3 Ekim 2021 Pazar
SARAYKÖY: Milli Mücadelenin Sarayköylü Önderlerinden Emin Aslan Bey (Tokat)
25 Ağustos 2021 Çarşamba
ZİYAFET / Nevzat Çakmak
ZİYAFET / Nevzat Çakmak
Kıvrıla kıvrıla yol alan, sonsuzluğun simgesi bu efsane nehir; bugün tarihin önemli bir gününe tanıklık ediyordu. Kabına sığmıyor, taşkınlarıyla alüvyonlu topraklar bıraktığı bu ovaya düşman ayaklarının basmasına razı gelmiyor, yarattığı dev burgaçlarla delicesine akışı saldırganlara korku salıyordu sanki... Gökyüzünde çakır yıldızlar oynaşıyor, bulutların arasından bir görünüp bir gözden yiten dolunay bakır bir siniyi andırıyordu. Suya vuran ay ışığının pırıltısına, piyade tüfeklerinin çakmak ateşleri karışıyor; emperyalist güçlere karşı başkaldırının kurşunları düşman hedeflerini dövüyordu. Kuvâ-yı Milliye güçleri, gönüllülerle birlikte Halk Hareketi oluşturup Menderes köprüsünü canla başla savunuyorlardı. Kuvâ-yı Milliyeci kadınlarımız da cephe gerisinde boş durmamış, gecenin karanlığında boynuzlarına mum bağlanmış keçileri köprüye doğru yürütüp sayıca üstün olan düşman güçlerinin üstüne doğru salmışlardı. Düşman şaşırmış,* Menderes nehri ve köprüsü geçit vermemiş, Sarayköy’ü geçip Denizliye girememişti.
Süleyman Efe ile Halil İbrahim, müftünün çağrısıyla, eline tüfeğini alıp mevziye koşan gönüllü gruba katılmışlar, keseklerden yaptıkları siperde, omuz omuza savaşıyorlardı. Efe’nin her tetik düşürüşünde düşmana, eksik harfli, peltek dilli küfrü Halil’in gülesini getiriyordu. Halil kendini tutmaya çalışıyor, kahkahaları ısırdığı dudaklarında susturucu takılmış silahtaki mermi sesine dönüşüyordu. Gene de sempatik Denizli ağzıyla yeniden küfretmesi için onu kışkırtmaktan geri durmuyordu. Efe’nin, yedek matarasını Halil İbrahim istemeden onun sol kolunun yanına bırakıvermesi, Halil İbrahim’in, şimdi yersem susatır diye düşünüp cebinden bir türlü çıkarmadığı kuru üzümle leblebi karışımını, çıkınıyla ortaya bırakması ile karşılık bulmuş, ateş altındaki savaş arkadaşlığı dostluğa dönüşmüştü. Birbirlerine ilçe pazarının kurulduğu cumartesileri buluşma sözü vererek ayrılmışlardı zafer alanından… İple çekiyorlardı buluşma günlerini. Veysi’nin kahvesinde buluşup muhabbetin belini kıracakları günleri...
Pazar da pazardı hani! Canlı ve kalabalıktı, kum gibi insan kaynardı. Bezzazlar, çerçiler, manavlar, şerbetçiler, nalıncılar, tenekeciler, çıracılar, sülükçüler, kekik yağcılar pazar duasıyla sergilerini açar, tezgâhlar kurulur, seyyar satıcılar bağıra çağıra sokakları dolaşarak mallarını satarlardı. Çevre köylüler de sabahın köründe kimi binek hayvanlarıyla, kimi yayan yola çıkar, heybelerini öteberi ile doldururlardı. Pazarda tanışlarıyla ayaküstü konuşur, gün batmadan evlerine dönerlerdi.
Halil İbrahim, konuşurken başıyla, eliyle, koluyla konuşur, gülerken gözlerinin içi de güler; derin bakışları, köşeli çenesindeki yüzüne ayrı bir anlam katardı. Gülmeyi de güldürmeyi de çok seven, nüktedan biriydi. Malı, davarı, verimli tarlalarıyla hâli vakti yerindeydi. Hasköy’ün tam ortasındaki kavşaktaki evinin kapısı herkese açıktı. Süleyman Efe, topluca, esmer yüzlü, kara gözlü, uçları yukarı kıvrılmış kara, kaytan bıyıklı, kirli sakallıydı. Uzun boyu ile ciddi duruşunu sergilemek için göğsünü öne çıkarıp vücudunu kasardı. Yürürken aksayan sağ ayağı bu tabloyu bozsa da “efe duruşu”nu hiç bozmazdı. Cana mala zarar vermez, tek başına dağda yaşar, bir süre yaşadığı kızanlık geleneğini sürdürmeye çalışır, kendisine Efe denilmesi hoşuna giderdi. Bir oturuşta bir kuzuyu yediği söylenirdi. Halil İbrahim’in Efe’ye sözü vardı. Kuzu, keçi de boldu. Bu haftaki buluşma ziyafetle devam edecek; siper, savaş, zafer yâd edilecekti…
Halil İbrahim, Efeye,
-Efem, sen azcık bekle ben biraz öteberi alıp geliveren sonra yola çıkalım, dedi. Pazar yerine doğru yürüdü. Sebze satıcısına,
-Bizim oolan, oodan iki okka domat datıveeecen mi, dedi.
- Dattim dattim aha şuracikte. Aliveecen mi?
-Alcem de tobayi aciveecen mi?
-Accem de parami cikariveemedim bi dakka bekleyiveecen mi?
-Bekleyiveririm noolcek ki…
Efe kısmı bekletilmeye gelmezdi. Heybesini doldurup döndü kahveye.
Atlarına binip birlikte gittiler Halil İbrahim’in köyüne. İki kanatlı ana kapıdan geçilip geniş avluya açılan kapılarının bulunduğu damlardan birine bağlandı atlar. Efe yol manzaralı odanın bulunduğu eve davet edildi. Evin kapısında karşıladı onları Halil İbrahim’in güler yüzlü, kar beyaz başörtülü karısı. Nasıl da acıkmışlardı! Eli çabuk Fatmana, bir çırpıda kurdu yer sofrasını… Yemekler odanın ocağının önünde bakır kaplarda, üstü kapaklı olarak dizilmişti. Kasnak üzerindeki pırıl pırıl bakır sininin üzerinde dilimlenmiş patlıcanlar, saç ekmeği ve kaşıklar vardı. Halil İbrahim, karısına,
-Fatmana, Efe acıkmıştır, yemeği getir, dedi. Kapak açıldı, dumanı tüten tarhana çorbası kaşıklandı. Efe, savaşır gibi sallıyordu çorbaya kaşığı!
-Efe, hemen karnını doyurma, arkadaki yemekler sıralarını bekliyor daha! Fatmana, getir ikinci yemeği, dedi, ev sahibi. Kapak açıldı, Fatmana,
- Haden, buyurun yiyin gari, dedi. Kaşıklar sallandı ikinci kap tarhana çorbasına. Daha bitmeden Halil İbrahim,
-Fatmana, getir üçüncü yemeğimizi, deyip kapağı açtığında, yutkunup duran Efe, boğazını temizler gibi bastı gayarı:
-Senin verceen ziyafetin de ta …!
Efe damın kapısına varmadan yakaladı Halil İbrahim kolundan. Kısa bir çekişmeden sonra lale gibi kızarmış, kuzu çevirmesinin bulunduğu avlu ocağının önüne kurulmuş sofraya oturtmaya razı etti onu. Efe’yi tahrik edip uzun zamandır işitmediği komik küfrünü yaptırmıştı. Güçlükle tuttuğu kahkahasını patlatıverdi. Efe de ona bakarak gülmeye başladı, yeniden birbirine sarılıp kucaklaştılar. Saldırdılar kuzuya… Efe,
-Elinize sağlık kuzu iyi kızarmış. Yazık olur bu kuzuya, yalnız böyle kuru kuru boğazımdan geçmedi be bizim oolan, dedi.
Kenarda örtü altında soluyup duran binlik boğma rakı çıktı gün yüzüne. Laf lafı açtı, laf tütün tabakasını… Sohbet akşam karanlığına değin sürdü, dostlukları da ölünceye değin…
Nevzat Çakmak
*Yunanlar, boynuzlarına mum bağlanıp gece karanlığında üzerlerine sürülen keçileri asker sanıp kalabalık bir ordu ile karşı karşıya olduklarını düşünerek geri çekilmişti.
Alakarga sayı:2413
* * * * * * * * * * * * * * *
Kaynak: “DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER” FACEBOOK GURUBU
https://www.facebook.com/groups/dunyadakisaraykoyluler
* * * * * * * * * * * * * * *
31 Ağustos 2020 Pazartesi
Milli Mücadeledeki kadın kahramanlarımızdan Erzurumlu Kara Fatma (Fatma Seher Hanım) Sarayköy Cephesinde
MİLLİ MÜCADELEDE KADINLARIMIZ
ERZURUMLU KARA FATMA ( Fatma Seher Hanım)
Erzurumlu Yusuf Ağa'nın kızı olan Fatma Seher Hanım, aynı zamanda merhum bir binbaşının da eşiydi. Milli Mücadelede oğluyla birlikte çarpıştı. İzmit'te görev yaptı. Adana, Dinar, Afyonkarahisar, Nazilli, SARAYKÖY ve Tire'de savaştı. Bir çatışma sırasında göğsünden yaralandı.
* * * * * * * * * * * * *
Milli Mücadele de kadınlarımızın yeri tartışılmaz, Bu kapsamda Sarayköy'ümüzünde kadın kahramanlarından Sığmalı Galek Fatma ve Adöv Ayşe'yi saygıyla anmak isterim. Milli Mücadelemizde yerel kadın önderler yanında, Ülkesel düzeyde cepheden cepheye koşuşan ve Sarayköydeki savunma hatlarında da çarpışan, yöremizin emperyalist işgale direnişinde katkısı olan bir yiğit kadınını, Erzurumlu Kara Fatma'yı da anmak, siz sevgili dostlara anımsatmak istedim. İyi ki vardılar, onlar şanlı tarihimizin unutulmazları arasında mutlaka yerlerini alacaklardır. 30 Ağustos 2020 Tarihli Hürriyet gazetesinde rastladığım ve Sarayköy'üde kurtuluş günlerinden esintilen sunan bu haberi siz sevgili dostlarla paylaşmak istedim.
Bağımsızlık ve Kurtuluş savaşımımızda önemli yeri olan kadın kahramanlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.
* * * * * * * * * * * * *
BİZ VATANA HİZMET EDENLERE ÖLDÜKTEN SONRA SAHİP ÇIKARIZ...
Fatma Seher Erden Hanım.
(Kara Fatma) (Gözü Kara Fatma)
GÖĞSÜNDEKİ İSTİKLAL MADALYASINA DİKKAT...
1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Ahmet Bey ile evlendikten sonra Balkan Savaşı’na katıldı, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi'nde kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey'in Sarıkamış'ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum'a döndü.
1919'daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Uzun yıllar sonra Kara Fatma'nın hatıralarını yazan gazeteci Necip Günaydın şöyle yazmıştır ;
"Bizi ilgilendiren kısım Sivas'ta yaşadıkları. Mustafa Kemal'in Sivas'a geldiğini duyunca İstanbul'dan Gülcemal vapuru ile Samsun'a, oradan da yaylı arabayla Sivas'a geldi. Bugün bizim belediyenin olduğu bölgede Mustafa Kemal'i 3 gün bekliyor. Bir yemeğe giderken önüne çıkıyor ve 'Paşam sizinle görüşmek istiyorum' diyor. Mustafa Kemal, 'Sen kimsin kadın?' diyor. Suikast olabilir, her şey olabilir. O da 'benim sizden tek isteğim başlattığınız istiklal savaşında fiilen görev almak. Bir yetki belgesi istiyorum' diyor. Mustafa Kemal, 'bu erkek işi, toptan tüfekten korkmaz mısın?' diyor. O da 'hayır Paşam toptan da tüfekten de korkmam' diye karşılık veriyor."
Günaydın, Kara Fatma'nın Erzurum taraflarında Ermeni katliamlarından sonra çete kurup onlara karşı savaşmış tecrübeli kadınlardan olduğunu belirterek, yaşanan diyaloğun Atatürk'ün çok hoşuna gittiğini aktardı.
Kara Fatma'nın anılarında bu diyalogdan "İlk defa birisi sırtıma elini vurdu ve dedi ki 'Kara Fatma keşke bütün Türk kadınları sizin gibi olsa' dedi." şeklinde bahsettiğini aktaran Günaydın, Atatürk'ün verdiği izinle savaşa katılan Kara Fatma'nın Batı Cephesi'nde ulusal kurtuluş mücadelesinde savaştığını ifade etti.
Günaydın, Milli Mücadele kahramanlarından Fatma Seher Erden'in cesareti ve gözü karalığı dolayısıyla "Kara Fatma" lakabını aldığını belirtti.
Böylesine önemli ve öne çıkan bir kadın kahramanın kente gelişi, Mustafa Kemal Atatürk ile diyalog kurması ve görüşmesinin, Sivas'a anlam kattığına işaret eden Günaydın, "Kara Fatma'nın Sivas'taki bu rolünü biraz daha tanıtmamız lazım." dedi.
Milli Mücadele'de "kadın" deyince Sivas'ın öne çıkması gerektiğine vurgu yapan Günaydın, "Sivas'ta Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kuruluyor. Sivas Valisi Reşit Paşa'nın hanımının başkanlığında 800 Sivaslı kadının üye olduğu bir dernekten bahsediyoruz. Bu konuda bütün belge, doküman ve yazışmalar her şey elimizde. Cumhurbaşkanlığı arşivinde bunlar muhafaza edilmiş." diye konuştu.Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. Aldığı talimatla İstanbul'a gitti, silah kaçırma faaliyetlerinde bulundu. İzmir'in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir'e geçerek kurtuluşu için savaştı.
300 kişiyi aşkın birliği ile I., II. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birlikleri ile savaştı, Bursa'nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Bir keresinde, onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan albayının bulunduğu toplam 25 esir askerle geri döndü.
Savaştan sonra:
Fatma Seher Hanım, çavuşluk rütbesiyle başladığı askerlikten üsteğmen rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.
İki oğlu ve eşi savaşta şehit olmuştur. Savaştan sonra kendisi ile birlikte savaşa katılan ve bir çatışmada elini kaybeden ve aklî dengesi bozulan yeğeni küçük Fatma ile onun çocuklarını sahiplendi. İstanbul'da bir Rus manastırında fakirlik içinde yaşamakta iken tanınmış gazeteci Mekki Sait Esen kendisini buldu. Sait Esen'in kendisiyle yaptığı röportaj, 1933 yılında Yedigün Dergisi'nde yayınlandı.
Bu haberin yurtta geniş yankı uyandırması ile zamanın İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar, ona Kasımpaşa'da bir vakıf evi tahsis ettirir. Kendisine gerektiği kadar yardım yapılmadığı için son yıllarında büyük sefalete düşen Kara Fatma, geçirdiği hastalıktan sonra Darülaceze'ye yatırılmıştır.
Kendisi ile karşılaştığında fakirlik ve çaresizliğini gören Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu Yusuf İzzet Akçal'ın 1954 yılında verdikleri önerge ile TBMM, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis etti. Fatma Seher Hanım, 2 Temmuz 1955'i 3 Temmuz 1955'e bağlayan gece, Darülaceze'de 67 yaşında vefat etti ve Kasımpaşa'daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.
Allah rahmet eylesin...Mekanı cennet olsun...
* * * * * * * * * * * * *
KAYNAK: Cem Sipahi / Eski Istanbul Fotoğrafları | Old Istanbul Photos
Eski Istanbul Fotoğrafları | Old Istanbul Photos
https://www.facebook.com/photo?fbid=4278807672141549&set=pcb.3791287204333587
* * * * * * * * * * * * * * *
25 Temmuz 2020 Cumartesi
24 MAYIS 1919 - SARAYKÖY'ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞ GÜNLERİNE ÖZEL TİYA...
24 MAYIS 1919
OYUN BİÇİMİNDE BİR TABLO DÜZENLEMESİ
YAZAR:M. VEDAT OKAY, KURGU: ATİLA GİRGİN
(SARAYKÖY'ÜN MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞ GÜNLERİNE ÖZEL TİYATRAL BİR OYUN)
Bu videoyla; 15 Mayıs'ta başlayan direniş mitingleri ve 24 Mayıs 1919'da alınan milli direniş kararı ve emperyalist saldırıya direniş günlerinin kahramanlarının mücadele azmini ve savaşımlarını, mücadelelerinden bir kesiti; M. Vedat OKAY'ın kaleme aldığı tiyatral bir oyun kurgusunda ve Atila Girgin'in düzenlemesiyle sizlerle buluşturmak, kahramanlarımızın anımsanmasına katkı sunmak istedik. Kahramanlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz.
Haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.
28 Haziran 2020 Pazar
DENİZLİ - SARAYKÖY: MİLLİ MÜCADELEDE SARAYKÖYLÜLERİN HATIRALARI
Bu video geçmişten günümüze uzanan bir köprüdür. Görseller; yöreye ilişkin nostaljik kent belleği özelliği taşımaktadır. Bu videoyla; Milli Mücadele günlerinin (24 Mayıs 1919 sonrası) bazı anılarını, sevgili öğretmenimiz Galip Haznedar'ın derlemesiyle, siz sevgili dostlarla buluşturmak istedik.
Bu videoyla, O şanlı direnişin kahramanlarının mücadele azmini ve mücadelelerinden bir demeti sizlerle buluşturmak, anımsanmasına katkı sunmak, kahramanlarımızı da saygıyla anmak istedik.
Haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.
17 Mayıs 2020 Pazar
CELAL BAYAR’IN STRATEJİSİ MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ VE DEMİRCİ MEHMET EFE ÜZERİNE KURULUYDU
Denizli Gazetesi
Gazeteye göre Kuvayı Milliye’yi yöneten isimler şöyledir: “Mustafa Kemal Paşa, Kazım Paşa, Ali Fuat Paşa, Miralay Refet Bey, Miralay Köprülülü Kazım Bey, Temurcu Efe.” Temurcu Efe ismi dışındakiler tanınan isimlerdir. Kazım Paşa, ileride Karabekir soyadını, Miralay Köprülülü Kazım Bey Özalp soyadını, Ali Fuat Paşa Cebesoy soyadını, Miralay Refet Bey ise Bele soyadını alacaktır. Gazete, İstanbul’da tanınmayan Temurcu Efe’yi şöyle tanıtıyor okurlarına; “…..Temurcu Mehmet Efe, Aydın faciası üzerine vatanı için mücadeleye atılan, kadın, erkek onbinlerce maiyeti ile Yunan fırkalarını defeden eşsiz kahramanımızdır”. DEMİRCİ, KUVAYI MİLLİYE’NİN ÖNDE GELEN ALTI İSMİNDEN BİRİDİR Milliye haberleri, Nazilli’den İstanbul’a ulaşıncaya kadar şekil değiştirmiş, Demirci Mehmet Efe’nin adı telgrafhanede, Temurcu Mehmet Efe olmuştur. Ve gazeteye göre, Temurcu Mehmet Efe, Kuvayı Milliye’nin, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, önde gelen altı isminden biridir. İstanbul Mebusan Meclisi 21 Aralık 1919 tarihinde kapatıldı. Damat Ferit Paşa hükümetinin istifasından sonra kurulan Ali Rıza Paşa hükümeti ile Sivas’ta kurulan Temsil Heyeti arasında yürütülen görüşmeler sonucu Mebusan Meclisi’nin açılmasına ve bunun için de ülkede seçimlerin yapılmasına karar verildi. Ülke genelinde seçimler yapıldı ve İstanbul Meclis’ine gidecek mebuslar belirlendi. Bu Meclis’e Denizli’yi temsilen Çal Ortaköy’lü Müftüzade Emin Efendi ile Hakkı Behiç (Bayiç) Bey seçildiler.
‘İŞTE HAKİKİ BİR KAHRAMAN; DEMİRCİ MEHMET EFE’
Demirci Mehmet Efe’den dolayı, Aydın liva’sının dışında Nazilli bölgesinden de Ankara’ya bir milletvekili gonderilmesi istenir. Bu özel bir istektir. Ankara’nın bu isteği üzerine Nazilli Heyeti Merkeziye’si tarafından daha önce Sivas’a gönderilen heyet içinde bulunan Hacı Süleyman Efendi seçilir. Mehmet Efe, Aydın’dan ve Nazilli’den seçilen milletvekillerini özel trenine bindirerek önce Sarayköy istasyonuna gelir. Oradan Ahmet Şükrü (Yavuzyılmaz) Efendi’yi alır, Goncalı istasyonunda Denizli Kuvayı Milliye Reisi Müftü Ahmet Hulusi Efendi ve seçilen Denizli milletvekilleri ile buluşur. Milletvekillerini Çardak istasyonuna kadar uğurlayan Efe, Nazilli’ye döndükten sonra Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekerek Aydın, Nazilli ve Denizli milletvekillerini Ankara’ya gönderdiğini bildirir. DENİZLİ MİLLETVEKİLLERİNİN DAĞILIMI ÇOK İLGİNÇ Dikkat edilirse, Denizli milletvekillerinin dağılımı çok ilginçtir. Hüseyin Mazlum Baba Denizli Merkez’den, Yusuf Bey Çal’dan, Mustafa Bey Tavas’tan, Necip Bey Buldan’dan, Hasan Hilmi Efendi Acıpayam’dan, Hakkı Behiç Bey Ankara kontenjanından temsilci olmuşlardır. Ahmet Şükrü Efendi de, Aydın temsilcisi olarak da olsa, Sarayköy’den Meclis’e katılmış olmaktadır. Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi, milletvekillerinin çoğu farkında olmasalar bile, Anadolu’da yeni ve bağımsız bir devletin kuruluşunun müjdecisi idi. YARIN: MUSTAFA KEMAL’İ KORUYAN ZEYBEKLER DENİZLİ VE AYDIN’DAN GÖNDERİLDİ YORUM EKLE Adınız Soyadınız Yorum Gönder
27 Nisan 2020 Pazartesi
23 NİSAN 2020, ULUSAL EGEMENLİĞİN İLANININ 100. YILI KUTLAMALARI
ULUSAL EGEMENLİK, Ulusun egemenliği, Yani seninde onurun gururun olan. Sahiplenebildiğince senin olan, Koruyabildiğince de süren. İçtiğin su, sofrandaki ekmek kadar kutsal, Soluduğun hava kadar gerekli olan, Ulusal Egemenlik, Yani halkın egemenliği. Kaybetmeye gör, Ya horlanıp, aşağılanacaksın hep, Ya sürünüp, yok olacaksın, Ya da kazanmaya çalışacaksın yeniden. Bende varım diyebiliyorsan Onurunla, gururunla. Hem özgür olacak, Hem de özgür kalacaksın yeniden.
Dünyayı saran Covid- 19 virüsü nedeniyle Ulusal Egemenliğin 100 yıl kutlamaları kentlerimiz meydanları yerine balkonlarda gerçekleştirildi. Gelecek kuşakların anımsamasına katkı sağlamak, dost belleklere not düşmek adına etkinliklerden bazı görüntüleri sevgili dostlarla paylaşmak istedim. Dostluk ve esenlik dileklerimle.
















