6 Şubat 2022 Pazar

Zaman Tünelinde Sarayköy Efe Anıtına dair söylemler




Zaman Tünelinde Sarayköy Efe Anıtı ve Meydanına dair dostça söylemler

24 Mayıs 1919'da Sarayköy Halkı M. K. ATATÜRK' ün Samsuna çıkışından 6 Gün sonra; Belediye meydanında toplanarak düşmanı ilçemize sokmayacaklarına dair yemin etmişlerdir. 

Bu günün anısına bu simgesel EFE anıtı dikilmiştir.
Facebookdaki “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER “ Gurubunun iletilerinden oluşan ve Sarayköyümüzün yazılı tarihine bir not düşmek olacağına inandığım bilgileri sizlerin paylaşımına sunuyorum. 

Sevgiyle kalın. Dostluk ve esenlik dileklerimle.

=================

Atila Girgin : Başta Sevgili Orhan Güler olmak üzere belgesel nitelikteki bu özgün fotoğraflar için katkısı olan herkese teşekkürler.

=================

Uğur Duranoğlu
Bir ara Ağalar camii'nin önündeydi galiba,sonra şehrin girişine konmuştu,karayolu üstüne,şimdi galiba Denizli üçgende bir efe heykeli var,ama aynı heykelmi onu tam bilmiyorum.Fakat hiç biri bu resimdeki kadar asil ,heybetli ve anlamlı değildi...

=================

İbrahim Helvacı
Bildiğim ve hatırladığım kadarıyla, Ege Bölgesindeki İLK efe heykeli.olma özelliğini taşıyan bu heykel 1950’li yılların sonlarında açılmış ve bulunduğu meydana da Sarayköylüler Efe Meydanı adını vermişlerdir. 24 Mayıs kutlamaları da o yıldan itibaren yapılmaya başlanmıştır; ondan önceki yıllarda Sarayköy’de 24 Mayıs kutlaması yapılmıyordu.

Bu arada, özellikle bazı genç hemşehrilerimizin hatalı olarak söyleyip yazdıkları bir hususun düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum: 24 Mayıs’ın Sarayköy’ün”kurtuluş” günü değildir, çünkü düşman işgaline uğramamış bir yerin “kurtuluş günü” olamaz. Şöyle ki:
15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden ve Buldan’a kadar ilerleyen Yunan birlikleri Menderes nehrinin öte tarafında durmuş ve Sarayköy’e girmemiştir.Emin Aslan (Tokat) Bey’in anılarında bu durum açıkça yazılmaktadır. İstiklal Harbimize Uşak Cephesinde asteğmen olarak katılan rahmetli dedem Ahmet Karaca ile diğer aile büyüklerimin çocukluğumda bana anlattıkları da bu yöndedir. Yani, Sarayköyümüz İstiklal Harbi yıllarında Yunan işgaline uğramadığı için işgalden kurtulması da sözkonusu değildir.

=================

Orhan Güler
Ağzına diline sağlık İbrahim ağabey,yinebunca işin arasında bizleri unutmuyorsun çok teşekkür ederim.ANITIMIZI VE HEYKELİMİZİ GERİ İSTİYORUZ.bunun ilgili olarak kampanya başlatalım nedersin? Selam ve hürmetler.

=================

İbrahim Helvacı
Orhan, asıl ben teşekkür ederim. Sarayköyün geçmişi ile ilgili olarak çocukluk ve gençlik yıllarımda (1950 ila 1970’li yıllar arası) orada yaşadıklarımı ve büyüklerimden duyduklarımı, hatırladığım kadarıyla yazarak katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Keşke benim kuşağımdan hemşehrilerimle önceki kuşaktan ağabeylerimiz, ablalarımız da yazsalar da, yüzlerce yıl sonra Sarayköy hakkında araştırma yapacak bilim insanlarına "doğru" bilgiler ve belgeler bırakabilsek... Ne yazık ki grupta bu yönde katkı veren sınırlı sayıda hemşehrimiz var. Sarayköylü yaşlı kuşak internete girip yazamasa bile diğer grup üyleri de aile büyükleri ile konuşup onların anılarını buraya yazsa ne güzel olur?

Orijinal heykelin Ege bölgesinde İLK efe heykeli olması açısından da tarihi önemi olduğunu yazmıştım. Tabii ki ben de “EFE HEYKELİMİ GERİ İSTİYORUM!” . Dikkatli bir takip sonucu izinin bulunabileceğine de inanıyorum. Rahmetli Ali Rıza Kapancıoğlu dışında, yakın geçmişin tüm belediye başkanları ile pek çok belediye çalışanı halen Sarayköy’de yaşıyor; nşaallah hurdacıların eline düşmemiştir.......

=================

Ethem Mitroviçe
berrin abla bize eski nostaljik hatırlarımızı hatırlattığın için yürekten teşekküler gerçekten kaybolan değerlerimizin nerede olduğunu bir bilebilsek...

=================

Berrin Saraç Temizkalay
yorum yapan bütün arkadaşlara TEŞEKKÜRLER...
kampanyamı başlatsak,anıtımızı bulma kampanyası...
bu konuda bütün sarayköylüleri duyarlı olmaya davet ediyorum....İbrahim bey'e de engin bilgileri için teşekkürler...

=================

Ethem Mitroviçe
galiba haklsın berrin abla böyle bir grup kuralım nedersiniz eski değerlerimizi tekrar kazanma yönünden genede payaşımınız için teşekkürler....

=================

İbrahim Helvacı
Heykelin hurdacıların eline düşmediğini, Suat Temizkalay arkadaşımızın gayret ve araştırmaları sonucu Belediye Fen İşlerinin deposunda bulunduğunu az once grubun duvarına yazan Berrin Saraç Temizkalay’ın haberinden öğrendim. Her iki kardeşimize de çok teşekkürler. İnşaallah anıtın parçaları da bulunur da Ege Bölgesinin İLK efe heykeli ve anıtı tüm görkemiyle eski yerini alır…

Anıtın parçalarının en azından bir kısmı bulunursa, bir sanatçının yapacağı röleve projesi sonucunda orijinal anıt olmasa da, ona çok benzeyen bir anıt yapılabilir. Bu sanatçı halen Sarayköy’de yaşıyor; hepimizin tanıdığı sevgili ORHAN GÜLER!

Belediye Başkanımız Sayın ORHAN KARAKÖSE’nin sağlayacağı malzeme ve işçilikle de Sarayköy Efe’sine ve Anıt’ına kavuşacaktır!

=================

İbrahim Helvacı

Sevgili Orhan,
Berrin kardeşimiz Sarayköyün Efesi’nin fotoğrafını sayfaya koyduktan hemen sonra sen, Berrin hanım ve Ethem arkadaşımız tarafından "ANITIMIZI VE HEYKELİMİZİ GERİ İSTİYORUZ" kampanyasını önererek Çarşamba günü çaktığınız kvılcım, bak iki gün içinde nereye geldi?
Suat bey ise konuya “cepheden” girdi ve gitti Efe’yi buldu... Tevazuya gerek yok; aklınıza ve emeğinize sağlık, çok teşekkürler!

Başta Belediye Başkanımız Sayın Orhan Karaköse olmak üzere tüm Sarayköylülerin destekleri ile gerçekleştirleceğine inandığım bu anıt heykel tamamlandığında, Efe Meydanında davul-zurna eşliğindeki "Hey gidinin EFE'si" ve "Haydi EFELER!" seslerini şimdiden duyar gibiyim...
Selam ve sevgiler…

=================

İbrahim Helvacı
Sevgili Orhan, yukarıdaki yorumu yazdıktan sonra aklıma rahmetli Nazmi İplikçi ağabey geldi. Biliyorsun, Efe Meydanında şimdi Sarayköy Eczanesi olan yerde Nazmi ağabey ve gene rahmetli eşi Ünsal hanimin eczaneleri vardı; adı da "Ünsal Eczanesi". Her Sarayköy'e gelişimde kendisini ziyaret edip, "ne var ne yok Nazmi ağabey?" diye hatırını sorduğumda hep şu cevabı verirdi: "Ne yapalım İbrahim, Efeyle ben meydanı bekleyip dururuz!" :))) Sağ olsaydı mutlaka efenin yerini bilirdi, ışıklar içinde yatsın!

=================

Atila Girgin
Harika. Sen bizim yiğit efemiz, anılarımızın kahraman efesi Sarayköy Zeybeğimizdin.
Ne oldu sana .
Seni kimler bu hale getirdi EFEM.
Sevgili Orhan Kardeşimize sonsuz teşekkürler.
İşte Sarayköyümüze yakışan, ismiylede özdeşleşmiş olan, adeta simgemiz olan Efemiz bu.
Kentimize ne yapıp, ne yapıp yeniden kazandırılmalı diye düşünüyorom.
Bu konuda,Sevgili Belediye Başkanımızın katkı ve desteği ve hatta öncülüğünü bekler, saygılar sunarız.

=================

Berrin Saraç Temizkalay

Merhaba arkadaşlar,profil resmindeki EFEANITI,nı bulma çalışmalarımız.sadece EFE'nin bulunmasıyla sonuçlanmıştır, bana göre o EFE ANITIYLA bir bütündü. Hangi zihniyet onu yok etti bilemiyoruz, EFE fen işlerinin deposunda eşim SUAT TEMİZKALAY'ın araştırmaları sonucunda bulunmuştur....ANIT hakkında bilgisi olanlar umarız çıkar...Şimdiden teşekkürler...

=================

Ethem Mitroviçe

tamam berrin abla umarım eski değerlerimize sahip oluruz tekrar

=================

İbrahim Helvacı

Berrin ve Suat kardeşlerimize çok teşekkürler. İnşaallah anıtın parçaları da bulunur da Ege Bölgesinin İLK efe heykeli ve anıtı tüm görkemiyle eski yerini alır…
Anıtın parçalarının en azından bir kısmı bulunursa, bir sanatçının yapacağı röleve projesi sonucunda orijinal anıt olmasa da, ona çok benzeyen bir anıt yapılabilir. Bu sanatçı halen Sarayköy’de yaşıyor; hepimizin tanıdığı sevgili ORHAN GÜLER!
Belediye Başkanımız Sayın ORHAN KARAKÖSE’nin sağlayacağı malzeme ve işçilikle de Sarayköy Efe’sine ve Anıt’ına kavuşacaktır!

===============

İbrahim Helvacı
Efeye tekrar kavuşmamızı sağlayan herkese içten teşekkürler. Acaba heykelde kırık-dökük var mı, yoksa sadece yüzeyde mi bozulma var? Her durumda onarılabileceğini sanıyorum; yeter ki konunun uzmanına ulaşabilelim.
Efeyle Sarayköyün tekrar kavuşmalarına sevinirken aklıma takılan bir soru oldu:
Sarayköyümüzün sembolu olan, hepimizin gözbebeği Efe heykelini yapan sanatçının adını bilen, duyan var mı?

===============

İbrahim Helvacı
Efemizle ilgili yazışmaların tamamını tartışma panosuna koyarak derli-toplu hala getiren has Sarayköylülerden sevgili Atila dostuma çok teşekkürler.

=================

İbrahim Helvacı

Efeye tekrar kavuşmamızı sağlayan herkese içten teşekkürler. Acaba heykelde kırık-dökük var mı, yoksa sadece yüzeyde mi bozulma var? Her durumda onarılabileceğini sanıyorum; yeter ki konunun uzmanına ulaşabilelim.
Efeyle Sarayköyün tekrar kavuşmalarına sevinirken aklıma takılan bir soru oldu:
Sarayköyümüzün sembolu olan, hepimizin gözbebeği Efe heykelini yapan sanatçının adını bilen, duyan var mı?

=================

Orhan Güler

Gruba girdiğimde Kaşılaştığım manzara karşısın da inanın çok duygulandım Atila bey İzmirden,İbrahim abi Ankaradan, inanılmaz destek veriyorlar.Bence işte çağdaş Yiğit efelerimiz'e en güzel örnek.Kendileri burada olmasada Kalbleri Sarayköy sevgisiyle atıyor.Kendilerine Sarayköyde yaşayan dostlarım adına bu duyarlılığından ötürü çok teşekkür ederim.Yarın Başkanımız ORHAN KARAKÖSE'yle görüşüp sizlere umarım müjdeli haberi iletirim...Selam ve Hürmetlerimle.

=================

Ayla Tire Unalp

gercekten cook tsekkurler!!! azmin elinden hicbirsey kurtulmuyor aman ne guzel...benim anlamadigim madem yine efe haykeli koyulacakti da bundan ne istendi.. hangi .....zihniyet bunu bu hale getirdi ve nasil izin verildi neler oluyor neler donuyor insan sasirip kaliyor...
Efe Anitinin altinda siirler mi okumadik ,folklor mu oynamadik ne gunlere sahitti o heybetiyle..
hep birlikte guzelliklere
herkese sonsuz tesekkurler.

=================

Nurettin Gürsoy
Emeği geçen herkese teşekkürler.

=================

Emin Hayrettin Helvacılar

Çok teşekkürler Orhancığım, gayretli çalışmalarınla ortaya çıkardın ya, eski haline getirir ve gerisinide halledersin. Birlikte yapacağımız bir çalışma varsa söyle.

=================

Ali İhsan Seçkin

heykel ahmet çelikak döneminde asfalt kenarındaki ücgendeydi ve chp dönemiinde yeni düzenlemeyle kaldırıldı bu heykeli şimdiki yönetim nerede oldugunu bilmesi gerkiyo değerlerimizi sahip cıkacaklarını yıkmasını sökmesini iyi biliyolar o efe heykeli meydana çıkmalı neredeyse bunun sorumlusu şimdiki yönetim .....

=================

Ethem Mitroviçeinfo@saraykoy.bel.tr saraykoy@saraykoy.bel.tr


değerli sarayköylü abilerim ablalarım bilindiği üzere efemizi geri istiyor die bir kampanya vari bişeyler yapmaya çalıştık bnlara destek verenlere teşkkür ediyorum bu konuda yazıları ile bizi yanlız bırakmayanlara candan teşekkürler ve bu değeri bize hatırlatan sayın BERRİN SARAÇ TEMİZKALAY ablama ayrıca teşekkür ediyorum buradan heykelin yerinin bulunmasını sağlayan eşi SUAT TEMİZKALAY ve son durumunu fotoğraflayıp burada yayınlayan ORHAN GÜLER abimede candan teşekkürler arkadaşlarım abillerim ablalarım bilmem sizler neler düşünürsünüz ama ben burada yukarıda belediyenin e-mail adreslerini belirttim buraya e-mail yolu ile ulaşıp bu değerimizi geri kazanmaya bakalım hepinizi en içten dileklerimle selamlıyorum...

=================

İbrahim Helvacı yazdı

Orta yaşın üstündeki tüm Sarayköylülerin bildiği ama gençlerimizin belki bir kısmının bilmediği durum ise şöyledir:
24 Mayıs 1919 ‘da bugünkü Belediye binasının karşısındaki parkın bulunduğu meydanda Müftü Ahmet Şükrü Efendinin önderliğinde toplanan Sarayköylüler, ilerleyen Yunan Birliklerine karşı mücadele andı içmişler ve oluşturdukları birliklerle işgale uğrayan komşu ilçelere destek vermişlerdir. Bu direnişin Sarayköy’deki önderlerinden biri olan Emin Aslan Bey anılarında bu konuları ayrıntılı olarak yazmıştır. Her 24 Mayıs’ta Sarayköylüler bu direniş kararının alındığı günü kutlamaktadır.
Bugünlerimizi onlara borçluyuz, hepsinin mekanı cennet olsun...

=================

Berrin Saraç Temizkalay

Merhaba arkadaşlar,profil resmindeki EFEANITI,nı bulma çalışmalarımız.sadece EFE'nin bulunmasıyla sonuçlanmıştır, bana göre o EFE ANITIYLA bir bütündü. Hangi zihniyet onu yok etti bilemiyoruz, EFE fen işlerinin deposunda eşim SUAT TEMİZKALAY'ın araştırmaları sonucunda bulunmuştur....ANIT hakkında bilgisi olanlar umarız çıkar...Şimdiden teşekkürler...

=================

Ethem Mitroviçe

o halde berrin abla belediye fen işlerinin deposu içinde ise el birliği ile sarayköyde bulunanlar yazılı bir dilekçe ile bulunmayanlar ise burada yayınlayacağımız belediyenin mail adresine konu ile ilgili mail atsınlar... olmazmı

=================

Ethem Mitroviçeinfo@saraykoy.bel.tr saraykoy@saraykoy.bel.tr

işte abla belediyeye ait iki adet mail adresi buraya mail yağdıralım bakalım bir sonuç çıkacakmı...

=================

Berrin Saraç Temizkalay
ben ayrıntıları Suat ağbinden öğreneyim,ona göre bir yol izleriz...ilgine teşekkürler...

=================

Ethem Mitroviçe

tamam berrin abla umarım eski değerlerimize sahip oluruz tekrar

=================

İbrahim Helvacı

Berrin ve Suat kardeşlerimize çok teşekkürler. İnşaallah anıtın parçaları da bulunur da Ege Bölgesinin İLK efe heykeli ve anıtı tüm görkemiyle eski yerini alır…
Anıtın parçalarının en azından bir kısmı bulunursa, bir sanatçının yapacağı röleve projesi sonucunda orijinal anıt olmasa da, ona çok benzeyen bir anıt yapılabilir. Bu sanatçı halen Sarayköy’de yaşıyor; hepimizin tanıdığı sevgili ORHAN GÜLER!
Belediye Başkanımız Sayın ORHAN KARAKÖSE’nin sağlayacağı malzeme ve işçilikle de Sarayköy Efe’sine ve Anıt’ına kavuşacaktır!

=================

Can Peker

Berrin hanıma ve eşi Suat beye çabaları için asıl bizler teşekkür ederiz..

=================

İbrahim Helvacı
Yunan işgaline karşı koymak üzere 24 Mayıs 1919’da Müftü Ahmet Şükrü Efendi önderliğinde toplanarak milli mücadele andı içen Sarayköylü atalarımız-dedelerimiz anısına dikilmiş olan bu anıt 1950’li yıllarda yerinde yoktu. Kimbilir hangi tarihte kimler tarafından dikildi ve kimbilir ne zaman ve niçin yerinden kaldırıldı? Bari bu fotoğrafla avunalım…
Anıtın üstünde şöyle yazıyor:
“ MİLLİ KUVVELER İLK SAVAŞ KARARINI BU ALANDA VERDİ
24 MAYIS 1335 (1919) “
Bugünlerimizi borçlu olduğumuz atalarımızın hepsine saygı ve rahmet...

=================

İbrahim Helvacı
Bu toplantının Belediyenin karşısındaki meydanda yapıldığı biliniyor. Bu bilgiye dayanarak fotoğrafa baktığımda şunları görüyorum:
Bu meydan, şimdiki Atatürk Caddesi ile Cumhuriyet Caddesinin birleştiği alandır. Köşedeki bakkal dükkanı 1950’li yıllarda rahmetli Hüseyin Kısa’ya aitti; yerinde bugün oğlu Güner Kısa’nın tüpgaz dükkanı var. Bakkal dükkanının arkasındaki iki katlı bina ise gene 1950’li yıllarda Kemal Yücel’in (Av Tacettin Yavuz’un kayınpederi) evi idi; şimdi orada Tacettin ağabeyimizin yazıhanesi var.

=================

Enver Zeybek

Anıtın yazılı olduğu taş bulundu,yerini biliyorum sevgilerimle

=================

Orhan Güler

Selamlar İbrahim abi,Anıtı yazılı kitabesini buldum.Herkesin gözü önünde duruyor,Muhtar Tuncayın lokantasının bahçesinde oğlu Gökalp'le görüştüm yıllardır bu bahçede durduğunu söyledi birde fotografını çektim biraz harab olmuş ama yinede Bugünlerimizi borçlu olduğumuz atalarımızın hepsinin anılarına saygı olarak yeniden yapılandırabiliriz.Selam ve hürmetlerimle.

=================

Ayla Tire Unalp

tarih canlaniyor..kolay gelsin:)

=================

Orhan Güler

Envercim çok dikkatlisin,çok teşkkürler..

=================

İbrahim Helvacı

Yürekten teşekkürler Orhan. Şimdi elimizde 24 Mayısın anısını ölümsüzleştiren iki tarihi eser var: Birisi bu kitabe, diğeri de ilk efe heykeli. Bunları bir daha silinmeyecek şekilde Sarayköyün tarihine yerleştirmeliyiz ki gelecek nesiller, şimdi bizler gibi, "ah tarihimiz, vah tarihimiz" demesinler.Bu ikisini ve eski Efe Anıtını birlikte düşünerek bir tasarım yapılabilir mi? Başta Belediye Başkanımız olmak üzere tüm hemşehrilerimizin bu projeye sahip çıkmalarını diliyorum. Zaman, bu projenin hayata geçirilmesi için tüm Sarayköylülerin "ben ne yapabilirim?" deme zamanıdır...
Yeni Asır Gazetesindeki Efe Heykeliyle ilgili habere ilişkin paylaşım:

=================

Atila Girgin
Demokratik duyarlılık bu olsa gerek.
Kırmadan, dökmeden ve ıslarla istemlerinide dile getirmek.
İşte asıl olan bu.
Toplumun tüm kesimlerindeki sahiplenme duygusu ve yetkililerin olumlu değerlendirmeleri harika.
İnşallah bu bir başlangıç olur, devamı gelir ve dilerim güzel şeyler ortaya çıkar.
Sarayköyün güzel insanı herşeyin en güzeline hak ediyor.
Dostluk ve esenlik dileklerimle.

===============

İbrahim Helvacı
Bu konuyu bu noktaya getiren herkese teşekkürler ama Sarayköyün efesine olan borcumuz daha bitmedi. Gene sağa-sola atılmış vaziyette iken Orhan'ın araştırmalarıyla bulunan 24 Mayısla ilgili ilk kitabe ile efemizi yeni bir tasarımla Sarayköy ve bütün Türkiye yeniden görmeli! Sarayköylüler bunu başaracaktır...

===============

Atila Girgin

Sarayköy Sevdalısı ibrahim Helvacı ağabeyimizin İçten duygularına ve " Bu konuyu bu noktaya getiren herkese teşekkürler ama Sarayköyün efesine olan borcumuz daha bitmedi. Gene sağa-sola atılmış vaziyette iken Orhan'ın araştırmalarıyla bulunan 24 Mayısla ilgili ilk kitabe ile efemizi yeni bir tasarımla Sarayköy ve bütün Türkiye yeniden görmeli! Sarayköylüler bunu başaracaktır..." söylemine katılmamak mümkün değil. Aynen destekliyorum.
Görüş ve dileklerine aynen katılıyorum.
Esenlik dileklerimle.
AŞAĞIDAKİ İLETİ ZİNCİRİ; Sevgili Uğur Hörmenin Belediye arşivinden sağlayarak Sevgili Orhan Gülere verdiği ve Sevgili Gülerin bizlerle paylaştığı albümdeki fotoğraflar göz önüne alınarak, Facebook “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” Gurubu üyelerinin ileti zincirinden oluşturulmuş Sarayköyün yazılı tarihine kaynaklık edebilecek bilgiler olarak görülmektedir.

===============

Atila Girgin
Başta Sevgili güler olmak üzere belgesel nitelikteki bu özgün fotoğraflar için katkısı olan herkese teşekkürler.

===============

Ayla Tire Ünalp

bu nostalji Saraykoy dosyasi cok guzel:)

===============

Orhan Güler

Resim aramaya devam edeceğim Atila beyin dediği gibi Bizleri ve yeni nesile geçmişimize yönelik bilmediğimiz bilgilerle buluşturmaya devam edeceğiz Elele ve birlikte...

===============

Cumhur Sezer

buradan dönecek otobüs şöförlerine not verirdik.

===============

Emin Hayrettin Helvacılar

Teşekkürler Orhancığım teşekkürler.Bizleri çocukluğumuzdaki Sarayköy'ümüzü yaşattığn için...........

===============

Orhan Güler

Emin ağabey bunca yıl sarayköyden ayrı kalmanın birazda duygusallığını yaşıyoruz herhalde.Aynı duyguları atila bey'de Ayla Hanımda yaşıyor.Yaşlanmanında biraz payı var galiba nedersin? Yanlız Ayla Hanım alınmasın dedeyle aramızda,Öyle değilmi emin dede?..::)))

===============

Ayla Tire Ünalp

ne biri bisey mi dedi...kim dede kim nine:))))))
vallahi ben Saraykoy Lisesini bitirdikten sonra universite falan...buraya mastir yapmaya geldim..yani 20 li yaslarda falanim canim...hicte alinmam merak etmeyin Orhan Bey:))))
gercekten ayrilik ozlemleri buyutuyor..
herkesi ve herseyi delice ozluyorsunuz...

===============

Emin Hayrettin Helvacılar

Yok, yok ne münasebet, ben dede olmakla bilakis gurur duyuyorum. Yaşımda az değilki. 63 yaşının içindeyim. Herşeye rağmen bizlerden genç arkadaşilarımızın eski günlerimizi yaşatmaları, bizleri eski günlerimizi göstermeleri, bizleri daha da sağlıklı ve mutlu kılıyor. Hepinize teşekkür ediyor, sevgi ve selamlarımı iletiyorum..........

===============

İbrahim Akaya

DUYGULANMAMAK ELDE DEĞİL ...EMEĞİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜRLER..ELLERİNİZE SAĞLIK YAAA..

===============

İbrahim Helvacı

Bu fotoğrafın 1970'li yılların başlarında çekildiğini zannediyorum, çünkü fotoğrafta gördüğümüz ve bugün de ayni yerde hizmet vermeye devam eden İş Bankası, 1960’lı yılların sonunda Ada Sinemasının karşısındaki bugünkü Özel İdare Binasının bitişiğinde idi.

Fotoğrafın solunda görünen üst kattaki ev dahil bütün dükkanlar 1950-60’lı yıllarda Mustafa Oktay’ın babası Hüseyin Oktay’a aitti. O zamanların Sarayköyünde Oktay ailesine“Üsencikler” derlerdi. Bugün İş Bankasının olduğu köşede Hüseyin Oktay ve oğullarının yedek parçacı dükkanı vardı. Sonraki yıllarda yedek parçacı dükkanının olduğu köşeyi İş Bankası, diğer dükkanlarla üst kattaki evi de İbrahim Bayrakçı satın aldı. Mülkiyetin el değiştirmesi ile bu fotoğraftaki görüntü ortaya çıktı. Şöyle ki:

Fotoğrafın sol köşesinde Nazmi ve Ünsal İplikçi’ye ait Ünsal Eczanesini, bitişiğinde İlhan Mitroviçe’nin berber dükkanını, sonra da Necati ve Salih Bayrakçı’ların fırınını
görüyoruz; sonra da İş Bankası geliyor. İş Bankasından sonra görülen Atatürk Caddesinin karşı tarafındaki Nihat Güvenir ve babası Ömer Güvenir’e ait iki katlı bina da o yıllarda yeni inşa edilmişti.

Efe Heykelinin sağında gördüğümüz camekanlı dükkan, dedesinin adını taşıyan Durmuş Kasap’ın babası Mehmet Kasap’ın köfteci dükkanıdır. Mehmet amcanın dükkanının girişindeki levhada şöyle yazardı: “Ege Kebapçısı Mehmet Kasap” .
Köfteci dükkanının bitişiğinden başlamak üzere 24 Mayıs Caddesine doğru, Hüseyin Özsoy, Sıtkı Özsoy ve Doğan Özsoy’un işlettiği üç tane kahvehane sıralanırdı.
Özsoy’ların sülale ünvanı nedeniyle Sarayköylüler bu kahvehanelere “Mollavelilerin Kahvesi” diye söylerlerdi.

Burada adını andıklarımdan aramızdan ayrılmış olanlara rahmet, yaşamakta olanlara sağlıklı, uzun ömürler dilerim.

===============

Uğur Duranoğlu
Efelerin efesi,heygidinin efesi!

===============

İbrahim Akaya
ibrahim amca iyi anlatmış..sağolsun....

===============

Emin Hayrettin Helvacılar

Evet aynen öyle. İsimlerle birlikte ne kadar güzel anlatıyorsun. Ben hatırlıyorum ama, en azından isimleri hatırlayamazdım. Ama İbrahim sen söyledikçe o günlerin Sarayköy'ünü ve Sarayköy'lüsünü hemen hatırlıyorum.

===============

Ayla Tire Ünalp

Cok degerli belgeler ve bilgiler....
Ellere ve yureklere saglik..
sevgiler saygilar:)

===============

Ayşegül Karaca Akaya

Birde canlı canlı dinleseniz bu anıları ibrahim abimden, sanki oradaymış gibi sanırsınız kendinizi tek tek tane tane ne kadar güzel anlatır.merakla dinleriz.

===============

İbrahim Helvacı

Ayşegül, seyrek te olsa siz kuzenlerim ve yeğenlerimle biraraya gelip görüştüğümüzde beni dinleme nezakaetini gösteriyorsunuz, çok teşekkürler. "Yaş ilerleyince çeneye vurur" derler ya, işte öyle birşey olsa gerek... Hepinize selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

===============

Ayşegül Karaca Akaya

Olurmu öyle şey abi zevkle dinliyoruz.keşke daha çok biraraya gelebilsek.Selam ve sevgiler:))

===============

Ayla Tire Ünalp

Ibrahim Abicigim yemek bahane olacakti bulusmak icin ama simdi yemegin ustune de sizin anlattiklarinizi dinlemek harika bir lezzet olacaga benziyor:)))
bakin bahanelerimiz cogaliyor....

===============

İbrahim Helvacı

Bahaneye ne gerek, hepimiz mutlu oluruz; yalnız benim bir şartım var:
Sevgili anneniz Türkan teyze ile rahmetli babanız Halil amcanın kapı komşuları ve Ayşegül’le benim de dedemiz olan rahmetli Ahmet Karaca gibi yemekten sonra sade Türk kahvesi içeceğiz.:)
İşin özü o değil tabii, ne olduğunu da atalarımız şöyle söylemiş:
- Gönül ne kahve ister, ne kahvehane,
- Gönül sohbet ister, kahve bahane! ::)))... 

===============

Ayşegül Karaca Akaya

Rahmetli babacığım da mutlaka yemeğin üstüne kahve(sade ama mutlaka) içerdi.Amcam da öyleydi. sarayköylülerde gelenek heralde bu bizde hep sade içeriz genlerimizden mi dersin.

===============

Hasan Basri Beken

Bu işlerin artık kolayı var. Özellikle uzaktan gelecekler Sarayköyde olabilecekleri zaman aralığını bu sitenin mimarlarına bildirsinler. Değerli Kaymakamımız ve Belediye işbirliği ile hatıraların anlatıldığı panel, Panayır ( bezirme, otlu ekmek, macun, patlıcan közlemesi, mollivelli turşusu, katmer, tabiiki dibek kahvesi ) düzenlenebilir bunlar kitap ve belgesel hale getirilebilir. Eğer bazıları olayı bir tarafa çekmez yada fırsat verilmez ise güzel bir gün yaşanabilir.

15 Ocak 2022 Cumartesi





Kutsal İsyan’da Aydın ve Yörük Ali Efe / NAİL TOPAL

İkindi vakti Nazilli’nin Türk mahallelerine girerler. Kaldırımlardaki nal şakırtıları, zeybeklerin savaş naraları ve tekbir sesleri, Nazilli halkını şaşırtmıştır. Eline baltasını, nacağını, çiftesini, sopasını alan yığınlarca insanın bir ordu gibi arkasından geldiğini görür...

NAİL TOPAL / ARAŞTIRMACI-YAZAR

Ülkemizin yetiştirdiği büyük yazarlardan biri olan Hasan İzzettin Dinamo’nun Tekin Yayınevi ve Vatan gazetesi kültür hizmetleri yayını olan “Kutsal İsyan” yapıtını, ikinci kez okuyorum. Kurtuluş Savaşı’nın gerçek öyküsünün anlatıldığı bu roman 5 cilttir. Bütün aydınların, yurtseverlerin, bu kitabı okumalarını öneririm. Kitabın 2. cildinde Yörük Ali Efe’yi ve Aydın yöresinde yaptığı hizmetleri anlatan bölümler var. Bu bölümlerden özetler yaparak, Aydınlık okurlarına, o dönemlerde, olup bitenleri anlatmak, okurlarımızın tarih bilincini geliştirmek, onlara katkıda bulunmak istiyorum.

Kitabın 2. cilt, 280 ve 307. sayfalarında “Malkoç (Malgaç) Köprüsü” başlıklı bölümünde, 1919 yılı Haziran ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece, Yörük Ali Efe yanında baş kızanı Mergimeli Ali, öbür kızanları, Binbaşı Hacı Şükrü, Jandarma Yüzbaşısı Nuri, birkaç genç subay, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile efe giysileri içinde, iki kılavuz jandarma eri vardır. Büyük Menderes’e doğru yürürler. Sala binerek, Menderes’in karşısına geçerler. Sessizce demiryoluna giderler. Sultanhisar tren istasyonuna yaklaşırlar. İstasyonda duraklayan çalışır halde, bir tren vardır. Tek tük Yunan askerleri, devriye gezmektedir. Yörük Ali Efe’nin hedefi, Sultanhisar karakolundaki 70 Yunan askeri ve komutanıdır.

Yörük Ali Efe, çoban kılığına girerek, burayı keşif için dolaşmış, gözetlemiş ve baskın planı yapmıştır. Baskının başarılı olması için, gece yapılması düşünülmüş, ancak düşmanın gece daha çok güvenlik önlemi aldığı, gündüz ise daha gevşek davrandığı saptanmıştır. Efe, adamlarını uygun yerlere yerleştirir ve keskin nişancılarıyla, karakolu karşıdan gören incir ağaçlarının arkasına, pusuya yatarlar. Hava aydınlanmaya başlar. Yunan askerleri nöbet değiştirmeye, günlük işlerini yapmak için karakolun önüne çıkmaya başlarlar. Hedefler çoğalır ve yakınlaşır. Planlamaya göre ilk kurşunu Yörük Ali Efe atar. Arkasından keskin nişancılar ve diğerleri, Yunan askerlerine kurşun yağdırırlar. Düşman askerlerini kısa sürede temizlerler. Yörük Ali’nin kızanları ve yanında olan diğer komutan ve askerler, Yunan askerlerinin tümünü öldürürler. Karakolda bulunan tüm silahlar ve cephaneler alınır. Menderes’in karşısında bekleyen sala taşınarak, Yenipazar’da bulunan karargâha götürülür. 57. Fırka (tümen) komutanı Albay Şefik Bey, böyle bir başarı gösterdikleri için başta Yörük Ali Efe, subaylar, efeler ve kızanlarını alınlarından öperek onları kutlar.

NAZİLLİ BASKINI

Kitabın “Yiğitlik Üstüne Yiğitlik” bölümünde, yine Yörük Ali Efe’nin kahramanlığı anlatılır. Yapıtın 349-357. sayfalarında Yörük Ali Efe’nin Nazilli’ye yaptığı baskın anlatılır. 20 Haziran 1919 günü, küçük ve çevik atlar üzerinde 50 zeybek, Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, patika bir yoldan Nazilli’ye doğru yola çıkarlar. 4 Haziran 1919 günü, Umurlu, Köşk ve Sultanhisar’ı ele geçiren Yunanlar, Nazilli’yi de işgal ederler. Nazilli eşrafı, Hürriyet ve İtilaf Partililer, yobazlar, yerli Rumlar, işgalcileri karşılamaya çıkarlar. Ellerinde beyaz bayrak, tuz ve ekmek taşımaktadırlar. Bunlar Yunan egemenliğini tanımalarının simgesidir.

Yörük Ali Efe, Albay Şefik Aker’in Çine’de bulunan karargâhına uğramış, Nazilli Jandarma Komutanı Yüzbaşı Nuri Bey’le görüşmüş ve ona Nazilli’yi basmak istediğini belirtmiştir. Yüzbaşı Nuri Bey, modern bir taburla işgal edilmiş bir yerin, elli atlı zeybekle kurtarılamayacağını söylemişse de Yörük Ali Efe’yi bu düşüncesinden caydıramamıştı. Yörük Ali Efe, bir şeye karar verince bunu mutlaka uygulayan bir kişidir. Düşmana yeni bir Malkoç (Malgaç) baskını yaparak onları cezalandırmak amacındadır.

Yörük Ali Efe ile birlikte olan Kıllıoğlu Hüseyin Efe, yurtsever bir kişi olmasına karşın, paraya, zenginliğe düşkün bencil bir kişidir. Nazilli’nin zengin Rumlarını soymayı düşünür. Fikrini Yörük Ali Efe’ye açınca, Yörük Ali Efe onu tersler. Efeliğin kanununda hırsızlık olmadığını sert bir dille ona söyler ve onu uyarır. Onların görevi yurdu işgal eden, silahlı düşman Yunanla dövüşmektir.

İkindi vakti Nazilli’nin Türk mahallelerine girerler. Kaldırımlardaki nal şakırtıları, zeybeklerin savaş naraları ve tekbir sesleri, Nazilli halkını şaşırtmıştır. Yörük Ali Efe ve kızanları, Nazilli Rum mahallesine doğru giderken Yörük Ali Efe, “Vurun kızanlar, vurun kahpenin döllerine!” diye haykırır. “Bir kez arkasına bakınca çok şaşırır. Eline baltasını, nacağını, çiftesini, sopasını alan yığınlarca insanın bir ordu gibi arkasından geldiğini görür. Yunan karargâhına doğru bir çığ gibi büyüyerek ilerleyen Türk halkı, öncüleri olan efelere yetiştiğinde, kurşunlar çoktan atılmaya başlanmıştır. Birkaç gündür Aydın’a çekilmek için fırsat kollayan Yunan taburu, on iki bin kişilik Türk milis kuvvetinin baskınına uğrayacağını sanarak hızla çekilme emrini almış ve örtü olarak efeleri şaşırtma amaçlı birkaç kurşun attıktan sonra Atça yoluna dökülmüşlerdir.”

“Yörük Ali Efe, Yüzbaşı Fethi Bey, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve öbür savaşçılar, çıt çıkmayan Rum mahallesinden geçerek, Yunan karargâhına girdiler. Ortada dolaşan kedi ve köpeklerden başka hiçbir şey görülmüyordu. Bütün suçlu Rumlar da taburla birlikte sıvışmıştı.”

ALBAY ŞEFİK AKER'İN AYDIN'I KUŞATMASI

Kitabın “Dağlarından Yağ Ovalarından Bal Akan Şehri Aydın” bölümünde, 405- 442. sayfalarında, Yunan güçlerinin Aydın’ı işgal edişleri ve Aydın’ın geri alınması anlatılır. Aydın’da bulunan 57. Fırka (tümen) komutanı Albay Şefik Aker, kendisine bağlı 175. Alayı Muğla, Çine, Bağarası, Söke’den gelen gönüllüleri ve askerleri denetler. Ayrıca Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe zeybekleri, Komiser Hamdi Bey Çetesi, Denizli Yedek Subay Müfrezesi, Yüzbaşı Fehmi Bey komutasındaki Tavaslı Ömer Ağa Müfrezesi, Mesutlulu Mestan Efe Müfrezesi, Teğmen Kadri Bey Müfrezesi, Emekli Yüzbaşı İbrahim Müfrezesi gibi askeri ve milis birliklerini ziyaret eder. Elindeki kuvvetlerle Aydın merkezinde bulunan düşman güçlerini kuşatır.

Albay Şefik Aker, Çanakkale Savaşları’nda da Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çarpışan ve başarılı olan bir komutandır. 26 Mayıs 1919 günü, Yunan güçleri Aydın’a doğru ilerler. İzmir’den devamlı trenle Aydın’a asker takviyesi yaparlar. Üç alay toplamındadır başlangıçtaki güçleri. Sonradan iki alay daha getirirler. Aydın’ı işgal kararı alırlar. Bu arada İzmir işgali sırasında, burada bulunan 56. Tümenin askerlerini dağıtırlar, silahlarını yağmalarlar ve askerlere gözdağı vererek korkuturlar. Bu başıbozuk askerler, çevrede olumsuz propaganda yaparlar. Bunlar gittikleri yerlerde halkın ve askerin morallerini bozarlar. Ayrıca Aydın’da bulunan Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlılarının bozguncu tavırları da 57. Tümen askerlerini olumsuz etkiler. Tümenden firarlar olur. Kaçaklar hem atları, hem de silahları alarak firar ederler. Bunun üzerine 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Aker, kaçaklar için vur emri verir. Bu arada şehrin ileri gelenleri, düşmandan zarar görmemek için, yanlarına Belediye Başkanını da alarak düşmanı karşılamak için İncirliova’ya giderler. Yerli Rumlar ve işbirlikçiler evlere Yunan bayrakları asarlar.

Albay Şefik Aker, elinde kalan asker, zeybek grupları ve gönüllülerle Büyük Menderes’in karşısına Çine’ye çekilir. Burada Yörük Ali Efe ve diğer efelerle gönüllülerden oluşan güçlerle hazırlıklar yapar. Albay Şefik Aker ve Binbaşı Hacı Şükrü, Aydın yakınlarına bir müfreze göndererek keşif yaptırır. 28 Haziran sabahı Türk güçleri, Yunan taburuna yaylım ateşi açar ve onlara saldırır. Yörük Ali Efe ve kızanları ile diğer zeybekler düşmana direnir. Bu arada Umurlu’dan Komiser Hamdi Bey ve Molla İbrahim müfrezeleri de yetişerek çatışmaya katılır. Düşmanı iki ateş arasına alan yiğitlerimiz, onları Aydın’a doğru kovalar. Doğudan ve batıdan gelerek düşmana karşı koyan efeler, gönüllü grupları ve askerler, öğleye doğru birleşerek gücümüzü artırırlar. Düşman elindeki tüm güçleri savaşa sokmak zorunda kalır.

Bu çarpışmalar sırasında, askere su ve yiyecek taşıyan kadın, kız, çocuklar ve yaşlıların da Aydın’ın düşmandan geri alınmasında büyük katkıları görülür. Savaşa asker olarak katılan üç Aydınlı kadın da vardır. Bunlar Şerife Ali, Ayşe Aliye ve Mehmet Çavuş takma adlı Ayşe adlı bir kadındır. Akşama kadar düşman Aydın’a doğru kovalanır. Aydın üç yönden kuşatma altına alınır. Yörük Ali Efe, Binbaşı Hacı Şükrü, Yüzbaşı Fikri, Teğmen Zekai, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Dokuzun Mehmet Efe, Yüzbaşı İbrahim, Sarayköy Müfrezesi, Ortakçılı Mehmet Efe, Danişmentli Hacı Ahmet Efe, Yüzbaşı Nuri, bu savaşta öne çıkan adlar arasındadır. Efeler Aydın’a doğru yaklaşmışlardır.

EŞZAMANLI TAARUZLAR

[Bu arada, Yunanların Aydın’a yardım göndermesini engellemek için, Söke’deki Cafer Efe milisleri ile 135. Alay güçleri Germencik ve Balatçık’ta (Ortaklar) bulunan düşman güçlerine saldırmışlardır. (Aynı gün içinde Mahmut Esat Bozkurt Efe ve kızanları, Çamlık (Aziziye) ve Ortaklar’da trenlere patlayıcı maddeyle saldırarak hem epeyce Yunan askeri öldürecek, hem de asker taşıyan trenlerin Aydın’a gitmesini geciktireceklerdir. (Nail Topal’ın notu)]

29 Haziran sabahı Yunan güçleri, bir taraftan İzmir’den getirdikleri askerlerle güçlenince, bir taraftan da top atışlarıyla kenti bombalamaya başlamışlardı. Albay Şefik Aker, Aydın’ın yıkıma uğramaması için, Türk topçu bataryasını kullanmamıştı. Binbaşı Hacı Şükrü’nün ısrarıyla bizim toplarımız da isabetli atışlarıyla düşmana büyük zarar verdirmeye başlar. Yörük Ali Efe, kızanlarıyla Kozdibi adı verilen yerden şehre girer. Yunanlar Türk evlerini yaktığı için, Yörük Ali Efe de Rum mahallesindeki evleri yaktırır. Yunanlar esir aldıkları Türkleri camilere doldurarak yakmışlar, üç önemli caminin minarelerine çıkarttıkları keskin nişancılarla insanlarımızı makineli tüfeklerle tarayıp öldürmüşlerdir. Türkler çocuk ve kadınlara kesinlikle dokunmamışlardır. Yörük Ali Efe, çok keskin bir nişancıdır. Camilerin minarelerinde bulunan keskin nişancıları vurur en önce. Camilerde ölümü bekleyen insanlarımızı da kurtarır.

Savaş, 29 Haziran 1919 akşamına kadar sürer. Yunan ordusu kaçmaya başlar. Yerli Rumlar da kadın, erkek, çoluk çocuk, onların ardından kaçmaya başladılar. 29 Haziran gecesi, Albay Şefik Aker ve Binbaşı Hacı Şükrü Beyler ve askerleri Aydın’a girdiler. Şehri Yunan’a teslim etmek için İncirliova’ya düşmanı karşılamaya giden Belediye Reisi, Peştemalcı Reşat’ı bir tekkede saklı buldular. 30 Haziran güneşi ortaya çıkarken binlerce Türk ve Yunan ölüsü ile dumanları tüten yanmış evler görünüyordu.

* * * * * * * * * * * * * * *  
KAYNAK:
https://www.aydinlik.com.tr/
https://www.aydinlik.com.tr/haber/kutsal-isyan-da-aydin-ve-yoruk-ali-efe-271579-1

12 Ocak 2022 Çarşamba

DENİZLİ’Yİ YANMAKTAN KURTARAN ADAM - ŞEYH TAHİR / Hakkı Hakan Tok


DENİZLİ’Yİ YANMAKTAN KURTARAN ADAM - ŞEYH TAHİR / Hakkı Hakan Tok
“DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” Gurubu, 29 Aralık 2021,

Bu seferki yazı konumuz Sarayköyümüzün milli mücadele yıllarında önemli rol oynayan şahsiyetlerinden olan Şeyh Tahir Efendi olacak. Şeyh Tahir Efendi Sarayköy milli mücadele tarihinin en önemli figürlerinden biridir. Onun da gayretiyle Sarayköy halkı düşmana karşı bir cephe kurmuş, onun sayesinde Denizli şehri Demirci Mehmet Efe tarafından tamamen yakılmaktan kurtulmuştu.

Şeyh Tahir Efendi 1859 yılında Sarayköy'de doğmuştur. Şeyh Tahir Efendi, fazla bir tahsili olmamakla beraber tarikat ehli bir şahıs olarak kültürlü bir insandı. Uzun boylu ve iri yapılıydı. Sözüne güvenilirdi, ikna edici bir kişiliği vardı. Milli Mücadeleye katılan ilk Sarayköylülerdendi. O da Müftü Ahmet Şükrü ve Emin Aslan Tokat gibi bir dönem Sarayköy Heyet-i Milliye’si başkanlığını başarıyla yürütmüştü.

Yunanlıların İzmir'i işgali ve Aydın'a yaklaşmaları üzerine Sarayköy'de oluşturulan cephenin kurulmasında aktif vazife üstlenmişti. Tahir Efendi’nin ismi Milli Mücadelede daha çok Denizli Vakası ile anılmıştır. Demirci Mehmet Efe'nin şehre gelerek 8 Temmuz 1920'de meydana gelen ve eşraftan 68 kişinin katledilmesi ile sonuçlanan katliamının daha fazla boyutlara ulaşması, Şeyh Tahir sayesinde önlenmiştir.

Şeyh Tahir Sarayköy’den de tanıdığı ve muhabbeti olduğu Demirci Mehmet Efe’yi sakinleştirerek, Denizli şehrini yanmaktan kurtarmış ve daha fazla insanın öldürülmesine engel olmuştur. Demirci Efe Milli Mücadele zamanında, Sarayköy'e geldiği dönemlerde Şeyh Tahir Efendi'nin evinde yatar, kalkar ve kendisine hürmet beslerdi. Denizli'yi yanmaktan kurtaran belki de bu hürmet duygusudur.

Şeyh Tahir, soyadı kanunuyla birlikte Gürler soyadını almıştır. Tahir Gürler, yani Şeyh Tahir Efendi aynı sene, yani 1934 yılında vefat etmiştir. Kabri Sarayköy Mezarlığı’ndadır. Mezarlığın Babadağ yolunun üzerinde olan girişine pek yakındır. Aslında Şeyh Tahir Efendi benim akrabamdır. Anneannemin dedesidir. Halen çok sayıda Gürler torunları olarak tanımlayacağımız kişiler Sarayköy, Denizli, İzmir ve daha pek çok şehirde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Ben bu konuyu biraz pekiştirmek için Şeyh Tahir’in torununun kızı olan ve şu anda İzmir’de yaşayan Ayşe Karaşahin ile bir görüşme yaptım. Ayşe Karaşahin ve annem Candan Tok kardeş torunlarıdır. Ayşe abla Şeyh Tahir’den bahsederken, babasının dedesi olmasına rağmen hep ‘’dedem’’ diye hitap etti. Ben sordum, Şeyh Tahir’in torunlarından Ayşe Karaşahin cevapladı. İşte soru ve cevaplar..

HAKKI HAKAN TOK: Şeyh Tahir Efendi’nin aile kökleri aslen nereye dayanıyor acaba?

AYŞE KARAŞAHİN: Bildiğim kadarıyla Konya’dan gelmişler. Karamanoğullarından kökleri. Bir sebeple Sarayköy’e yerleşerek çiftçilik yapmaya başlıyorlar. Dedem Nakşıbendiymiş. Aşırı dindar değil ama dini konularda oldukça bilgili biriymiş. İleri görüşlü, kültürlü, çağdaş düşünceliymiş. Çok da kitap okurmuş. Okuduğu kitaplardan bazıları bir ara bizdeydi ama ne yazık ki şu anda nerede bilmiyorum. Dedem Sarayköylülerin sık sık akıl danıştığı bir bilgeymiş. Konya’dan da pek kopamamış. Her sene Konya’da yapılan Mevlana törenlerine mutlaka gider ve gitmişken orada kalan akrabalarını da ziyaret edermiş. Bazen aylarca Konya’da kaldığı da olurmuş.

HHT: Peki biraz aile içine girersek, eşi ve çocukları kimlerdir?

AK: Şeyh Tahir dedem Pembe nine ile evlenmiş. Bu evlilikten beş çocukları dünyaya gelmiş. Sırasıyla Ayşe, Dudu, Hüsniye, Mehmet Ali ve Hamdi. Ayşe ninem Tahsildar Mehmet ile, Dudu ninem İsmail ile, Hüsniye ninem Mehmet ile, Hamdi dedem Pembe ile evlenmiş. Dedem Mehmet Ali Gürler ise üç evlilik yapmış. İlk evliliği olan Hasine’den babam Nevzat Gürler ve amcam Aziz Gürler, ikinci eşi Seher’den Ferit ve Vefa Gürler, son evliliği olan Nazire’den ise Seher ve Ümit isimli çocukları olmuş. Sen de Dudu ninemin torununun oğlusun zaten. Artık daha derinlere inmeyelim. Kafalar daha fazla karışmasın. Yalnız şunu da belirteyim. Tahir dedem öldüğü ana kadar doğan tüm çocuklarının ve torunlarının ismini kendisi koymuş. O derece etkili biriymiş yani. Dedem soyadı kanununun çıktığı zaman hemen Gürler soyadını alıyor. Akrabalarımız da bu karara uyarak başka soyadını almayı düşünmüyorlar bile.

HHT: Peki bu sülale Sarayköy’de hangi mahallede yaşamış?

AK: Tahir dedem ölesiye kadar Bala Mahallesi’nde Hükümet Camisi’nin bir arka sokağındaki evde oturmuş. Ben de zaten o evde 1952 yılında dünyaya geldim. Pek çok akrabam da orada doğdu ve büyüdü. Orada çok anılarımız vardı. İki katlı ve tarih kokan o evi yıllar önce sattık, yerine beş katlı bir bina diktiler. Şimdiki aklım olsaydı o evi sattırmazdım diye zaman zaman düşündüğüm olur. O evi çok seviyordum.

HHT: Peki Tahir dedeniz ile ilgili başka söyleyeceğiniz bilgiler var mı?

AK: Dedemin lakabı şeyh idi ama az önce dediğim gibi koyu dindar biri değildi. Ama şunu da ekleyeyim. Tahir dedemin Sarayköy’de bir dergahı varmış. Geleni gideni hiç eksik olmayan bir dergahmış bu. Zannımca Osmanlı zamanında aktif olan bir dergahtı bu. Çünkü Atatürk bir yasayla dergahları kapatınca buna ilk uyanlardan biri dedem olmuş. Hatta onun da bir hikayesi vardır.

HHT: Yeri gelmişken bunu da anlatır mısınız?

AK: Tabii ki. Bu yasa çıktığında Fevzi Çakmak Paşa bir Denizli ziyaretinde eskiden tanıdığı Seyh Tahir dedemin yanına Sarayköy’e gelerek onu ziyaret ediyor. Dergahı kapatmasını rica ediyor. Dedem de bu sözü ikiletmeden hemen dergahını kapatıyor. Zaten demiştim ya ileri görüşlü biriydi babam. Yolunu Atatürk yoluna doğru çevirmişti. Hatta Fevzi Çakmak o gece dedemin evinde misafir olarak ağırlanıyor. Fevzi Çakmak aynı zamanda Demirci Mehmet vakasındaki cesaretinden ve faydalarından dolayı babama minnetlerini sunuyor. Demirci vakasını zaten biliyorsun. Dedemin sayesinde belki de Denizli’nin yakılması önlenmişti. Ama esas önemli olan konuyu atlamayalım. Dedem ve Atatürk’ün buluşması. Tahir dedem Atatürk’ün Denizli’ye geldiğinde yanına gidiyor, kısa bir görüşme yapıyorlar ve bir de birlikte fotoğraf çekiliyorlar ama maalesef o fotoğraf elden ele gezerken kaybolup gidiyor. Bu da beni üzen bir olaydır.

HHT: Başka anınız var mı dedenizle ilgili?

AK: Dedim ya dedem ileri görüşlü bir şeyhdi. Şapka devriminde Sarayköy’de şapkayı ilk takan kişi dedemmiş. Çocuklarına ve akrabalarına da şapka taktırmış hemen. Bununla da gurur duyuyoruz. Hatta Sarayköy’den bazı kişiler şapka takan dedeme ‘’Cavur’’ demişler. Ama dedem doğru bildiği yoldan şaşmamış. Bir de ben küçükken her 24 Mayıs töreninde belediye yetkilileri bizim eve gelip dedemin büyük boy bir fotoğrafını alırlar ve törendeki resmi geçitte bu fotoğrafı en önlerde bütün halkın önünden geçirirlerdi. Biz de bütün sülale en şık giysilerimizi giyinip bu törenlere katılır; sevinçle, gururla alkışlayarak hazır bulunurduk. Güzel günlerdi. Zamanla bu gelenek de unutulup gitti.

HHT: Evet, dedeniz gerçekten gurur duyacağınız bir hayatı yaşamış. Nur içinde yatsın. Size de çok teşekkürler Ayşe abla. Eski günleri biraz aktardık. Sağolun..

AK: Çok rica ederim. Böyle bir çalışmayla dedemi tekrar anmaktan mutlu oldum. Esas ben teşekkür ederim. Aile büyüklerimizi hatırladığınız için. Selamlar..
* * * * * * * * * *
Kaynak: Hakkı Hakan TOK, - Facebook “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” Gurubu, 29 Aralık 2021,

3 Ekim 2021 Pazar

SARAYKÖY: Milli Mücadelenin Sarayköylü Önderlerinden Emin Aslan Bey (Tokat)




SARAYKÖY: Milli Mücadelenin Sarayköylü Önderlerinden Emin Aslan Bey (Tokat)
Emin Aslan TOKAT (1893 - 1966) Emin Aslan Tokat Milli Mücadele tarihinin yerel önderlerinden biridir. Emin Aslan Tokat; Milli mücadele sırasında Sarayköy Heyyet-i Milliye Başkanlığı ve Aydın Cenup Cephesi Müdafai Hukuk ve Reddi İlhak Heyeti Merkeziyesi üyeliği yapmıştır. 1925 yılında Denizli Milletvekilliğine seçildi ve 1945 yılına kadar millet vekili olarak görev yaptı.

25 Ağustos 2021 Çarşamba

ZİYAFET / Nevzat Çakmak

 




ZİYAFET / Nevzat Çakmak


Kıvrıla kıvrıla yol alan, sonsuzluğun simgesi bu efsane nehir; bugün tarihin önemli bir gününe tanıklık ediyordu. Kabına sığmıyor, taşkınlarıyla alüvyonlu topraklar bıraktığı bu ovaya düşman ayaklarının basmasına razı gelmiyor, yarattığı dev burgaçlarla delicesine akışı saldırganlara korku salıyordu sanki... Gökyüzünde çakır yıldızlar oynaşıyor, bulutların arasından bir görünüp bir gözden yiten dolunay bakır bir siniyi andırıyordu. Suya vuran ay ışığının pırıltısına, piyade tüfeklerinin çakmak ateşleri karışıyor; emperyalist güçlere karşı başkaldırının kurşunları düşman hedeflerini dövüyordu. Kuvâ-yı Milliye güçleri, gönüllülerle birlikte Halk Hareketi oluşturup Menderes köprüsünü canla başla savunuyorlardı. Kuvâ-yı Milliyeci kadınlarımız da cephe gerisinde boş durmamış, gecenin karanlığında boynuzlarına mum bağlanmış keçileri köprüye doğru yürütüp sayıca üstün olan düşman güçlerinin üstüne doğru salmışlardı. Düşman şaşırmış,* Menderes nehri ve köprüsü geçit vermemiş, Sarayköy’ü geçip Denizliye girememişti.

Süleyman Efe ile Halil İbrahim, müftünün çağrısıyla, eline tüfeğini alıp mevziye koşan gönüllü gruba katılmışlar, keseklerden yaptıkları siperde, omuz omuza savaşıyorlardı. Efe’nin her tetik düşürüşünde düşmana, eksik harfli, peltek dilli küfrü Halil’in gülesini getiriyordu. Halil kendini tutmaya çalışıyor, kahkahaları ısırdığı dudaklarında susturucu takılmış silahtaki mermi sesine dönüşüyordu. Gene de sempatik Denizli ağzıyla yeniden küfretmesi için onu kışkırtmaktan geri durmuyordu. Efe’nin, yedek matarasını Halil İbrahim istemeden onun sol kolunun yanına bırakıvermesi, Halil İbrahim’in, şimdi yersem susatır diye düşünüp cebinden bir türlü çıkarmadığı kuru üzümle leblebi karışımını, çıkınıyla ortaya bırakması ile karşılık bulmuş, ateş altındaki savaş arkadaşlığı dostluğa dönüşmüştü. Birbirlerine ilçe pazarının kurulduğu cumartesileri buluşma sözü vererek ayrılmışlardı zafer alanından… İple çekiyorlardı buluşma günlerini. Veysi’nin kahvesinde buluşup muhabbetin belini kıracakları günleri...

Pazar da pazardı hani! Canlı ve kalabalıktı, kum gibi insan kaynardı. Bezzazlar, çerçiler, manavlar, şerbetçiler, nalıncılar, tenekeciler, çıracılar, sülükçüler, kekik yağcılar pazar duasıyla sergilerini açar, tezgâhlar kurulur, seyyar satıcılar bağıra çağıra sokakları dolaşarak mallarını satarlardı. Çevre köylüler de sabahın köründe kimi binek hayvanlarıyla, kimi yayan yola çıkar, heybelerini öteberi ile doldururlardı. Pazarda tanışlarıyla ayaküstü konuşur, gün batmadan evlerine dönerlerdi.

Halil İbrahim, konuşurken başıyla, eliyle, koluyla konuşur, gülerken gözlerinin içi de güler; derin bakışları, köşeli çenesindeki yüzüne ayrı bir anlam katardı. Gülmeyi de güldürmeyi de çok seven, nüktedan biriydi. Malı, davarı, verimli tarlalarıyla hâli vakti yerindeydi. Hasköy’ün tam ortasındaki kavşaktaki evinin kapısı herkese açıktı. Süleyman Efe, topluca, esmer yüzlü, kara gözlü, uçları yukarı kıvrılmış kara, kaytan bıyıklı, kirli sakallıydı. Uzun boyu ile ciddi duruşunu sergilemek için göğsünü öne çıkarıp vücudunu kasardı. Yürürken aksayan sağ ayağı bu tabloyu bozsa da “efe duruşu”nu hiç bozmazdı. Cana mala zarar vermez, tek başına dağda yaşar, bir süre yaşadığı kızanlık geleneğini sürdürmeye çalışır, kendisine Efe denilmesi hoşuna giderdi. Bir oturuşta bir kuzuyu yediği söylenirdi. Halil İbrahim’in Efe’ye sözü vardı. Kuzu, keçi de boldu. Bu haftaki buluşma ziyafetle devam edecek; siper, savaş, zafer yâd edilecekti…

Halil İbrahim, Efeye,

-Efem, sen azcık bekle ben biraz öteberi alıp geliveren sonra yola çıkalım, dedi. Pazar yerine doğru yürüdü. Sebze satıcısına,

-Bizim oolan, oodan iki okka domat datıveeecen mi, dedi.

- Dattim dattim aha şuracikte. Aliveecen mi?

-Alcem de tobayi aciveecen mi?

-Accem de parami cikariveemedim bi dakka bekleyiveecen mi?

-Bekleyiveririm noolcek ki…

Efe kısmı bekletilmeye gelmezdi. Heybesini doldurup döndü kahveye.

Atlarına binip birlikte gittiler Halil İbrahim’in köyüne. İki kanatlı ana kapıdan geçilip geniş avluya açılan kapılarının bulunduğu damlardan birine bağlandı atlar. Efe yol manzaralı odanın bulunduğu eve davet edildi. Evin kapısında karşıladı onları Halil İbrahim’in güler yüzlü, kar beyaz başörtülü karısı. Nasıl da acıkmışlardı! Eli çabuk Fatmana, bir çırpıda kurdu yer sofrasını… Yemekler odanın ocağının önünde bakır kaplarda, üstü kapaklı olarak dizilmişti. Kasnak üzerindeki pırıl pırıl bakır sininin üzerinde dilimlenmiş patlıcanlar, saç ekmeği ve kaşıklar vardı. Halil İbrahim, karısına,

-Fatmana, Efe acıkmıştır, yemeği getir, dedi. Kapak açıldı, dumanı tüten tarhana çorbası kaşıklandı. Efe, savaşır gibi sallıyordu çorbaya kaşığı!

-Efe, hemen karnını doyurma, arkadaki yemekler sıralarını bekliyor daha! Fatmana, getir ikinci yemeği, dedi, ev sahibi. Kapak açıldı, Fatmana,

- Haden, buyurun yiyin gari, dedi. Kaşıklar sallandı ikinci kap tarhana çorbasına. Daha bitmeden Halil İbrahim,

-Fatmana, getir üçüncü yemeğimizi, deyip kapağı açtığında, yutkunup duran Efe, boğazını temizler gibi bastı gayarı:

-Senin verceen ziyafetin de ta …!

Efe damın kapısına varmadan yakaladı Halil İbrahim kolundan. Kısa bir çekişmeden sonra lale gibi kızarmış, kuzu çevirmesinin bulunduğu avlu ocağının önüne kurulmuş sofraya oturtmaya razı etti onu. Efe’yi tahrik edip uzun zamandır işitmediği komik küfrünü yaptırmıştı. Güçlükle tuttuğu kahkahasını patlatıverdi. Efe de ona bakarak gülmeye başladı, yeniden birbirine sarılıp kucaklaştılar. Saldırdılar kuzuya… Efe,

-Elinize sağlık kuzu iyi kızarmış. Yazık olur bu kuzuya, yalnız böyle kuru kuru boğazımdan geçmedi be bizim oolan, dedi.

Kenarda örtü altında soluyup duran binlik boğma rakı çıktı gün yüzüne. Laf lafı açtı, laf tütün tabakasını… Sohbet akşam karanlığına değin sürdü, dostlukları da ölünceye değin…

Nevzat Çakmak

*Yunanlar, boynuzlarına mum bağlanıp gece karanlığında üzerlerine sürülen keçileri asker sanıp kalabalık bir ordu ile karşı karşıya olduklarını düşünerek geri çekilmişti.

Alakarga sayı:2413

* * * * * * * * * * * * * * *

Kaynak: “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” FACEBOOK GURUBU

https://www.facebook.com/groups/dunyadakisaraykoyluler


* * * * * * * * * * * * * * *

31 Ağustos 2020 Pazartesi

Milli Mücadeledeki kadın kahramanlarımızdan Erzurumlu Kara Fatma (Fatma Seher Hanım) Sarayköy Cephesinde

 

MİLLİ MÜCADELEDE KADINLARIMIZ

ERZURUMLU KARA FATMA ( Fatma Seher Hanım)

Erzurumlu Yusuf Ağa'nın kızı olan Fatma Seher Hanım, aynı zamanda merhum bir binbaşının da eşiydi. Milli Mücadelede oğluyla birlikte çarpıştı. İzmit'te görev yaptı. Adana, Dinar, Afyonkarahisar, Nazilli, SARAYKÖY ve Tire'de savaştı. Bir çatışma sırasında göğsünden yaralandı.

* * * * * * * * * * * * *   

Milli Mücadele de kadınlarımızın yeri tartışılmaz, Bu kapsamda Sarayköy'ümüzünde kadın kahramanlarından Sığmalı Galek Fatma ve Adöv Ayşe'yi saygıyla anmak isterim. Milli Mücadelemizde yerel kadın önderler yanında, Ülkesel düzeyde cepheden cepheye koşuşan ve Sarayköydeki savunma hatlarında da çarpışan, yöremizin emperyalist işgale direnişinde katkısı olan bir yiğit kadınını, Erzurumlu Kara Fatma'yı da anmak, siz sevgili dostlara anımsatmak istedim. İyi ki vardılar, onlar şanlı tarihimizin unutulmazları arasında mutlaka yerlerini alacaklardır. 30 Ağustos 2020 Tarihli Hürriyet gazetesinde rastladığım ve Sarayköy'üde kurtuluş günlerinden esintilen sunan bu haberi siz sevgili dostlarla paylaşmak istedim.

Bağımsızlık ve Kurtuluş savaşımımızda önemli yeri olan kadın kahramanlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

* * * * * * * * * * * * * 

FATMA SEHER HANIMLA İLGİLİ DİĞER BİR PAYLAŞIM:

BİZ VATANA HİZMET EDENLERE ÖLDÜKTEN SONRA SAHİP ÇIKARIZ...

Fatma Seher Erden Hanım.

(Kara Fatma) (Gözü Kara Fatma)

GÖĞSÜNDEKİ İSTİKLAL MADALYASINA DİKKAT...

1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Ahmet Bey ile evlendikten sonra Balkan Savaşı’na katıldı, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi'nde kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey'in Sarıkamış'ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum'a döndü.

1919'daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Uzun yıllar sonra Kara Fatma'nın hatıralarını yazan gazeteci Necip Günaydın şöyle yazmıştır ;

"Bizi ilgilendiren kısım Sivas'ta yaşadıkları. Mustafa Kemal'in Sivas'a geldiğini duyunca İstanbul'dan Gülcemal vapuru ile Samsun'a, oradan da yaylı arabayla Sivas'a geldi. Bugün bizim belediyenin olduğu bölgede Mustafa Kemal'i 3 gün bekliyor. Bir yemeğe giderken önüne çıkıyor ve 'Paşam sizinle görüşmek istiyorum' diyor. Mustafa Kemal, 'Sen kimsin kadın?' diyor. Suikast olabilir, her şey olabilir. O da 'benim sizden tek isteğim başlattığınız istiklal savaşında fiilen görev almak. Bir yetki belgesi istiyorum' diyor. Mustafa Kemal, 'bu erkek işi, toptan tüfekten korkmaz mısın?' diyor. O da 'hayır Paşam toptan da tüfekten de korkmam' diye karşılık veriyor."

Günaydın, Kara Fatma'nın Erzurum taraflarında Ermeni katliamlarından sonra çete kurup onlara karşı savaşmış tecrübeli kadınlardan olduğunu belirterek, yaşanan diyaloğun Atatürk'ün çok hoşuna gittiğini aktardı.

Kara Fatma'nın anılarında bu diyalogdan "İlk defa birisi sırtıma elini vurdu ve dedi ki 'Kara Fatma keşke bütün Türk kadınları sizin gibi olsa' dedi." şeklinde bahsettiğini aktaran Günaydın, Atatürk'ün verdiği izinle savaşa katılan Kara Fatma'nın Batı Cephesi'nde ulusal kurtuluş mücadelesinde savaştığını ifade etti.

Günaydın, Milli Mücadele kahramanlarından Fatma Seher Erden'in cesareti ve gözü karalığı dolayısıyla "Kara Fatma" lakabını aldığını belirtti.

Böylesine önemli ve öne çıkan bir kadın kahramanın kente gelişi, Mustafa Kemal Atatürk ile diyalog kurması ve görüşmesinin, Sivas'a anlam kattığına işaret eden Günaydın, "Kara Fatma'nın Sivas'taki bu rolünü biraz daha tanıtmamız lazım." dedi.

Milli Mücadele'de "kadın" deyince Sivas'ın öne çıkması gerektiğine vurgu yapan Günaydın, "Sivas'ta Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kuruluyor. Sivas Valisi Reşit Paşa'nın hanımının başkanlığında 800 Sivaslı kadının üye olduğu bir dernekten bahsediyoruz. Bu konuda bütün belge, doküman ve yazışmalar her şey elimizde. Cumhurbaşkanlığı arşivinde bunlar muhafaza edilmiş." diye konuştu.Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. Aldığı talimatla İstanbul'a gitti, silah kaçırma faaliyetlerinde bulundu. İzmir'in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir'e geçerek kurtuluşu için savaştı.

300 kişiyi aşkın birliği ile I., II. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birlikleri ile savaştı, Bursa'nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Bir keresinde, onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan albayının bulunduğu toplam 25 esir askerle geri döndü.

Savaştan sonra:

Fatma Seher Hanım, çavuşluk rütbesiyle başladığı askerlikten üsteğmen rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.

İki oğlu ve eşi savaşta şehit olmuştur. Savaştan sonra kendisi ile birlikte savaşa katılan ve bir çatışmada elini kaybeden ve aklî dengesi bozulan yeğeni küçük Fatma ile onun çocuklarını sahiplendi. İstanbul'da bir Rus manastırında fakirlik içinde yaşamakta iken tanınmış gazeteci Mekki Sait Esen kendisini buldu. Sait Esen'in kendisiyle yaptığı röportaj, 1933 yılında Yedigün Dergisi'nde yayınlandı.

Bu haberin yurtta geniş yankı uyandırması ile zamanın İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar, ona Kasımpaşa'da bir vakıf evi tahsis ettirir. Kendisine gerektiği kadar yardım yapılmadığı için son yıllarında büyük sefalete düşen Kara Fatma, geçirdiği hastalıktan sonra Darülaceze'ye yatırılmıştır.

Kendisi ile karşılaştığında fakirlik ve çaresizliğini gören Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu Yusuf İzzet Akçal'ın 1954 yılında verdikleri önerge ile TBMM, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis etti. Fatma Seher Hanım, 2 Temmuz 1955'i 3 Temmuz 1955'e bağlayan gece, Darülaceze'de 67 yaşında vefat etti ve Kasımpaşa'daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.

Allah rahmet eylesin...Mekanı cennet olsun...

* * * * * * * * * * * * *  

KAYNAK: Cem Sipahi / Eski Istanbul Fotoğrafları | Old Istanbul Photos

Eski Istanbul Fotoğrafları | Old Istanbul Photos

https://www.facebook.com/photo?fbid=4278807672141549&set=pcb.3791287204333587

* * * * * * * * * * * * * * * 


25 Temmuz 2020 Cumartesi

24 MAYIS 1919 - SARAYKÖY'ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞ GÜNLERİNE ÖZEL TİYA...



24 MAYIS 1919
OYUN BİÇİMİNDE BİR TABLO DÜZENLEMESİ
YAZAR:M. VEDAT OKAY, KURGU: ATİLA GİRGİN
(SARAYKÖY'ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞ GÜNLERİNE ÖZEL TİYATRAL BİR OYUN)
Bu videoyla; 15 Mayıs'ta başlayan direniş mitingleri ve 24 Mayıs 1919'da alınan milli direniş kararı ve emperyalist saldırıya direniş günlerinin kahramanlarının mücadele azmini ve savaşımlarını, mücadelelerinden bir kesiti; M. Vedat OKAY'ın kaleme aldığı tiyatral bir oyun kurgusunda ve Atila Girgin'in düzenlemesiyle sizlerle buluşturmak, kahramanlarımızın anımsanmasına katkı sunmak istedik. Kahramanlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.
Haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.