygı taşır.. Fakat ne çare ki bunlar o saygıya layık büyükler değillerdi. Zira devletin varlığını ve şerefini Vatanının toprak bütünlüğünü korumak hususunda ödevli oldukları işleri ihanete kapılarak yahut korkularından yapmamışlardı. İşte Yörük Ali Efe de esasen bu büyüklerin “sözüm ona” eşkıyalara ayağa kalkacak kadar eksikleşerek bu derecelere düştüklerinden ötürü üzülüyordu.
Aydın Cenup cephesi bölgesinde askeri durum istikrarını muhafaza ediyordu.Düşman yine ara sıra deneme saldırılarında bulunuyor, mücahitlerimiz de kahramanca müdafaalarında devam ediyorlardı. Bu sırada en büyük fedakarlığı gösteren ve cephe idare ve sorumluluğunu üzerlerine alanlar cephe komutanı binbaşı İsmail Hakkı bey (eski cephe komutanı Binbaşı Hacı Şükrü Bey, U.K.Demirci efe ile geçinemediğinden 6/Kasım/1919 tarihinde cephe komutanlığından uzaklaştırılmıştır. ), Sarayköy Süvari Binbaşısı Ethem Bey yedek subay Ahmet Nazif , Yüzbaşı Zekai, Yüzbaşı Kemal , Yüzbaşı Kadri, Yüzbaşı Kevni, Arap Yüzbaşı Nuri Yüzbaşı Rasim, Yedek Subay Necmettin ve Cemal beyler ile daha isimlerini hatırlayamadığım çok değerli arkadaşlarımızdı ki hepsine buradan en derin candan saygılarımı ve hayranlıklarımı takdirlerimi sunmakla en şerefli ödevimi yapmış bulunuyorum. Bununla beraber Biz cephede ne vakte kadar müdafaada pasif bir halde bekleyebilirdik? Bu bekleyiş bahusus yine Yunanlıların lehine idi. Çünkü gün geçtikçe kuvvet celp ederek kuvvetleniyorlardı. Nihayet düşmanı yurdumuzdan sürüp çıkarmak ödevi bize düşüyordu. Fakat ne çare ki yokluktan zaruri ve mecburi olarak cephede tane ile sayılarak mücahitlerimize cephane dağıtıyor ve muzdur kalmadıkça ateş edip cephane israf etmemelerini ancak düşman taarruza kalkarsa müdafaada cephane kullanmalarını ve hatta bu gibi hallerde bile fırsat düştükçe süngüyü tercih ederek savaşmalarını tavsiye ediyorduk. Elde birkaç top vardı. Fakat bunların da kalmaları vaktiyle düşmanlarımız tarafından alınmıştı. Binbaşı Latif bey eski ustalardan Gıpgıp Ahmet bey' le bu topların Denizli'de kamalarını yapmak ve uydurmakla meşguldüler. Bu arkadaşlarımız az çok bu teşebbüslerinde başarı da elde ettiler. Bu durum karşısında zaman zaman Yunanlıların umumi taarruza kalkacakları da ara sıra şayi oluyordu. Bu sırada muvakkat bir zaman için Ödemiş Jandarma Tabur Komutanı Yüzbaşı Tahir Bey köşk ve Balyanbolu cephesi komutanlığı ödevini ifa ediyordu. Kendisi evhamlıca bir zattı. Ben ekseriya olduğu gibi mutadım veçhiyle cephe ile ilgilenip karargaha ziyarete giderdim. Yine böyle bir nezaket ziyaretinde bulunmak üzere Karargahta Komutan Tahir Beye uğramıştım. Ne var ne yoktan sonra ben Komutana “İyilik, yalnız bugün elime geçen Fransızca Tan gazetesinde Paris Konferansının bu bölgeyi Yunanlılara vaat ettiklerini okudum.Ve çok üzüldüm, İnşallah aslı çıkmaz” dedim, hakikaten o tarihlerde elime geçtikçe okuduğun Tan gazetelerinden birinde böyle bir şey görmüştüm. Tahir Bey, “Aman ne yapıyorsun öyle ise biz burada beyhude mi uğraşıyoruz ? diye bir feryattır kopardı. Bende “Aman Tahir bey kendine gel ne oluyorsun, metanetini muhafaza et, biz esasen burada ne için çalışıyoruz?” dedim, Fakat biraz fazla asabi olan bu zat hemen keyfiyeti fazlaca telaşlanarak Nazilli de U.K. Demirci Mehmet Efe den tel ile sormuş Nazilli'ye avdetimde beni U.K. Demirci Mehmet Efe karargahına çağırttı. “Cephenin maneviyatını bozuyorsun “ diye nerede ise beni öldürecekti. Bereket versin Pirle Beyli Mehmet Bey ve Hırkalı Halil Ağa Vesaire beni tanıyan ve seven zatların müessir ricalar ile kurtulabilmiştim. Görülüyor ki o tarihlerde cephe komutanlığı asabı zayıf, tecrübesiz kimseler elinde bulunuyordu. Binaenaleyh cepheye büyük rütbeli tecrübeli bir umum kumandan bulmak icap ediyordu. Bu sırada Yunan zulmü had dereceye gelmişti. İşgal altındaki zulüm ve işkenceden sürekli bir şekilde inleyen Yurttaşlarımızı da biran evvel kurtarmak gerekiyordu. Bu sırada Şark' tan bir güneş doğdu ve ümitli bir ışık göründü. İstanbul Hükümeti tarafından 9.Ordu Müfettişi tayin edilerek 19/Mayıs/1919 tarihinde Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa doğruca Erzurum'a gitmiş ve oradan resmi vazifesinden çekilerek Vilayeti Şarkiye Müdafai Hukuk Teşkilatına sadece bir Yurttaş gibi iltihak etmiş ve kongre ile beraber çalışmaya başlamış ve bize pek yakında orada teşkil etmiş olan “Yeşil Ordu” ile imdadımıza gelecekmiş, bundan pek çok sevindik. Yeisten dolayı biraz sarsılan maneviyatımız daha da yükseldi. Haftalarla bekledik bu yeşil ordu bir türlü kurulamıyor ve gelemiyordu, hatta bir intizara daha fazla dayanamayarak Sarayköy Kaymakamı Mithat beyle beraberce doğruca Mustafa Kemal Paşa ya bir telgraf çekerek “Kuru vahitler yeter artık acele fiili yardımlarınızı bekliyoruz” dedik. Gelen cevapta “İmdat yakın dayanınız” maillinde idi. Biz de esasen dayanmakta sebat ediyorduk, başka da ne yapabilirdik? Bu sıralarda hakikaten Şark' ta da önemli olaylar geçiyordu, merkezi Erzurum da bulunan 15. Kolordu Kazım Kara Bekir komutasında büyük dava da çok faydalı ve tesirli roller oynuyordu, Hatta Mustafa Kemal paşa 9. Ordu Müfettişi olarak Erzurum'a vardığı zaman resmi görevinden ayrılarak sade bir Yurttaş gibi Erzurum'daki Milli Mücadele teşkilatına katılması üzerine İstanbul Hükümeti tarafından 15. Kolordu Komutanlığına “Beraberinde 3.Kol Ordu Komutanı Albay Rafet Bey de bulunduğu halde orada hükümet emrine aykırı hareket eden 9. Ordu müfettişi Mustafa Kemal Paşa yı arkadaşları ile beraber yakalayarak mahfazan İstanbul'a gönderilmesi” emri verilmişti. 15. Kolordunun kahraman ( bugün rahmetli ) komutanı Kazım Karabekir Paşa bu emre itaat etmeyerek bilakis Mustafa Kemal Paşayı ( Atatürk) onunla el birliği yapmak suretiyle himaye etmiştir. Sonraları bu Kolordu ile Kazım Kara Bekir Paşa bütün Ermenistan ı fetih ederek orada Ermeniler ve Ruslarla Yurdun faydasına uygun şanlı anlaşmalar yapmış ve bu suretler de Şark' tan bütün tehlikeleri önleyerek istikrarı tesis etmiştir. Bütün Milli Mücadele boyunca Vatan için büyük kahramanlıklar gösteren bu büyük ölünün önünde saygı ile eğiliriz. Yüce Tanrı rahmetliden hoşnut olsun.


Sarayköy Kuvvayı Milliyesi - NAZİLLİDE SON DURUM / Emin Aslan Tokat

NAZİLLİ'DE SON DURUM:
Cephede Düşman saldırılarına devam ediyordu. Cephane darlığı iaşe müşkülatı durumu son derece güç ve nazik bir hale getirmişti. Bu sıralarda cephemizde önemli bir olay göze çarptı. O da Kol ordu Komutanı ve Sivas Heyeti temsil iyesi üyelerinden Albay Rafet bey 16/Kasım/1919 tarihinde Nazilli'ye gelmişti. Biz Albay Rafet beyin bu gelişinden Yeşil Ordu vaadini hatırlayarak cepheye yardım ve idareye iştirak bakımından çok sevinmiştik. Bilhassa heyeti merkeziye yi teşkil eden bizler (Ban o vakit heyeti merkeziye de Sarayköy Delegesi olarak çalışıyordum. Adeta Efeler tahakkümünden kurtulduk diye bayram ediyorduk. Fakat aradan daha pek uzunca bir zaman geçmeden Yeise düştük . Zira anlaşılmıştı ki Refet bey cephe durumumuzla ilgilenerek bize yardım için gelmiş değil bizden bilakis Sivas'taki heyeti temsili ye ye bağlamak suretiyle kuvvetlerimizden isyanların bastırılması için faydalanmak amacı ile Sivas'tan bölgemize Mustafa Kemal Paşa tarafından gönderilmiştir. Hakikaten o sırada iç ayaklanmaların çokluğu Ahmet Anzavur Paşanın teşkil ettiği ve İstanbul Hükümetinin himaye ve sevk ettiği kuva yi inzibat iyenin baskısı bir taraftan da Şeyhülislam Dürreizadenin bazı yurttaşlara tesiri bakımından çıkardığı fetvalar yüzünden durum pek çok nezaket kispetmiş idi. Bu iç ayaklanmalar yüzünden halkın maneviyatı gittikçe sarsılıyordu. Binaenaleyh Sivas heyeti temsil iyesinin yardıma ve kuvvete şiddetle ihtiyacı vardı. Binaenaleyh Albay Refet beyin Nazilli'ye gönderilmesinde memleket için bir bakıma büyük fayda ve zarurette vardı. Fakat Refet bey efeye bir türlü hakim olamıyordu, Bilakis efenin nezdinde aciz bir vaziyette bulunuyordu. Bir tilki kadar kurnaz olan U.K.Demirci Mehmet Efeden Refet bey korkmaya başladı, hatta o hale geldi ki mahalli işlerde Efeye direktif vermek değil bilakis Refet bey efeden direktif almaya başladı, yalnız Refet beyin bir başarısı vardır, Muhakkak ki maksadını temin için Efeyi idare etmeye çalışıyordu, İç ayaklanmaları bastırmak için efeden ve Aydın cephesinden kuvvetler ayırtıp isyan bölgelerine gönderebilmişti. Sökeli Ali efenin Yüzbaşı Fikri Beyi öldürdüğünü bu suretle subaylarımızın efelerden nefret ettiklerini ve netice bunlardan cephenin sarsılacağını düşünerek emsaline bir müessir ibret olmak için Sökeli Ali efenin cezalandırılması hususunda ordu namına Demirci Mehmet efenin nezdinde teşebbüslerde bulunmasını Refet Bey den dört arkadaş rica ettik. Bu teşebbüs ve teklifimize karşı Kolordu Komutanı olan Sayın Albay Refet bey bizden “Fikret bey idaresizlik etmiş ve bir zeybek öldürmüş, cezasını bulmuş, buna karşı yapılacak bir şey yoktur.” Dedi. Biz kendisinin bu cevabından anladık ki Sayın Albay Refet bey efeden çok çekiniyor, o gün için zaruri olan böyle bir faydalı ödevi kabul etmek istemiyordu. Zira böyle bir ödevi ifa edeyim derken kendi hayatını tehlikeye düşürebilirdi.
Refet bey cephemiz ile de ilgilenmiyordu, Heyeti Merkeziye kararı ile ben Çal delegesi Tevfik bey ve diğer bir arkadaş olmak üzere üç kişi Albay Refet beyi heyeti merkeziye karar ve emri ile dairesinde ziyaret ederek “Bu günlerde Yunanlıların Balyanbolu cephesine büyük toplar getirdiği ve düşmanın muhtemelen yarın büyük bir taarruza kalkacağı söyleniyor, endişeliyiz, ne yapalım, ne tavsiye edersiniz?” diye kendisine sorduk (Bu müzakereyi icap ettiren Heyeti Merkeziye belgesini daha başka diğer belgelerle beraber talebi üzerine daha evvelce Celal BAYAR' a vermiştim.) Sayı Albay Refet bey bizim bu sualimize karşı “Düşman üstün kuvvetlerle taarruz ederse ne yapabiliriz, elimizden ne gelir?” tarzında baştan savma bir cevap vermişti. Artık Refet bey yeni ve müspet bir iş olarak her kadar Albay Şefik beyi İzmir Cenup Bölgesi kumandanı yapmışsa da yine neticede ne Şefik bey ne kendisi cephemiz için faydalı olamadılar, bilakis cephe bozuldu, zararları oldu. Çünkü cepheden kuvvet ayrılmasına sebep oldu ve nihayet kendisi de Nazilli'den ayrıldı gitti.
Refet bey Nazilli'den ayrıldıktan sonra bu geniş bölgede gün geçtikçe efenin nüfusu artmakta devam ediyordu. Heyeti Merkeziye de hepimiz üzerinde, taşralarda Heyeti Milliyeler üzerinde Tümen Komutanı Şefik Bey üzerinde tam manasıyla müstebit bir kral tesiri yapıyor ve muvaffak da oluyordu. Şüphesiz bu durumu şahsi menfaatleri için istismar edenlerde eksik değildi. Fakat elden ne gelirdi? Biz samimi olarak cephenin yaşaması namına her şeye zaruri olarak katlanıyorduk.
29/Ağustos/1919 tarihinde Üçyol bölgesinde bir taarruz tecrübesi yapıldı. Şayet bu taarruz başarı ile inkişaf etseydi maksadımız Aydın'ı tekrar almaktı. Fakat maatteessüf taarruzu kazanamadık ve Düşmanı Aydın'dan çıkarıp atamadık. Bir hayli kuvvetlerimiz iç ayaklanmaları bastırmak için cepheden alınmış ve muhtelif istikametlerde ayaklanma bölgelerine gönderilmişlerdi. Bizzat U.K.Demirci Mehmet Efe komutasında Postlu Mustan Efenin de dahil olduğu kuvvetlice bir zeybek müfrezesi Deli başı tenkil etmek üzere Konya'ya gitmişti. Nihayet Konya'da Deli baş tenkil ettikten sonra kendisi de Akseki, Alaiye, Antalya üzerlerinden bir hayli münasebetsizlikler yaparak Nazilli'ye döndü. Diğer taraftan da Danışmetli İsmail Efe maiyetinde 60 zeybek ve 40 nefer askerden müteşekkil Nazım bey (bu zat şehit düşmüştür) ve Sarayköylü Binbaşı Ethen Beyler komutasında bir ikinci müfreze de Yozgat' ta isyan eden Çapanoğulları ile Biga, Bolu Düzce ve diğer bölgelerde güya bir elinde Kuranla Halifenin emri ile dini kurtarmaya ve isyanı bastırmaya memur edilen ve Saray ve İstanbul Hükümetinin emir ve kumandasında çalışan kuvayi inzibatiye komutanı Anzaur Ahmet paşa üzerine yürümek ve bunları tenkil etmek için memur edilen kuvayi seyyare Umum Komutanı Çerkez Ethem Bey maiyetine verildiler. Bu kuvvetler Çerkez Ethem Beyin kuvvetleri ile beraber büyük bir müfreze teşkil ettiler. Hayli yorucu tenkil hareketleri yaptıktan sonra neticede asiler mağlup oldu. Çapanoğlu kaçtı. Keza Anzavur Ahmet paşa da İstanbul'a kaçtı. Vekili Hacı Musa dahil olduğu halde bir çok esirler alındı. Bu başarıyı U.Kuvayi Seyyare ve te'dibiye Komutanı Çerkez Ethem Bey 24-25/Nisan/336 tarihinde Nazilli'de Kavaiye Milliye Umumi Komutanı Demirci Mehmet Efeye bildirdi. Demirci Mehmet Efe de etrafını müjdeledi. Merkeze yardım ve büyük davaya hizmet bakımından hakikaten bu zafer önemlice idi. İşte bu suretle cephemiz kuvvetleri kendi cephemizden binlerce kilometre uzak yerlerde başka ödevlerle uğraşırken tabiatıyla yorgun ve zayıf düşmüştür. Asıl kendi cephemiz ise hala zayıflığını ve nezaketini muhafaza ediyordu. U.K.Demirci Mehmet Efe halkın maneviyatını okşamak ve biraz da kendi dini taassubundan olacak ki (Bizde o sıralarda milli şuurdan ziyade dini taassup daha revaçta idi) maneviyata fazlaca ehemmiyet vermeye başladı. Hatta sureti aşağıda görülen çok enteresan bir tamimle mülhakata da bu hususta kudretli ve şiddetli emirler verdi ve bu emrine de büyük önem vererek iyice tatbiki için bizzat takip ediyordu. Bunlardan bir tamim sureti:
Heyeti Milliyelere : Camilerde beş vakit namazı ve Tekkelerde zikri son derece sizden rica ederim, bu meselenin suretle takibi ile mütecasirleri hakkında muamelei kanuniye ifası ile ahalinin her halde camilere sevkleri ve neticei takibattan malumat ifası.3/mart/1336 İmza U.K. Demirci Mehmet Efe .
Artık her yerde zeybekler gece gündüz dayaklarla ahaliyi sokaklardan ve kahvehanelerden toplayarak camilere sevk ediliyor, ve bu suretle bir çoklarını da ab destsiz namaz kıldırıyorlardı
Keza alenen oruç yemek ve rakı içmek kimin haddine idi? Bir taraftan komik bir şekilde çalışma ve çabalamalar böylece devam ederken düşmanda beklediğimiz umumi taarruzuna kalktı ve üstün kuvvetlerle yapılan düşman taarruzu karşısında mücahitlerimiz bir çok fedakarlıklarla cephede tutunmaya çalıştılarsa da nihayet düşmanın ağır baskıları altında dayanamayarak tedricici surette ve müdafaa Dündar savaşları vere vere Menderes köprüsüne kadar ilerlediler. Bu sırada ahaliyi Müslim e hicrete başlamıştı. Aydın Mutasarrıflığı daha önce Söke'ye nakletmiş ve orda çalışmaya başlamıştı. Fakat bilahare Söke de yunanlılar tarafından işgal edildi. Düşman zulümleri karşısında Söke Halkı da gerilere hicrete kalktı ise de o vakit mutasarrıf olan Halil bey güya Ordu Komutanı Ali İhsan paşa dan aldığı şiddetli emirle halkın bu hicretine mani oldu. Bu yüzden zavallı Söke Halkı düşmanın çok fena zulümlerine maruz kaldı. Halkın bu suretle düşman zulmüne bırakılmasından ve hicrete mani olmasından dolayı Ali İhsan paşa ile Mutasarrıf Halil Beyi tarih karşısında sorumlu olmaları lazımdır.
30/Haziran'da Nazilli Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. U.K. Demirci Mehmet Efe ve 57. Tümen Karargahları 25/Haziran/1919 tarihinde Sarayköy'de İstasyon Memurunun evine naklettiler. Menderes cephesini tutmak için Sarayköy'de epeyce çalıştılar. Bu sırada muntazam müzaharat Bölüğü halinde ve ardında Sarayköy Gönüllü Kuvvetler ile Isparta Milletvekili Hafız İbrahim beyin Isparta'da teşkil edip, Kurmay Yarbay Eyüp Beyin komutasında Sarayköy'de cepheye gönderdiği Demir Alayında gösterdikleri azami fedakarlık ve kahramanlıklar ile Menderes cephesi kuruldu. Artık Düşman taarruzu orada durmuş ve Menderes cephesi tesis ve tespit edilmişti. U.K. Karargahlarını U.K. Demirci Mehmet Efe ve cephe ve Tümen Komutanı Kurmay Albay Şefik Bey cepheye pek yakın görmüş olmalılar ki 4/Temmuz/1919 da Sarayköy'ün Goncalı İstasyonuna naklettiler. Nazilli boşalırken oradaki yerli Rumlarda Sarayköy Denizli Rumları ile beraber Eğirdir'e tehcir edilmekte idiler. Heyeti Merkeziye bu tarihte Denizli'ye gelmiş, şimdi Belevli Yusuf beyin evi olan İstasyon civarındaki binada çalışmaya başlamıştı. Denizli Rumlarının tehciri işine U.K.Demirci Mehmet Efe Sökeli Ali Efeyi memur etmişti. Sökeli Ali Efe maiyetindeki 10-15 kızanı ile Denizli'ye gelip Rum mahallesinde bu işlerle meşgul olmağa başlamıştı. Fakat bu sırada Denizli'de için için bir kaynaşma oluyordu. Sökeli Ali Efe Denizli Rumlarını zulüm ederek tehcir ederse maazallah Yunan ordusu Denizli'yi işgal ederse Denizlilerin ve Denizli'nin hali nice olurdu? Bu endişe halkı acı acı düşündürüyordu. Bu sırada Denizli eşrafından bir kısmının teşviki ile muhtemel bir Yunan istilasından ve intikamından memleketi ve halkı korumak için Denizliler tarafından İtalyanların Denizli'yi işgale davet edildiği ve güya bu fena teşebbüsü önlemek için Umum Komutan Demirci Mehmet Efe Denizli'yi basarak tenkil ve tehcir ettiği söylendi ve iddia edildi ise de bu cihetle esasen daha evvelden önlemiş olduğundan hiçbir vakit mesele fiilen varit olmamıştır.


Sarayköy Kuvvayı Milliyesi - DENİZLİ VAKASI / Emin Aslan Tokat














DENİZLİ VAKASI :
Cephenin bozulması üzerine Denizli müftüsü arkadaşlarından bir çokları ile beraber Tavas'a göç etmişti, Heyeti Milliye nin yerine bambaşka kimselerden müteşekkil bir aleyhtar zümre iş başına geldi. Liva ‘ da o sırada mutasarrıf da yoktu. U.K.Demirci Mehmet Efe ve Denizli müftüsü Ahmet Hulusi Efendi ile pek de iyi geçinemeyen ve bilhassa müftünün taşkınlıklarına tahammül edemeyen Denizli mutasarrıfı Faik ÖZTIRAK en nazik bir zamanda Liva yı terk ederek Ankara'ya gitmişti. Hakikaten o sıralarda müftü Ahmet Hulusi Efendi arabasının önüne bayraklar astırarak iki yanında muhafızları ile sadrazam vari bir halde kimseyi tanımayarak dolaşır ve çalışır bir halde idi. Müftünün bu haline Liva mutasarrıfı Faik Bey (Faik Öztırak) tahammül edemiyordu.
Mutasarrıf Faik Bey Denizli'yi terk edip gittikten sonra Denizli o nazik zamanda adeta bir hükümetsizlik ve başsızlık hüküm sürüyordu. Bu boşluğu gören ve doldurmak isteyen Heyeti Merkeziye o sırada Muğla mutasarrıflığına tayin edilip de Denizli den geçmekte olan Müştak Lütfi Beyin Denizli'nin o sırada önem kazanan nazik durumundan ötürü Denizli mutasarrıf vekaletinde çalışmasını istedi.Ankara'nın muvafakati ile Müştak Lütfü Bey o sıralarda muvakkat bir zaman için Denizli mutasarrıf vekaletinde bulundu. Fakat Denizli' deki için için kaynaşmaları gören ve ileride kaynaşmaların büyük ve tehlikeli olaylara sebebiyet vereceğinden şüphe eden Müştak Lütfü Bey de Denizli' de kalmayarak hakim beyi mutasarrıf vekilliğine bırakıp alelacele memuriyeti asliyesi başına yani Muğla'ya hareket etti. İşte bu sıralarda artık tamamıyla Denizli' de asayişsizlik baş göstermişti. Bu tehlike karşısında Heyeti Merkeziye de Denizli'yi terk ederek Dinar'a taşındı ve Dinar istasyon memurunun evine yerleşerek çalışmağa başladı.
Denizli hükümetinin aczinden (Jandarma tabur komutanı Hamdi Bey de çok yumuşak ve korkak bir adam olduğundan o sıralarda ortadan kaybolmuştu) istifade eden zeybekler de taşkınlıklarını ve münasebetsizliklerini hayli ileri götürmüşlerdi. Zeybek kızanların bu taşkın hareketlerinden sinirlenen bir kısım Denizli li yurttaşlar pusu kurarak (Tabakhane civarında ve şimdiki talebe yurdu mevkiinde) tüfekle Sökeli Ali Efe yi ve Kara Mustafa'yı ateş ederek öldürdüler. Bunu duyan Umum Komutanı Demirci Mehmet Efe Denizlilere dehşetli surette kızdı. Diğer zeybekler Umum Komutanı Demirci Mehmet Efe yi tahrik için Sökeli Ali Efe nin cesedini yanına getirip önüne uzattılar. Bunu görünce bütün bütün iradesini kaybeden Demirci Mehmet Efe hemen hususi bir trenle ve bir çok zeybek kızanla beraber hemen Goncalı'dan Denizli'ye hareket etti.
O gün Denizli'nin mahşeri andıran manzarası görülmeye değer bir halde idi. Herkes kaçmıştı, Denizli'nin etrafı makineli tüfeklerle ve zeybeklerle kuşatılmıştı, sokaklar pek tenha ve korkunç bir halde idi, Denizli çarşısı zeybekler tarafından tamamıyla yağma edilmişti ve U.K. Demirci Mehmet Efe Denizli'yi yakmak ve ahalisini katletmek kararında idi. Tren Denizli İstasyonuna gelince Umum K. Demirci Mehmet Efe gözlerini kan bürümüş bir halde kendilerini istikbal için istasyona gelen heyet mey anında evvela ilk önüne çıkan kalem reisi Albay Tevfik Bey' i ondan sonra da sırasıyla mutasarrıf vekili hakim beyi ve savcı Mehmet Ali Beyi bizzat kendi eliyle ve kendi tabancasıyla beyinlerine kurşun sıkmak suretiyle öldürdü. Ve oradan doğruca hükümet konağına gidildi, hükümet avlusunda Umum K. Demirci Mehmet Efe cellatlarını çağırdı ve diğer zeybeklerle beraber bütün Denizlileri gözünün önünde kesmelerini emretti. Zeybekler adeta şehir içinde sokaklarda ve caddelerde avcı hattına çıkıp kesecek adam arıyorlardı, yakaladıkları Denizlileri getirip cellada teslim ediyorlardı. Cellat Mustafa ve arkadaşları hükümet karşısındaki boş arsada bu zavallıları enselerinden kesmek suretiyle öldürmeye devam ediyorlardı. Feryat, figan, canhıraş sesler ortalığa dehşet veriyordu. Denizli'nin Heyeti Milliye reisi Müftü Ahmet Hulusi Efendi başta olduğu halde bütün ileri gelenleri Tavas'a kaçmış ve canlarını kurtarabilmişlerdi, halktan birçok kimseler de köylere, kırlara ve dağlara hicret etmişlerdi. Zeybekler bütün evlere girip çıkıyor adam arıyorlardı. Bütün bu kepazelikler 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey'in gözü önünde cereyan ediyordu. Albay Şefik Bey Umum K.Demirci Mehmet Efe'ye karşı tek kelime söyleyerek bu zavallıların imdatlarına ve şefaatlerine gitmiyordu. Şefik bey adeta taş kesilmişti, karşısındaki arsada cellatlar mütemadiyen çalışıyordu, ki bu arsa adeta kanlar içinde kalarak bir mezbaha halini almıştı. O kadar ki kesilmek için getirilmiş zavallıların önünde bir çok kesilmiş kimseler ölü ve ağır yaralı olarak yatmakta bir çokları da bir taraftan kesilmekte bir kısmı da kurbanlık koyunlar gibi kuyrukta kesilme sıralarını bekliyorlardı. Bu suretle yetmiş seksen kadar zavallı ense ve boğazlarından kesilerek öldürülmüşlerdi. Hatta içlerinden biri (bu zat bir posta telgraf memuru idi.) tamamıyla şah damarı kesilmemiş olmalı ki zeybekler tarafından öldü diye terk edildiği halde sonradan dirildi, hastanede bilahare tedavi altına alınan bu zavallı yurttaşımız bugün hala malul bir halde Denizli' de yaşamaktadır.
Denizli'den Tavas'a kaçan Denizlilerin peşinden U.K. Demirci Mehmet Efe' nin kızanları ile Tavas'a giderek orada onları da cezalandırması ihtimali vardı, fakat bereket versin Tavaslılar ve Köpekçi Nuri Efe buna mani oldular. Demirci Mehmet Efe ye haber göndererek “eğer Tavas'a gelirsen ateşle karşılaşacaksın” dediler. Umum K. Demirci Mehmet Efe Tavaslıların bu hareketlerinden ve mukabelesinden korkarak artık Tavas'a gitmekten vazgeçti.
Bu dramatik manzara bu şekilde devam ederken korkudan kimse müdahale edip de bu feci hale bir nihayet vermek cesaret ve teşebbüsünde bulunamıyordu. Nihayet Sarayköylü Şıh Tahir Efendi isminde bir zat pür heybet efenin yanına geldi ve karşısına dikildi, efe şıha baktı, şıh sakalını karıştırarak ve yüzünü havaya dikerek heybetle (şıh uzun boylu, iri yarı, nurani yüzlü, uzun ve ak sakallı, emir sarıklı bi zattı) “Efe yeter...emir bu kadar.... yoksaaaa...” dedi, efe de “yeminim var Denizli'yi yakacağım, Denizli'leri keseceğim” dedi” Şeyh Tahir Efendi de “hemen şimdi kabiristanı yak yeminin yerine gelir”dedi. Sarayköy' lü Şeyh Tahir Efendi'nin bu kesin ve sert müdahalesinden efenin maneviyatı sarsıldı ve esasen de bu manzaranın dehşetinden kendisi de ürkmüş olacak ki cellatlarına ve kızanlarına “Durunnn” emrini verdi, hemen tenekelerle gaz ve benzin yüklü arabalar kabristana gitti ve kabristan ateşlendi, bu suretle de efenin yemini şeyhin kavli üzere yerine getirilmiş oldu. Şeyh Tahir Efendinin ısrarı üzerine artık Denizli'de bir umumi af ilan edilmişti. “Herkes gelsin işiyle gücüyle meşgulolsun bundan sonra kimsenin kılına dokunulmayacaktır, Allah efeme ömürler versin diye” del lal deli Mahmut tarafından nidalar yapıldı, buna rağmen efenin sözüne itimat etmeyen Denizli ler bir türlü şehre gelemiyorlardı, şehir bomboş sokaklarda tenhalığını muhafaza ediyordu, ben ertesi günü Denizli'de bir gömlek almak için Bayram yerinde ve kale içindeki dükkanlarda dolaştım, fakat bütün dükkanlar kapalı veya yağma edilmiş vaziyette bulduğumdan aradığımı bulamamış idim. Demirci Mehmet efe ise kendisine genel karargah itti has ettiği şimdiki Vali konağında Albay Şefik beyle beraber keyif edip saltanat sürüyordu. Hatta o sıralarda Sarayköy'de bulunan Yörük Ali Efenin Duacalı Köylü Bekir Emmisini nezdine davet etmişti, saf olan Bekir Emmi desiseden başka bir şey olmayan bu davete icabet etti. Fakat Bekir emmi hala bu davetten geri dönmemiştir. Albay Şefik Bey ödü kopmuş bir halde ruhi hastalıklar içinde çırpınıyordu. (Bu sıralarda güya doktor tedaviye muhtaç raporu ile kendisini izinli göndermek istemiş ise de bu izin merkezce terbiç edilmemiştir) Denizli llerin efe Denizli'de kaldıkça geriye dönmeyecekleri artık anlaşılmıştı, bunu anlayan efe de Sarayköy' lü şeyh Tahir efendinin ısrarı ile “Efe sen artık buradan git” tavsiyesi ile Denizli' yi terk ederek karargahını tekrar Goncalı' ya taşıdı.
Bu tehlikeli günlerden bir gün olacak ki Sarayköy kazası Heyeti Milliye Katibi İbanoğlu Hüseyin Efendi “Belki bu gece Yunan ordusu Sarayköy'e girecek, evraklarımızla mührümüz düşman eline geçmesin düşüncesi ile Heyeti milliyenin bütün evrakını, mührünü ve hesap defterini kuyuya atarak güya bizi muhtemel bir tehlikeden kurtarmış, arkadaşlarla beraber katibin bu halinden ve yaptığından çok acı duyduk. Zira nesli atiye birer tarih me' azı belgesi olacak olan bu değerli evrak ve dokümanlar kuyuda suyun içinde tamamıyla erimiş helva gibi yazıları okunmaz bir hale gelmişti. Sonra ben bunları kuyudan çıkardım, kuruttum fakat ne çare ki defterleri bazı kanatları müstesna erimiş, bozulmuştu. Mühür de bulunmadı. Bu fersude ve silik belgelerden bir kısmını bir eser yazacağından bahsi ile Celal Bayar bazı notlarımla beraber benden istedi ve aldı.

SONUÇ :

Aziz Türk Gençliği, tekrar ediyorum seni bu pürüzsüz Yurtta bu günkü şanlı varlığa ulaştıran büyüklerinin bu güzel durumu elde edinceye kadar bu alanda gösterdiği celadet ve kahramanlıklar görülüyor ki maddi ölçülere sığmayacak kadar geniş ve büyüktür. Bu ihtişamlı varlığı meçhul şehitleri ve gazileri önünde saygı ile eğilelim. Milletimizin o kara günlerinde kendilerine önderlik eden değerli büyüklerimize bin minnet bin şükran....

Türk genci, unutma ki, Atatürk ve İnönü Yurdu ve Cumhuriyeti sana emanet etti. Bu Yüce emaneti omuzlarında daima kıvanç ile taşı, yükselt ve ecdadına layık olmağa çalış ve onunla ve ona müntesip olmakla da iftihar et.

“Ne mutlu Türk'üm diyene “ , Dünyalar durdukça var olsun Yüce Milletimiz..

Emin Aslan TOKAT
Sarayköy Heyeti Milliye Başkanı
ve Aydın Cenup Cephesi Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Heyeti Merkeziyesi Üyelerinden
Sarayköy-Denizli 01/03/1942